yonderly.
yonderly.
2 yıl
tribünlerdeyiz, ben ve birkaç arkadaşım. kim olduklarını hatırlamıyorum. ortalık fena kalabalık. tam koltuğuma yerleşmişim yandaki dükkanın akvaryumundan balıklar çıkmış dans ediyor. çok şeffaf bir görünümleri var taş zeminin üzerinde. mutlu görünüyorlar, sanırım soluyamadıklarının farkında değiller. neyse. bir süre onları izledikten sonra önüme dönüp, sahanın ortasına bakıyorum. beyaz ceketli, siyah kravatlı bir adam elinde ince bir çocuk. saçlarının gür oluşu nedeniyle belki bir sanatçıya benzetiyorum ama bu zatın adını bilmiyorum o yüzden pas geçelim. beyaz ceketlinin karşısındaki tribünde bir yığın mavi önlüklü çocuk var. diyorum bu zamanda önlük giyen çocuk da kalmış. helal olsun, çok sevdim. harika bir hizadalar, sanki canlı değiller. biri de çıkıp anasına babasına el sallama girişiminde bulunmuyor, belki de hepsi de evsiz barksız çocuklar. belki de zorla getirilip onlardan bu yapması istendi. adam belirsiz hareketlerle elini kolunu oynatıyor ama bize hiç ses gelmiyor. derken siyah saçlı, kırmızı rujlu, boya kutusundan çıkmış görünümlü bir kadın hiddetle bizim tarafa geliyor, adama da birkaç el kol hareketiyle durmasını söylüyor. sebebini bilmiyorum ama sanırım kadından korkup hepimiz hazır duruşa geçiyoruz. kadın tek tek üstümüzü başımızı düzeltiyor, benim tişörtümü dizlerime kadar indiriyor. sonra bir anda sahanın ortasında kendimi beyaz adamın yanında buluyorum. diyor ki "bugün günlerden ne?" cuma diyesim geliyor ama adamın istediği cevabın bu olmadığını bilerek " 19 mayıs ulusal egemenlik ve çocuk bayramı" diyorum. yanlışımı düzeltmeden, konuşmasına devam ediyor. şaşakalıyorum. adamı dinlemiyorum çünkü bundan sonra söyleyecekleri benim için bir şey ifade etmiyor. tribüne dönerken kadınla karşılaşıyorum. aşağılayıcı bir bakış atıp yerime oturuyorum. arkadaşlarıma sahada olanları anlatırken ( gülerek ) kadın yine geliyor. "sen! senin görevin ne bugün? gel bakalım!" diyerek yakamdan tutup beni sahaya çekiyor. diyorum ki ben arkadaşımın şiir okuyacağını ilan edeceğim, söyle bakalım nasıl yapacaksın diyor. başlıyorum, " öncelikle hepimizin 19 mayıs ulusal egemenlik ve çocuk bayramı mutlu olsun. dudu arkadaşımız size atatürk adlı şiirini okuyacaktır." dudu'nun sınıfını, okulunu söyleme gereği duymuyorum çünkü nasılsa ailesinden başka bunu dikkate alan olmayacaktır ve çoğunluk bunu söyledikten üç beş saniye sonra unutacaktır. bayramın adını yanlış söyleyişim yine kimsede bir tepki uyandırmıyor. "ulan hepiniz mi koyunlaştırabildiklerimizdensinz!" diyorum kendi kendime. üzerimde kırmızı beyaz gömleğim, kırmızı ayakkabılarımla tribüne dönüyorum. çok serseri bir görünümüm var. arkadaşlarımı başka bir yere oturmuş buluyorum. diyorum " ne b*k yemeye buraya geçtiniz, orası iyiydi!" etrafta tanımadığım bir sürü adam tuhaf tuhaf bana bakıyor, gidip başka bir yere oturuyorum. hava sıcaklaşıyor, gidip pencere açmaya çalışıyorum, kar yağıyor. yine şaşakalıyorum. camdaki kırmızı perdeleri açarken kalabalıktan tepki geliyor. "işık gözümüzü alıyor!" kendi karanlığınızda boğulup gitmişsiniz size ışık gerek diyesim geliyor. sinirleniyorum artık burayı terk etmenin vakti geldi. dönerken yerde yatan bir suriyeli çocuk görüyorum. hasta, titriyor. üzerinde pembe gülleri olan bir battaniye. sadece izliyorum onu, kayıtsız kalıyorum. İçimden kendime kızarak uzaklaşıyorum. neden bir şey yapmadın! böylece bitiyor. evet, böyle saçma rüyalar görüyorum. biraz hikayeleştirdim. ama bana bunları gördüren rem evreme bir selam çakarım! bilinçli rüya görmenin yollarını bilen biri varsa bir adım öne çıksın zira artık bir kanadın kuşunda uçmaya bile razıyım bu dünya dışı evrende. tuhaflıklar beynimi ve ruhumu sarıyor.

Yorumlar

anonim
anonim
2 yıl
ben gayet açığım bence. biraz düşün bi.