dakoh
dakoh
yüksek, bulutların arasına uzanan bir gökdelenin tepesindeyim. burası dümdüz, siyah renk camdan bir zemin var. en ortada ufak kare bir masa. dirseklerim masada ve ellerim çenemde otururken karşımdaki insan gözlerini bana dikmiş. muhtemelen benden korkuyor, gözü her an belindeki silaha gidiyor çünkü. güneş batmak üzere. ya da belki sönüyordur güneş, ışığı bitiyordur. dibine kadar erimiş bir mum gibi kendi içine kapanır gibiydi güneş. ağzımdan çıkan bir iki cümle var yalnızca. "gel benimle, zamanın sonuna gidelim. bu laneti zamanın sonuna varmadan def edemem başımdan." karşımdaki insanın gözleri yaşlı. sürenin daraldığının o da farkında tıpkı benim gibi. korkuyla, ağlamakli bir soru çıktı ağzından: "peki, her şey son bulduğunda ne olacak?" cevabım zordu, ama soru da daha kolay değildi sonuçta: "her şey uykuya dalacak." ben insan değilim. varlıklara bekçi olmakla yükümlü bir hatayım yalnızca. ve sonraki bir anda, o ufak kare masada, dirseklerim aşağı kayıyor, ellerimi çenemin altında daha fazla tutamaz hale geliyorum. gözlerim ardına kadar açık. git gide masanın soğuğuna yaklaşıyor başım. düştüğümü biliyorum ama buna karşı koyamıyorum. başımı vurmamla beraber karanlığın çökmesi bir oluyor. güneş söndü. onca varlığın içinde bir alemin daha yok oluşuna şahit oldum böylece. bu seferkiler farklıydı ama. İnsanlar farklıydı. düşünebiliyorlardı, mantıklı olanları vardı, sevebiliyorlardı, üzülüyorlardı. ve hepsinden daha da iyi olan bir şey vardıysa da, unutabiliyor olmalarıydı. o kadar şanslıydılar ki bu insan denen varlıklar, çektikleri çileleri gerçekten unutabilip tekrar ayağa kalkabiliyorlardı. elimde değildi, vuruldum onlardan birine. ama zaman yanlıştı, zaman bu sefer çok geç kalmıştı. onların dünya'sının güneş'i sönmeye başlamıştı bile ben onunla tanıştığımda. o ise aynı diğer insanlar gibi bihaberdi her şeyden. mutlu görünüyordu her zaman, gülümsemesi sanki evrenin öbür tarafında bir galakside yeni doğan gezegenlerde hayatı başlatıyordu. neşesi o günkü ılık bahar havasının yegane sebebi olmalıydı. ve gözlerindeki bilgelik, bana cahil olduğumu düşündürüyordu. ama o bir insandı. ve insanların hayatı sona ermeye başlamıştı. bana sadece birkaç sene onunla olma şansı vermişti düzen, onbinlerce senenin içinde, bu lanetin ızdırap hissi vermediği birkaç ufak su damlası... bir 'hata' olduğumdan bahsetmiştim sanırım. aslında zamanın başından sonuna kadar her an sırayla bekçilik yapmam gerekiyordu dönemin varlıklarına. ama şans bu ya, elli senede bir o çatıdaki masaya çarpıyordum kafamı. gözlerim açık, bilincim açık, ama yapabildiğim tek şey bakıp seyretmek... ve bu sefer, bu son sefer bu masada yalnız değildim. bir yüzyıl sonra uyandığımda onu yanımda göremeyeceğimden emindim, ona demiştim "zamanın sonuna gidelim, gel" diye. ama gelemezdi. o bir insandı. ben bir hataydım. ben de birdahaki uyanmamda bekçiliğini yapacağım türün merakıyla devam ettim beklemeye..

Cevaplar

dakoh
dakoh
yo yo, kendimden bahsetmiyordum. bu rüyayı bahsettiğim 'hata' nın gözünden gördüm, kendim değildim rüyada. onun duygu ve düşüncelerini anlattım sadece, çünkü rüya süresince o'ydum :d