dakoh
dakoh
bugün okulun ilk günü değildi. bugünün ilk günü olduğu tek şey kalan ömrümdü. bikaç sene ya da bikaç dakika, bilinmez... kendimle alakalı hoş olmayan şeyler keşfediyorum her geçen gün. kişilik bozukluğu ve çoklu kişilik arasında gidip geliyorum, hangisi, emin değilim. garip bir sisin içinden bakıyorum dışarıdaki dünyaya. İçeridekiyse hiç bakılacak gibi değil. oturup beni saatlerce dinlesinler istiyorum. bi sigara bi kahveyle bütün gün tok tutuyorum kendimi ve duygularımı.. bazen ucunu kaçırıyorum elimde tuttuğumu sandığım tüm iplerin. sonraki bir anda sanıyorum ki her olanın bitenin kontrolü bende.. kendimi kendime tanıtmaktan bile korkuyorum. kim olduğumu görünce kendimi sevmezsem diye. bazen her şey benimle alakalıymış gibi. ama diğer bazenlerde evrendeki ufacık bir zerreyim ve kendi hayatım dahil hiçbir şeyde ufacık bir etkim dahi yok. "büyük olanın dört çocuğu"nu yeni bulmuşlar, ve bunu o adam ilk benimle paylaşmış gibi mutlu olup heyecanlanmak istiyorum. hayat ben olmadan da sürüyor. benim hayatım, ben, ben olmadığım halde devam ediyor. ve bazen kafam boynumdan kayıp düşüyor. her şey titrek ve bulanık, gece göğünde bir dolunay anlamlı sadece. bir o sadık. sanki dünya ateş! sahi, dünya güneşten fazla yakıyor kavuruyor... kimim ben sorusunun cevabı yok. neredeyim ve ne zaman? tek cevapları bunlara verebiliyorum. ama nerede olduğumu değil de nerede olmadığımı hepsinden iyi biliyorum: kendimde....

Cevaplar

izmirmavisi
izmirmavisi
"sahi, dünya güneşten daha fazla yakıyor kavuruyor" . ne kadar da doğru.. yakıyor kül ediyor küllerinden var edip en baştan yakıyor yine, yine yeniden.