onumarkamsobee
onumarkamsobee
bazı şeylerin altından kalkamıyor insan. bodoslama daldım bu sefer konuya. giriş-gelişme-sonuç sırasını bozacağım bugün. ne kadar uzunlukta yazarım bilemiyorum, o yüzden şimdiden özür diliyorum sizlerden. okumazsanız da anlarım sizi, ben gönderdikten sonra yine ne kadarlık kısmımı açmışım meydana onu merak ettiğim için okuyacağım.. ne kadar da ciddiyim bugün değil mi? aslında değildim. odaya gelince oldu tüm bunlar. "yalnızım" çünkü. ve bu yalnızlık bana son bir haftadır ara ara aklıma gelip de gerilere ittiğim şeyleri düşünme fırsatı yaratıyor.. yine bir sürü derslere girdim. hatta yükümü ağırlaştırdım bugün. kendi limitlerimi zorlamayı düşünüyorum. ne konuda olduğu fark etmez. beni yorsun yeter gibi bir düşünce var.. neyse ilk cümlemize gelelim biz. bazı şeylerin altından kalkamayacağımı düşünüyorum şu sıralar. fakat allah hiç kimseye altından kalkamayacağı bir yük yüklemez, öyle değil mi? o zaman niye kaldıramayacağımı düşünüyorum? düşünmemek gibi bir zorunluluğum yok elbette. fakat allah'ın böyle bir yük vermeyeceğini bile bile kaldıramayacağını düşünmesi de saçma değil midir insanın? belki de durumları illa ya doğru ya da yanlıştır şeklinde görmemeliyim. aslında öyle görmüyorum desem yeridir. bir durumu hem doğru tarafından hem yanlış tarafından hem de tarafsızlık tarafından incelerim normalde. bu konuda yapamıyorum sanırım onu. belki de bir şeyleri başarmaya çalışmaktan yoruldum. hep ailem için başarılı olmak istedim. onlar için iyi bir evlat olmak istedim. İyi bir arkadaş olmak istedim. İyi bir dost olmak istedim. bunlar için de çabaladım.. hala daha çabalıyorum. ailemin güvenini sarstım. o güveni tekrar kazanmak için çabalıyorum. her ne kadar umursamaz görünmeye çalışsam da onların güvensizliklerini, aslında umursuyorum.. bunu onlara belli etmemeye çalışıyorum. onlar beni "umursamaz, galesiz, sorumsuz" diye nitelendirirken ben de onları gördükleri, inandıkları şeyi güçlendirmeye çalışıyorum. benim aslında her şeyi kafaya takan biri olduğumu fark etmemeleri için çabalıyorum. kırılmaz olduğumu göstermeye çalışıyorum. camdan olmadığımı, "güçlü" olduğumu düşünmeleri için çabalıyorum. ki ben güçlüyüm zaten. tabi bu herkesin "güçlü olmak" tanımına göre farklılıklar gösterebilir.. bana göre güçlü olmak ne mi? bana göre güçlü olmak; ne zorluk yaşarsam yaşayayım tekrar ayağa kalkmaktır. ban göre güçlü olmak; acıya göğüs germeyi bilmektir. bana göre güçlü olmak; esen en şiddetli tayfuna, kasırgaya karşı durmaktır. yara alıp almamak sorun değil. önemli olan yara alınsa bile iyileşebilmektir. yüzde yüz iyileşeceğiz diye bir kaide yok. zarar oranı en aza insin yeter. hayatına kaldığı yerden devam edebilmeli insan. aldığı yaraların izleri olabilir. ama bu izleri görüp dertlenmek yerine, o izleri görüp yaptığı hatalardan ders çıkartmış olmalı insan. o izler onu yıkmamalı, yıkamamalı. eğer o izler onu yıkıyorsa, tekrar dibe çekiyorsa; güçsüzdür bu kişi bana göre.. aldığı yaralara rağmen pes etmemeli bence bir kişi. çünkü o yaralar sayesinde büyüyecek. o yaralar sayesinde sağlam bir yapıya sahip olacak. çocukluğumuzda seksek, top oynarken veya saklambaçta en olmadık yerlere saklanmak için çabalarken alınan yaralardan biraz daha fazla acıyacak canımız. yine hıçkıra hıçkıra ağlayacağız. yine bizi sarıp sarmalayacak birini arayacağız.. bu sefer bizi annemiz, babamız ya da sevdiğimiz bir yakınımız değil de kendimiz saracağız belki de.. belki çığlıklar atacağız ama bu çığlıklarımızı kimse duymayacak. sessiz olacak çünkü. ağzımızı bıçak açmayacak ama içimizde yükselecek sesler. ağzımızı açıp iki kelam etmek isteyeceğiz ama boğazımıza düğümlenecek.. şu anda bende olduğu gibi. konuşamıyorum. sadece yazıyorum. ne yazdığımı da bilmiyorum. bir yazıp bir dışarıyı izliyorum.. ağlamak istiyorum ama ağlayamıyorum. gözlerim doluyor ama akmıyor yaş.. akacak yaş kalmadı diyemem, hala var. ama nedense akmak istemiyor. belki de akmamasının sebebi benim ağlamayı güçsüzlük işareti olarak görmemdir. sizce ağlamak güçsüzlük işareti midir? bir insanın yanında hıçkırıklara boğulmak? salya sümük ağlamak zayıflık mıdır insan içinde? insan içinde olmasına da gerek yok gerçi. yalnızken de ağlamak zayıflık mıdır? bir diziyi izlerken ya da bir filmi? zayıflık mıdır ağlamak? yoksa içimizde tuttuklarımızın, ağzımızı açıp da hakkında tek kelime edemediklerimizin dışarıya boşalması mıdır? ağlamak nedir? niye ağlarız ki? ağlamak rahatlatmıyor ki. daha baş ağrısı veriyor bana.. ağlayamadığımda da başıma ağrı giriyor gerçi. siz niye ağlarsınız? ben içimi dökemediğim için, yorulduğum için ağlıyorum. sanki bazı şeyleri taşıyamayacakmışım gibi hissettiğim için ağlıyorum.. ağlayınca rahatlamıyorum ama.. o yalan. İnsan ağlayınca rahatlamıyor. ya da bu kişiden kişiye değişiyor. diyeceksiniz ki "sen normalde konuşan bir insansın. niye susuyorsun?" çünkü anlatamıyorum kendimi. dostlarım olabilir ama onlara da anlatamıyorum. "a" dememden sonrasında ne diyeceğimi anlayacak biri vardır belki.. umut sonuçta. "değişik" bir insanım bu konuda. peki "değişik" kelimesinin anlamı ne ki? diğerlerinden farklı olmak mı? herkesin yaptığını yapmamak mı, düşündüğünü düşünmemek mi? nerelere girdim görüyor musunuz? hep böyle oluyor işte.. bir şeyi düşünmeye başlıyorum ve o düşüncelerdeki bir kelimeyi alıp bir de onu irdeliyorum. konuyla ne alakası olduğunu soracak olursanız ben de bilmiyorum.. kendimi anlamıyorum. susuyorum bende. belki böyle çözülebilirmişim gibi. belki susarak kendimi anlatabilirmişim gibi. susarak nasıl mı anlatacağım? gözlerime baksınlar. oyun yok onlarda. onlar içimde ne oluyorsa aynısını yansıtıyorlar. "gözler yalan söylemez." söyleyemezler yani. gözlerine yalan söyletebilene de helal olsun diyorum.. gözlerime bakıp anlayamıyorsa da yapacak bir şey yok.. yine baş başayım demektir kendimle.çoğunlukla olduğu gibi. soyutlamak lazım bazen kendini. şarkı söylemek lazım. rahatlatıyor diyemem sadece sesini yükseltmene yardımcı oluyor. sesini yükseltiyorsun. boğazın yırtılırcasına yükseltiyorsun. seni kimin dinlediğini umurunda olmuyor. niye olsun ki? karga sesli oluşun bile sorun olmuyor. gören "ne yapıyor bu? deli mi ne?" dese de sorun değil. bir de ağlama kriziniz geliyor şarkı söylemelerden sonra. ağlıyorsunuz, ağlarken şarkıya eşlik etmeye çalışıyorsunuz, ama beceremiyorsunuz. olmuyor. kendinize kızıyorsunuz. sonra bir de kahkaha atıyorsunuz. daha sonra sakinleşip hafif bir ağlıyorsunuz.. buna tıpta ne deniyor? sinir krizi mi? bu bence insanın kendini rahatlatması.. nadiren yapması lazım bunu insanın.. yorulduğunu anladığında. sanki şu omuzlarına bir şey daha koysalar yıkılacakmış gibi hissettiğinde.. yıkılmayacak ama! neden mi? çünkü insanlar güçlü. bunu kendilerine hatırlatmaları lazım. bir insan her şeyi yapabilecek güce sahiptir. ama inançları zayıftır. İnanmayı beceremez bazen. becerse bile kolayca yıkılabilir insanın inançları. şu an bende öyle mesela. son 3 gündür olması lazım. bir şeye inanıyorum. ama yıkılıyor gibi hissediyorum. yıkılmaması için uğraşıyorum. çünkü biliyorum ki benim inancım doğru bu konuda.. ne kadar da kendime güveniyorum değil mi? cık. kendime güvenmiyorum aslında çok fazla. ama olan güvenimi de yerle bir edemem. yerle bir edersem benden geriye bir şey kalmaz ve hazırda bekleyen plan uygulamaya konulur. bunun da ne bana ne de çevreme ne de geleceğime hiçbir faydası olmaz. ki uygulamaya geçersem o planı geleceğim diye bir şey söz konusu olamaz.. "geceler zehir, geceler kara..uçasım gelir, kanadım yara..yaralar derin seneler kadar.." diye bir şarkı sözü var. kimin olduğunu söylememe gerek yok sanırım. şu an bana eşlik ediyor kendileri.. neyse bu şarkı sözünde de dediği gibi uçasım var fakat kanadım yara. İyileşti iyileşecek. beynimde dönen düşünceler de yolunu bulacak ve sorunsuz bir şekilde çözülüp çıkıp gidecekler beynimden.. zaman lazım. zaman lazım dedim değil mi ben? ben aslında her şeyin ilacı zamandır diyenlerden değilim. zaman hiçbir şeyin ilacı değil. ne kadar zaman geçerse geçsin sen istemedikçe hiçbir şey düzelmiyor. sen iyileşmeyi istemelisin önce. eğer sen iyileşeceğine inanırsan ve istersen kısa bir sürede de iyileşebiliyorsun.. kısacası İnan ve İste. yoksa olmuyor. İstiyorum demekle olmuyor ayrıca. gerçekten istemelisin. kalbinden gelmeli bu istek. bu kalpten gelme olaylarını da hiç anlatamıyorum. sadece kalpten geldiği anı insan anlıyor.. bir de sabır göstermeli. çabalamalı. İstemekle, inanmakla bitmiyorum. çabalamak gerekiyor. sadece karşı tarafın çabalaması ile olmuyor mesela. bir adım da sen atmalısın. ben atamıyorum o adımı orası ayrı. ben de biraz daha zaman geçse atacağım ama. kendimi biliyorum, bekleyemem. sabırlıyım fakat belki karşımdaki benden bekliyordur? hep karşı taraf, hep karşı taraf olmaz ki. değil mi ama? konu dağıldı sanki.. sustuğunuzda yenildiğinizi sananlar olacak dostoyevski'nin de bir sözünde geçen gibi. ama siz yenilmediğinizi bileceksiniz.. hala sahada olduğunuzu.. zamanınız var sonuçta.. neyse.. sanırım ben çok uzattım. yine kim bilir neler anlattım? neler saçmaladım?.. tutamadım kendimi diyebilirim. e içini dök diyor.. bugünkü oas pek kendinde değil gibi.. bekliyor çünkü. beklemede bugünkü oas heyecanla. ne bekliyor acaba? çok bekler mi sizce? çözdü sanırım kafasındakileri bunları yazarken.. ne mutlu oas'a.. uzman yardımına da ihtiyacı yok bence oas'ın. ne gerek var ki? rakı alacağını söylüyor, dayak yemekle tehdit ediliyor resmen..ne yapsın bu oas? ve bir de ne kadar bekleyecek oas? yardımsever oas'ımız yardım edecek mi arkadaşına? bu oas buradan şu an gidecek sanırım. ama tavsiyesi var iki tane nacizane.. duman-elleri ellerime ya da aman aman.. "hep kaçıp yeni bir adım atarken, dibine kadar çileye batıp çıkarken, içine atıp atıp yoluna basıp giderken, su gibi akıp geçer zaman.." güzel değil mi? dinlerken güzel ağlanıyor duman :) İyi günler.. İçimi dökemedim sanki ben.. ama yine içimle ilgili ipucu verdim.. kendinize iyi bakın :)

Cevaplar

anonim
anonim
sakın planini uygulamaya koyma dünyanin senin gibi samimi insanlara ihtiyaci var 😊 sen gitme ki dünya kötülere kalmasin, kötü seyler düşündüğünde yaşamak istemediğinde yaz buraya ben okuyup anlıyorum seni. bi tek ben değilmişim diyorum. hep dayan sen çünkü biz güçlü insanlarız 😊