zorakimuhendis
zorakimuhendis
@Anonim bay ‘ a reddiye. öncelikle yazdığın o ayeti bulamazsın şeklindeki yazımdan ötürü @lipstickk den özür dilerim çünkü mealini göz önüne aldığımızda bu manayı veren bir ayet olduğunu düşünmeden yazmışım.ancak kur’an meal ile yorumlanabilecek bir kitap değildir zira yalnızca meal insanı yanlış yönlendirir ,ayetlerin inmesinin sebepleri vardır.bir olay üzerine inmiş olan ayeti her konuda kullanmak yanlış oluyor.ayrıca önceki,sonraki ayetlere bakmayıp aradan cımbızla çekip almak da hatalı bir yöntem çünkü kur’an bir bütündür.misal olarak ayetel kürsi mealini alalım 1. ayetin başında ‘allâhü lâ’’ifadesi geçer (allah yoktur)’’ manasına gelir.bununla haşa allah yoktur diyebilirsin ve bazılarıda harbiden la diyebilir ancak ayet devam ediyor ‘’(allahu la ilahe illa hu’’allah'dan başka hiç bir ilah yoktur.’’bunun gibi örnekleri çoğaltabiliriz.senin yaptığında buna benzer bir şey internete yazıp 2 ayet çekmişsin şark kurnazlığı yapıp .ondan sonra vay efendim sen şöyle dedin ama böyle girin diyanetin kur’an portalı olarak adlandırdığı programa tefsir bölümünü seçin orada meali de var aynı ayetlerin okuyun.(bakara 193. ayet) üşeniyorum diyorsanız yoruma atacağım .@mavis uyardığın için teşekkür ederim.
arkadaşın yazdığı ayet buydu:
fitne ortadan kalkıncaya ve din yalnız allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın; fakat vazgeçerlerse, artık zalimlerden başkasına saldırmak yoktur. ﴾193﴿

tefsirini okumadığınızda ayetleri yanlış anlayabiliyorsunuz lütfen, tefsire bakmadan bak bu ayet böyle diyor demeyin.

eğer hadis i de araştır bul vs. derseniz onu da bulur açıklamasını yapmaya çalışırım.nüzul sebebini bilmeden ,tefsiri okumadan ayeti;söylenmesinin nedenini bilmeden de hadisi mana itibariyle aynen alırsanız hata yaparsınız.buhari şu şu bahis sayfa diyorsun buharinin şerhi kaç sayfa haberin var mı öyle damdan düşer gibi atlanınca yanlış anlaşılıyor.şerhiyle birlikte bakılmalı hadis’e de.çünkü kime niçin söylendiğini bilmeden nasıl neyi kastettiğini anlayabilirsiniz ki bir kişinin?

Cevaplar

zorakimuhendis
zorakimuhendis
fitne ortadan kalkıncaya ve din yalnız allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın; fakat vazgeçerlerse, artık zalimlerden başkasına saldırmak yoktur. ﴾193﴿

tefsiri
burada savaşılması emredilenler de 190. âyetteki topluluk, yani müslümanlara karşı savaş açanlardır. âyetteki fitne kelimesi eski müfessirlerin çoğu tarafından “allah’a ortak koşma, inkâr etme (küfür)” şeklinde açıklanmıştır (bk. taberî, ii, 194; zemahşerî, i, 118; şevkânî, i, 210). fahreddin er-râzî ise buradaki fitne kelimesiyle ilgili iki farklı açıklama getirmektedir: 1. müslümanları dinlerinden döndürme tehlikesi ve riski, bu yöndeki baskılar, tertipler. 2. düşman tarafından gelebilecek toplu saldırı riski. râzî’nin naklettiği iki yoruma göre de âyetteki savaş buyruğunun asıl hedefi, küfür ve şirki büsbütün ortadan kaldırmak ve herkesi müslüman yapmak değildir. esasen insanları savaşarak müslüman yapmak pratik bakımdan da imkânsızdır. çünkü iman bir ikna ve gönüllü kabul işi olup kur’ân-ı kerîm de bunu açıkça ifade etmiştir (meselâ bk. kehf 18/29; hucurât 49/14). öyle görünüyor ki âyetteki fitne kelimesi râzî’nin işaret ettiği her iki anlamı da içermektedir. şu halde âyete göre savaşın ana hedefini, “müslümanları dinlerinden döndürme tehlikesini ve düşman tarafından gelebilecek toplu saldırı riskini ortadan kaldırmak, herkes için geçerli bir din ve inanma özgürlüğü ortamı sağlamak” şeklinde özetlemek mümkündür. çünkü “dinin allah için olması” yalnız İslâm dinine değil, diğer dinlere inanan ve dinlerinin gereklerini yaşayanların da baskıya mâruz kalmamaları, kendilerine din seçme hürriyetinin verilmesi hükmünü içermektedir. çünkü zorlama sebebiyle dile getirilen imanın da ibadetin de hükmü ve değeri yoktur. âyetin sonunda “fakat (müşrikler) vazgeçerlerse, artık zalimlerden başkasına saldırmak yoktur” buyurulmakla birlikte, hangi şeyden vazgeçecekleri belirtilmemiştir. bu ya küfür ve şirkten veya savaşmaktan vazgeçmek olabilir (reşîd rızâ, ii, 211). taberî bu kısmı her ikisinden de vazgeçmek şeklinde yorumlamış ve şöyle açıklamıştır: “size savaş açan inkârcılar, savaşmayı bırakır da sizin dininize girer, allah’ın size yüklediği vecîbeleri kabul eder, putlara tapma âdetlerinden vazgeçerlerse artık onlara saldırmayın, onlarla savaşıp cihad etmeyi bırakın. çünkü yalnız zalimlere yani allah’a şirk koşup o’na kulluk etmeyi reddedenlere, yaratıcılarından başkasına ibadet edenlere saldırılabilir” (ii, 195). ancak yine taberî’nin aktardığı bilgilere göre (ii, 195-196) âyetin, “...zalimlerden başkasına saldırmak yoktur” anlamındaki son cümlesi, “size savaş açandan başkasıyla savaşmayın” şeklinde de açıklanmış olup kanaatimize göre bu yaklaşım, konumuz olan âyetlerin akışına, kur’an’ın genel tavrına ve hz. peygamber’in hudeybiye’de müşriklerle antlaşma yapması gibi tatbikatına (meselâ bk. nisâ 4/90; tevbe 9/1-6, 7) daha uygun düşmektedir (genişbilgi ve bu istikametteki görüşler için bk. ateş, i, 332-338).