onumarkamsobee
İçin dök diyorsun dedikodu. hadi dökelim! sinirimizi atalım bu sefer, değil mi? anlam veremediğim bazı şeyler var. mesela ben sıkıntım olduğunda bunu sevdiğimin yanında aşmaya çalışırım. onun yanımda olduğunu bilmeye ihtiyacım vardır. ama anlamıyorum niye yok? ben mi abarttım bazı şeyleri diyorum kendime. oas yine mi abarttın? yine mi fazla tuttun? size duvarlarınızı yıkmamanızı tavsiye edeceğim. yoksa kötü oluyor. bir duvarınız mutlaka kalsın. sakin kalmanız için kalsın. benim yoktu duvarım. bir tane bile bırakmamıştım ben. şu anda ise tabiri caizse it gibi titriyorum sakin kalabilmek için. pencereyi açmış, soğuğu yiyorum beni sakinleştirsin diye. belki de bu titreme o yüzdendir. bilmiyorum. tek bildiğim sakin kalmaya çalışmak istemediğim ama söz ağızdan çıktı bir kere. bir kere "peki." dedim ben. lanet olasıca bir "peki" dedim ben. siz siz olun eğer içinizden gelmiyorsa "peki" demek, demeyin. siz siz olun ağzınıza geleni söyleyin o an. anlayış istedi sadece. bir iki gün anlayış. eyvallah diyip verdim istediğini. "konuşmamız lazım." dediğinden beri oluşan sıkıntı boşa değilmiş. nasıl bir sıkıntıydı biliyor musunuz? bana "yanlış anlaşılmak istemem ama bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek istiyorum." dediği zaman kalbime oturan öküz gibiydi. hafif hafif batan bir şey vardı sanki. ne olduğunu bilmiyorsun. ne olabileceğini bilmiyorsun. bekliyorsun. arıyorsun, meşgule atılıyorsun, seni arayacağı söyleniyor. bekliyorsun aranmayı. beklerken uyuyakalıyorsun. uyanıyorsun ama hala olmuyor bir çağrı. senin korkuların devam ediyor. öyle çok korkuyorsun ki gerçekleşmesinden korktuğun korkularından. böyle senaryolar kuruyorsun. bir de takıntılı biriysen eğer, kurduğun senaryoların nasıl olduğunu kimse bilemez. en uç noktalarında yaşıyorsun o korkuları. zaman geçmek bilmiyor. sen 10 dakika uyuyakaldığını sanırken, geçen saat 1 saat oluyor. bir daha dalıyorsun korkularını bastırmak için. bir iki saat de öyle uyuyorsun. ama uyanınca yine her şey aynı oluyor. 

Yorumlar

onumarkamsobee
...korkuların sana diyor ki her uyanışında "naber? ne kadar kaçacaksın bizden? hadi kaçma artık da gel bizimle :d" şeklinde kahkahalarla gülüyorlar sana. anlıyorsun kaçamayacağını ve yüzleşiyorsun. sonuç mu;? çöküntü. sen korkularına yenik düştün. çünkü sana koca bir "ama" verdi. sana "...ama" dedi.. sen o "ama"dan sonrasını nelerle dolduracaksın kim bilir? tek acı çeken sen değilsin, biliyorsun ama canın çok yanıyor. sakin kalmaya çalışıyorsun. telefonda sakin kalmak için kırk takla atıyorsun. sesini bir saniye de olsa fazla duyabilmek için saçma saçma şeyler söylüyorsun. çünkü ne kadar "... ama" dese de sesi seni rahatlatıyor. o her zaman duymak istediğin, sana huzur veren sesi, seni bu halde bile rahatlatıyor. gözün buğulanıyor. fakat sen ağlamamak için kendini tutuyorsun. İzin vermiyorsun akacak olan yaşlara. o yaşları akıtıp onu üzmek istemiyorsun. bak hala karşı tarafı düşünüyorsun.. hala güveniyorsun. o nasıl "size" güveniyorsa, sen de "size" güveniyorsun. ne derse desin emin olduğun bir şey var senin. sadece söylenen "ama"yı kaldıramıyorsun. "niye o ama? neden dedi? o kadar şey diyip niye sonra bu ama?" diye içindeki kötü ses seni ele geçirmeye çalışıyor. sen ise mantığını kaybetmek istemiyorsun. onun psikolojisi zaten bozuk bir de sen bozamazsın diyorsun. "telefon kapansın kendine ne halt edersen et oas" dedim o an. mazoşistim sanırım ben. gözüme kestirdiğim dolap kapağım vardı. ve benim yumruklarımdan nasibini aldı.gereksiz farkındayım. ama ben bunu yapmazsam duramazdım. sıkıntı şu ki benim hala canım yanıyor. ne var sanki birkaç gün beklemekte? beklerim. nasılsa bana gelecek. kötü bir şey yapmayacak ki. gel de bunu kabullen. o koskoca "ama"dan sonra kabullen bunu. sana kahkaha atan korkularından sonra kabullen. güvenim tam dedim. boşa demedim ben onu.. çelişiyorum kendimle, değil mi? farkındayım çeliştiğimin. aslında korkularımın bir sebebi de ona bir şey olmasından kaynaklanıyor. oldu demiyorum. olacağından korkuyorum.. korkunun ecele faydası yok derdim ama korkuyorum. kendime bir şey olacağından korktuğumdan daha fazla korkuyorum. mantıksız mı bu? bilmiyorum. abarttığımı düşünüyorum. ama niye abartmış olayım? o gelene kadar kendime düşünmeyi yasaklıyorum. düşünmek yerine oturup başka bir şeyle uğraşacağım. mesela ayran içmek. bol tuzlu ayran içmek.. loknes de yok buralarda. ben ayranın dibine vuracağım. kizakurda'nın bana engel olma konusunda başarılı olduğu pek söylenemez çünkü. ağladım evet. telefonu kapattıktan sonra ağlama izni verdim kendime. ama çok fazla değil. biraz. daha sonra telefonda çalan ziynet sali-yanabiliriz parçasını söylerken kendimi rahatlattım. niye o parça bilmiyorum. telefonda o varmış çalan o an. şimdi ise yavuz bingöl- kara tren. salih yılmaz'dan yüreğin gözyaşları'nı açalım, değil mi? tuzlu, tatlı, kafeinli bir gece olacak. aslında sabah oldu saate bakarsak. yine konuyu dağıttım. farkındayım. hep tulumba ve tuzlu ayran karışımından oluyor bunlar. aslında benim yazım yarım kalmıştı. İlk sinirle ya da üzüntüyle, ne ile derseniz artık, yazarken yanlışlıkla fare kımıldanıp "gönder" seçeneğine tıklamış. her şeyim benim gibi. ters takılıyorlar.. İyi sabahlar.. uzun oldu biraz. aslında ben yazıp göndermemeyi düşünüyordum. yazmak içimi rahatlatıyor çünkü. yazarken ağlayabiliyorum bir parça da olsa. fakat işte dediğim gibi hatayla basılan bir gönder tuşu yazıp göndermem gerektiğini söylediğini düşündürttü evrenin. ne kadar içimi dökebildim bilmiyorum. dökemedim çok fazla sanki. yine bir şeylerin kıyısında dolandım durdum fakat bir türlü içine dalamadım. dalıp taşıramadım. ben de böyle bir insanım. taşkının zayiatından korkuyorum sanırım bir de. bak sen şu işe ben ne çok şeyden korkarmışım.. korkuyorum fakat göstermiyorum. siz de kimseye söylemeyin olur mu? İçimizde her şey.. bizde kalsın. saklı dursun. bu da bizim sırrımız olsun.. "sır" kelimesinin anlamının dışına çıkıyoruz ama olsun.. "yüreğin gözyaşları gizli akar bilinmez, yare kavuşmak lazım mendil ile silinmez.." bu da son yazdığım cümle olsun. kendinize iy