onumarkamsobee
onumarkamsobee
bazen yalnız kalmak istiyorum. hem de öyle böyle değil. etrafımda kimse olmasın, arayanım soranım olmasın, bana biri çıkıp da "nasılsın?" diye sormasın istiyorum. niye mi sormasın? çünkü bu soruya verecek net bir cevabım olmayacak. ve iyi olmadığımı içten içe bilmeme rağmen "İyiyim." demek zorunda kalacağım. bu da bir yalan olacak. ve yalan söylemek istemiyorum hiç kimseye. bana yalan söylenmesini sevmezken; niye başkasına, bu konuda bile olsa, yalan söyleyeyim ki? yalan söylemektense susmak zorunda kalmak da istemiyorum. susmak bana göre değil. o zaman anlaşılır bir şeylerimin olduğu. neyimin olduğunu sorarlarsa da verecek bir cevabım olmayacak. çünkü benim içimde gizli kalan şeylerin dışa vurumu olacak o sessizliğim. daha doğrusu içimdeki çocuğun yorgunluğunun belirtisi olacak. ve ben bunu anlatmak istemeyeceğim bir başka aklı olan varlığa. bunun yerine gidip denizin karşısına denizle muhabbet etmek isteyeceğim. onun dalgalarına hem ben anlatacağım hem de içimdeki çocuk. tabi sadece biz anlatmayacağız. deniz de anlatacak bize derdini tasasını. "nasıl anlatacak ki?" dediğinizi duyar gibiyim. anlatımı basit aslında onun. onun sesini duyabilmek mesele. dalgaları var ya hani kıyıya vuran. onların vasıtasıyla döküyor o da bize içini.. bazen sizin içinize uyduruyor kendini. sizin içiniz gibi köpürüyor dalgalar ya da sakin sakin kıyıya vuruyor fırtına öncesi sessizlik gibi.. belli olmuyor. o anlarda gözünüz hiçbir şeyi görmüyor. bedeniniz hiçbir şey hissetmiyor. bütün algılarınız denize odaklanmış oluyor. soğukmuş, şehrin gürültüsüymüş mühim değil. önemli olan siz oluyorsunuz. siz ve sizi dinleyen dostunuz deniz.. bazen de sesiniz çıkmıyor. sadece izliyorsunuz onu ve gözünüzden yavaş yavaş gözyaşlarınız akıyor.. farkında bile olmuyorsunuz, biliyor musunuz? biri gelip peçete uzatmadığı müddetçe de farkında olmuyorsunuz. fonda da hafif şarkılar eşlik ediyor size. bazen onlara eşlik ediyorsunuz. bir an geliyor gülmeye başlıyorsunuz gözünüzden yaş akarken. nedenini siz de bilmiyorsunuz.. ama işin sonunda rahatlamış oluyorsunuz bir nebze de olsa. şu anki mekanıma bakarsak ırmak diyebilirim deniz yerine fakat ırmak tam olarak karşılayamaz bunu. İnsan nadiren de olsa kendini dinlemek ister. bu yüzden de bazı zamanlarda kendini çeker ortamlardan.. sesi azalmaya başlar ve belli bir zaman sonra da sesi soluğu kesilir. alıştıra alıştıra kaybolur insanların arasından. kimse de kaybolduğunu fark etmez. tabi bunun için onu mercek altına olmamış olmaları lazım. bu da işin başka bir boyutu..mesela hastalanıyor insan. ama bunun sebebi direkt kendine dikkat etmemesi olarak görülüyor. peki niye işin psikolojik boyutuna bakılmıyor? İnsan psikolojisi kötü olduğunda da hastalanamaz mı? bence hastalanabilir.. mümkün bir şey bu. İnsanla ilgili olan her şeyin sebebi bence psikolojide başlıyor. İnsan hastalandıktan sonra da iyileşmek istemiyor. yani bazı insanlar. hatta iyileşme süreçlerini kendi hallerine bırakıyorlar. ne ilaç alıyorlar ne de başka bir şey yapıyorlar. aynı tas aynı hamam devam ediyorlar. acı çekiyorlar, evet. ama niyeyse yine de bir şey yapmıyorlar. buna rağmen yine de dışarılara çıkıp yalnız başlarına yürüyorlar. soğuğa aldırmıyorlar.. bu onları rahatlatıyor sanırım.. bazıları ise kendini derslerine veriyor. geride tutmak istiyor içindekileri. "önceliğim derslerim." diyor. bunu başarabilmek de ayrı bir meziyet. bunu yaparken de hastalıklarına çare aramıyorlar tabi ki. kendilerine bir nevi ceza kesiyorlar fiziki acı çekerek. yaptıklarından dolayı, yapamadıklarından dolayı ceza kesiyorlar.. acıları geçtiğinde "çektik cezamızı." diyerek kendilerini rahatlatmaya çalışıyorlar. ama rahatlayamıyorlar :) sadece geriye ittikleri şeyi ön plana almayı erteliyorlar. öne alıp irdeleyip çözmek yerine geride tutuyorlar onu. korkuyorlar çünkü. eğer irdelerlerse derine batıp çıkamamaktan korkuyorlar. çünkü bundan öncekileri de geriye attılar. ve tekrardan ele almadılar. eğer bir irdelemeye başlarlarsa hepsini elden geçirecekler ve derinliklere doğru dalışa geçecekler. korkuları bu yüzden işte. ya o derinliklerden bir daha geri dönemezlerse? ya toparlayamazlarsa? bu korkuları yüzünden kendilerine fırsat vermiyorlar düşünmek için. ama öyle bir zaman geliyor ki düşünmeden edemiyorlar. biri ya da bir şey onları düşünmeye itiyor. "korkma, ben yanındayım." diyor. güven veriyor. onlar da çıkıyor yola. İşte bu deniz bu noktada yardım ediyor onlara. sakinleştiriyor. ama biliyor musunuz değmiyor. boşu boşuna geride tutmuş oluyorsunuz bazı şeyleri. hem de ne yüzünden? korku. lanet olasıca bir korku yüzünden.. saçma diyemem buna fakat yersiz. bazen yersiz olduğunu fark etmek gerekiyor. farkında olmadan hareket ettiğinizde size zararı oluyor yine. diyorum ya işte illa bir insana anlatmanız gerekmez bazı şeyleri. herhangi bir varlığa da anlatabilirsiniz. buna kağıt da dahildir. alın elinize kalemi ve edebi olması gerektiğini düşünmeden yazın içinizden geçenleri. üşenmeyin. yazdıklarınızı tekrar okumanıza da gerek yok hemen yazınız bittiğinde. ya da yırtıp paramparça etmenize de gerek yok. çünkü sonradan pişman olma ihtimaliniz yüksek. kaybolmasını ya da bir anlık bir duyguyla yırtıp attıktan sonra pişman olmayı istemiyorsanız word'e yazın. ya da buraya yazın. sizin tercihiniz. ama yazmak insanı rahatlatır. yazmak veya konuşmak fark etmez. kağıtla da konuşmuş oluyorsunuz sonuçta.. benim düşüncem böyle. yazmak beni hep rahatlattı. benim en berbat olduğum dönemde, anneannemi kaybettiğim, karşımda uyurken gördüğüm koltuk vardı. ben ona anlatırdım. aileme, çevreme karşı dik durduğumu gösterebilmek için saklardım içimdekileri. gece ise uyumak için başımı yastığa koyduğumda uyuyamazdım. uyuyamıyorum diye de sinirden ağlar ve döner koltukla konuşurdum. o dinlerdi beni. uyuyakalırdım sakinleşince. anlayacağınız bir koltuk dahi rahatlatabiliyor sizi. daha sonraları ise yazmaya başladım dolduğumda. bu bazen iki güne bir oluyordu, bazen ise günü birlik oluyordu.. usanmadım, üşenmedim. yazdım. nasıl olduğunu umursamadan yazdım. anca böyle sakin tutabildim kendimi. anca böyle rahatlatabildim.. genelde işe yarar. :) a bir de uyku var ama onu tavsiye etmiyorum. çünkü o sizi işlerinizden alıkoyuyor. ve kaçmaya itiyor sorunlarınızdan.. neyse bu yazı da burada bitsin mi? bence bitsin. zaten uzun oldu.. ders çalışırken gelen bir istekle geçmiştim başına. cezacığıma geri dönmem gerekiyor benim :/ ben mi? ben iyiyim sanırım. yalan yok. tam olarak nasıl bir ruh hali içinde olduğumu bilmiyorum :d ama denize ihtiyacım var gibi. mutluyum ama şu dersler canımı sıkıyor gibi. aileme karşı olan borcumu onlara alttan ders götürerek ödeyemem sonuçta, değil mi? :d İyi akşamlar gençlik. yine uzun bir yazı oldu :d şarkımıza gelelim biz.. "değer mi hiç?.. değer mi hiç?.. değer mi? değer mi? değer mi söylee!..
bir rüya ömür boyu sürer mi? sürer mi? sürer mi böyle?... " hadi görüşürüz. :)

Cevaplar

dakoh
dakoh
konu bütünlüğü olan bir yazı olmuş canısı, senden beklediğimiz böyle şeyler işte 😄😘😘 deniz de seni özledi, gel konuşalım maviyle ve griyle 😚
onumarkamsobee
onumarkamsobee
ilk uzun konu butunlugu olan yazim canisi ;d gelecegim kismetse :)
zorakimuhendis
zorakimuhendis
dikab=din kültürü ahlak bilgisi
onumarkamsobee
onumarkamsobee
zoraki tesekkur ederim ogrendim..