poseydon
poseydon
2 yıl
deniz kenarında bir verniksiz tahtalarından yeni yapıldığı belli olan bir bankta gayri ihtiyari bir şekilde oturmuş denizi ve gelip dalgaların mücadelesini izlerken ayağımın ucundan yuvarlanarak geçen sarı turuncu ve açık kahve renklerinden oluşan bir kurumuş bir yaprak takıldı gözüme. nereye gittiğini veya neden gittiğini bilmeden sadece gidiyordu. ama kendi istediği tarafa değil rüzgarın götürdüğü tarafa. ters tarafa gitmek istediğini nereden çıkardım bilmiyorum. ancak ilerleyişindeki ve yuvarlanışındaki isteksizlik vazgeçmişlik ve bıkkınlık hissiyatı sezdim. evet bunların hepsini bir yaprağın yuvarlanışından çıkardım. belki sadece bir anlam katmak istediğimden belki de sadece anlamsızlıklara anlam verememekten çekindiğimden. bilinmez,bilinmekte istenmez. bilmeden bu şekilde yaşamak kolayken neden bir şeyleri bilip te sıkıntıya girelim. yaprak gözden kayboldu tekrar denize rüzgara ve biraz da gökyüzüne cevirdim bakışımı. arada sırada derin derin nefesler alıp rüzgarın taşıdığı her şeyi içime çekmek istiyorum. ancak bunu başaramıyorum yine de büyük bir haz duyuyorum bu durumdan. yine böyle derin bir nefes alırken gökyüzünde arkasında beyaz dumanlar bırakarak ilerleyen ve bu yaşıma kadar ne amaçla uçtuğunu bilmediğim uçak takıldı gözüme. neden ucuyordu ve neden beyaz bir duman bırakıyordu arkasında. bunu bilmemekten büyük bir sevinç duydum su anda. hep duymuşumdur ya bu sevinci. çünkü bu haliyle istediğim her şeyle anlamlandırabiliyor ve hayallerimde çeşitli görevler verebiliyorum ona. deniz de bir kısım var bana pek uzak olmayan bir kısım. bu kısımda hep çarpışan dalgalar var. İki dalga neden çarpışır ki. her çarptıklarında birbirlerine yukarı doğru fırlayan ve öfkeye benzettiğim fıskiyeyi andıran biraz su biraz yükselip yukarıdan baktıktan sonra çarpışma sonrası duruma tekrar katılıyor denize ve az önce çarpışan iki dalga bir bütün olup bir sonraki dalgaya çarpıyorlar. sonra tekrar, tekrar ve tekrar. uzakta belirli belirsiz görünen ve gemiye benzettiğim iki cisim var. birbirlerine karşı durmuş süzercesine birbirlerini süzülüyorlar denizin üstünde dalgaların etkisiyle. arkamdan geçen insanların gölgesi güneşin etkisiyle uzerime vuruyor ve ben hiç bakmıyorum onlara. gölgelerine bakarak ne yaptıklarına anlamlar katmaya ve anlamlandırmaya çalışıyorum. kafamda canlandırmak istiyorum.ama sadece gölgelerini. sonra fark ettim kibir anda içimdeki karanlıkta görünmüyorlar. bir an hayallerimle ürperdim. nasıl görmek istediğim bir şeyi düşleyemezdim. bana bir ışık lazımdı. acaba güneş e doğru dönsem aydınlanır mıydı içim. döndüm ve karanlığımı daha da hissettim. belki de içimizdeki karanlık bize bu kadar hakim olduğu için reddediyor kendi varlığını tehlikeye atacak her türlü ışığı. bazen bir gece lambası, sokak lambası, güneş, ay, yıldızları. ve tabi ki insanları.

Yorumlar