poseydon
poseydon
1 yıl
sabah uyandığımda içimde bir burukluk ve gözümden akan birkaç damla yas esli ediyordu bana. önce göz yaşlarımın sebebini yeni uyanmış olmama vermiştim lakin öyle değilmiş. o kadar basit olmuyormuş. sadece ben indirgemişim, hem de öyle bir indirmişim ki bu isi abartmışım. erken akan yaslardan biri diye yorumladım sonra bunu öyle de değilmiş. sonra aklımda bulunan ve sürekli çoğalan aratarak katlanan düşüncelerime daldım. aklımdaki ilk soru bugün ne kadar yaşayacaktım hayati. dun ne kadar yaşamıştım gecen hafta ne kadar gecen ay ne kadar. İstediğimiz kadar istediğimiz gibi yasayabiliyor muyuz her gün. yine pek yaşayamadım bugün. zaten ne zaman yaşayabilmiştim ki bir gün içinde uzun uzun. yarın için elbette bir umut var. ama dikkatinizi çektiği üzere o da bir tane, daha fazla değil. daha fazla olmasına gerek var mi. İşte bu sorgulanır, yorumlanır, en ağır eleştirilerle eleştirilir. ama bunu yapmaya lüzum görmüyorum çoğu zaman. lüzum gördüğüm zamanları da hatırlamıyorum. hatırlanacak bir şey değilse demek. bazen kendimi tutamayıp çok konuşuyorum. tutmakta istemiyorum öyle zamanlarda. ama öyle zamanlar oluyor ki zaten böyle zamanlar çok hayatımda dilimden dökülen her kelimeyi hatta bazen her harfi sayıyorum. bunu neden yaptığımı bilmiyorum öylece sayıyorum sadece. bazen not alıyorum konuştuğum kelime sayılarını karşılaştırıyorum. neden? neden yapıyordum ki bunu. gerçekten çok anlamsız şeyler yapıyorum ancak zaten çok kısıtlı bir şekilde yasayarak geçirdiğim günlerimi bu şekilde harcıyorum, gönderiyorum geçmişime. sorsanız bugün pek bir şey yapmışlığım yok. ama yarin yapacaklarım şimdiden hazır da ben ne kadar hazırım yarin bunları yapmaya. bunları yaparken yasamaya yasamaya çalışmaya. sevinç duymaya bunlardan veya mutlu olmayı başarabilecek miyim. cevabi olmayan ne kadar da sorum varmış hayatımda, düşüncelerimde. bazen diyorum her şeyi yazabilsem keşke o da olmuyor. konuşamadıklarımın çoğunu yazıyorum da ya yazamadıklarım onlar ne olacak. bu cesaretimdeki yoksunluktan kaynaklanıyor elbet. ancak söyle bir durum ki bu yazamadıklarımı ben bile hatırıma getirmek istemezken kaçınırken onlardan neden bir başkasının anlamsızca okuyabileceği bir şekilde arkamda bir şeyler bırakayım. benim için bu denli önemli ve anlamlı olan bir şeyleri anlamsızca okumalarına tahammül edemem. hangimiz ederiz ki. evet bunlar benim içimde hapis kalmalı müebbet bir şekilde. hepimiz kendi hayatımızda kendi içimizde müebbetiz ya neyse. arada sırada hepimiz bir hava almaya çıkıyoruz içimizden hepsi o kadar. bazen sıklaşıyor bu hava almalar bazen öyle seyrekleşiyor ki en son ne zaman hava almaya çıktığımızı hatırlamıyoruz. o kadar. hepsi bu kadar. hepinize olduğu kadar iyi geceler.

Yorumlar