poseydon
poseydon
bir sabah, bir öğlen, bir akşam, bir gece. bir ben, bir sen, bir bir bir ve diğerleri. bir sabah uyandım, yetmedi sonra öğlen uyandım, sonra akşam tekrar uyandım. gece mi geceleri zaten hep uyanığım herkes gibi değilse de çoğunuz gibi. peki neydi bu uyanmalarımın sebebi uyumalarımın ardında. ya da uyanmak için illa uyumak mı gerekir, bilemedim. bence gerekmez dedim. İç sesim gerekir dedi. ve açıkladı. uyumak için illa gözleri kapatmak mı gerekir ve nedir bu uyanmaların zamanı. uyumak ve uyurken yaşadıklarımız ve idrak ettiklerimiz bu kadar güzelken uyandık ve ne oldu. düşüyoruz neden ve nereye düştüğümüz bilmeden hatta göremiyoruz da hiçbir şey. zaten görsek ne olacak ki bir düşüşü, böylesine bir düşüşü. İç sesim yeter dedi daha yazma. bunları yazarken dalıp gittiğim ve yazacağım onca şey varken sanki parmaklarım donmuşçasına hareketsiz kalınca dedi bunları ve ben bu sözlerin etkisiyle irkilip geldim kendime. tamam dedim daha yazmayacağım. az önceki gibi oldu yine döndüm kaldım, soluk alıp verişimde bir durgunluk ve büyük bir hissiyat ve gözlerim sanki her an akmaya hazır olan göz yaşlarımın hazırlığını yapıyor burnumda ki hafif sızı eşliğinde. önce soğuktandır diye düşündüm, hayır değilmiş. öyle olsa beynimde ki karıncalanma eşliğinde ki düşüncelerimde bu kadar hisli bir şekilde yansıtmazdım, yapmazdım dışa vurumunu... sonunda nedenini bilmediğim ilk damla geldi gözümden. akıyor usul usul ve yavaşça aşağı doğru. bu anlam veremediğim ancak bir anlamı olduğunu bildiğim hissiyatlar artık git gide daha bir ağırlaşmışlar. kaldıramayacağım, gücümün yetmeyeceği kadar ağır. bu küçük, güçsüz ve zavallı ruhuma fazla geliyor sanki biraz artık. yüzünüzden anlamlı ya da anlamsız gülümsemenizin eksik olmaması dileğiyle yıldızlı geceler. yeterince var bu gece.

Cevaplar