poseydon
poseydon
1 yıl
hayaller, hayallerimiz. biz nasıl bir hayat yaşıyoruz, nasıl bir durumda yaşamak zorunda kalıyoruz ki azalıyor hayallerimiz küçülerek. hatta bazen öyle zamanlar oluyor ki yok oluyor bir süre, sonra biz dayanamayıp tekrar başlıyoruz kurmaya hayallerimizi küçükten yavaşça büyüterek, ama fazla değil, o kadar da büyütmüyoruz. korkuyoruz çünkü nasıl en korkusuz planımız bile zamanı geldiğinde tir tir titriyorsa korkudan öyle korkuyorduk. bu yüzden artık hayallerimiz bile küçük. tabi hiç küçülmeden öylece tüm kocamanlığını koruyan hayallerimiz de var, hangimizin yok ki. ama şöyle birkaç adım geriden baktığımız da onlar da o kadar kocaman değil aslında. sadece bize göre büyük o da bazen her zaman değil, en azından artık değil. şöyle bir düşünelim, birinci sınıftaki hayalimiz ile şimdiki hayalimizi kıyaslayalım. çoğumuz ben de dahil bu kıyası yapmaya dahil tenezzül etmiyoruz gerçek ve tam anlamıyla kocaman olan bir hayal kırıklığı yaşamamak için. kırık bardaktan su içmeye korkar gibi korkuyoruz bu durumdan. hep korkuyoruz ya bunu ekleyelim oraya. sonra bir gün hayal etmekten korkacağız, hem de öyle böyle değil ve bizim için en acısı da bu olacak sanki. ne güzel diyordum fazlalık olan hüznüm pek yok bu gece derken & #39;Manastırlı hilmi bey e birinci mektup & #39; okunmaya başladı kulağımdaki aletten. bir şair ile tanışma fırsatı verseler edip cansever olur bu muhakkak. bırakın elini sıkmayı uzaktan görsem yeter ama sormak isterim ona ben anlamam elbet derim ama sen anlat yine de. sen anlat ben yazayım anlayana kadar da yazmayayım başka bir şey dinlemekteyim öyle işte. konu buraya nasıl geldi bilmiyorum. şimdi bu saatte kulağıma gelmiş olmasa olmasa bu şiir, dinlemiş olmasam bu şiiri yaşadığımın pek de farkına varmayacaktım bugün. bundan olacaktır ki her gün dinlerim, bazen otobüste,bazen yürürken, bazen bakarken gökyüzüne, bazen uzandığımda yatağıma, bazen aşıkken gözüm bazen kapalıyken ve yine bazen derin bir nefes alırken bazen tutarken o derin nefesi öyle işte. sanki sürse sonsuza kadar bu şiir, devam etse sürekli hep yaşayacakmışım gibi, öyle bir his işte. ne de meraklıymışım yaşamaya daha yeni son defa ölen bir insana göre. ama tam öyle olmamıştı galiba ancak yaşayanlar ölür demişti iç sesim ve sağ olsun ölmeyi bile layık görmemişti bana. hayaller girince işin içine hepimiz için değil belki ama benim için sonu hep aynı yere geliyor, nasıl oluyor da hayallerim ile senaryo yazdığım her defasında kendimi ölü buluyorum, öldürüyorum kendimi, kendimden intikam almak istercesine, yapamadığım olamadığım her şeyden intikam almak istercesine. edge of tomorrow diye bir film vardı. filmin en sevdiğim yanı afişindeki "yaşa, öl. tekrar et. " yazısı idi. yeter bu kadar hepinize hayırlı geceler.

Yorumlar