poseydon
poseydon
1 yıl
okuduğum birkaç sayfa kitapla bile çeşitli duyguları ortaya çıkan ve farklı ruh hallerine bürünüp her şeyi daha farklı düşünüp yorumlayabilirken biraz da yorumsuzluk içinde bir şeyler yapmak ve biraz da ben için değil de biz için yasamak niyetine sahip olduğum o anlar, nerde o anlar. sanki biraz daha kalabilsem gece de ve karanlıkta her şeyi çözecektim ama güneşe aldanıp çıktım o karanlıktan, karanlığımdan. şimdi fark ettim de bayağı bir süredir güneşin doğuşunu izlememişim. belki güneş istediğim yerden ya da beklediğim yerden doğmadığından mi acaba diye düşünmeye başladım bir suredir. ve güneş ne için doğuyor üstümüze. sanki bir şeyleri açıklığa kavuşturmak istiyor gibi ama nedense biz pek bir seviyoruz karanlığı ve hapsolmak gibi değilde karanlıkta yaşamak daha bir iyi geliyor sanki bize. boş bir oda karanlık, sessiz ve düşüncelerimizin çığlıkları ve sohbetlerimiz karşımıza koyduğumuz tüm yansılarımızla. bir mektup yazsam, karalasam bir şeyleri üstünde ve kelimeleri dizsem ardı ardına ve o kadar uzun yazsam ki sığmasa zarfa. ama kime göndereceğim ya da nasıl göndereceğim. hiç pulum yok ki benim. saniyelerle yarışsa ardı ardına dizdiğim kelimelerim ve kaybetseler. zaten nasıl kazanacaklar ki. ben yazsam da mektup kim okuyacak. ve ben neden mektup yazıyorum. gecen kendime bir günümü anlattım sayfaları dolmaya başlayan ajandamda. o da şaşırdı biraz. o derken ajandamdan bahsediyorum. o da bir varlık gibi oldu sanki biraz. karıştırır iken sayfalarını birden yırtıldığı belli olan koparılmış sayfaların eksikliğini fark ettim. kendimden bile saklayacak ne yazmıştım da o sayfalara kendimden bile sakınmıştım. mesela bugün biraz kendimi kendimden sakındım. bize biz hariç ne zarar verebilir ve bizi biz hariç ne koruyabilirdi. bilemedim. sanki vücudumda bir ürperti var ama neye karşı bu ürperme bilmiyorum ve sanki biraz da hoşuma gidiyor bu durum. oturduğum yerden kafamı kaldırıp bir kaç nefes aldım ve ardından kapadım gözlerimi. biraz da önümde duran deftere dalgın bakışlar attım. defteri açtım ve bir şeyler yazmışım ben bu deftere. gördüğüm ilk cümle şu oldu: artık gitme vakti gelmişti. yazıyordu. nereye gidecektim veya gittim kim bilir. sonrasına bakmadım bu cümlenin. böyle bir ihtiyaç duymadım içimden ama nedense hala merak ediyorum nereye gidecektim acaba. bulunduğumuz yer olmak istediğimiz yer miydi veya benim öyle miydi. sanki biraz ben olmak istediğim yerde gibi hissediyorum kendimi de içimde ki bu burukluk neden acaba. ve sanki uzun zamandır kafamda bir uyuşukluk ve göğsümde çarpan bir şey var. sanki bunlar olmasa ya yaşamayacağım artık ya da daha bir iyi yaşayacağım gibi. arası kabul edilemez gibi sanki benim için. sanki bir kitap daha okusam ve kaybolsam içine ya da hapsolsam içinde bunu memnuniyetle karşılayacak ve sanki o zaman mutlu olacak gibi bir his var içimde. acaba mümkün müydü bu. olabilir miydi böyle bir şey benim için. olmasa bile bir istisna yapsalar benim için ve bıraksalar beni ya da unutsalar orada ne güzel olacaktı. olmasa bile şikayet etmem bu konuda rahat olabilirler ve asla yakınmam oradan.

Yorumlar