onumarkamsobee
onumarkamsobee
yazmaktan kaçıyorum kaç saattir. bahaneler üretiyorum kendime yazmamak için. "kitap bitsin, öyle yazarsın." "uzun yazarsın sen şimdi bekle de bilgisayardan yaz." "baban geldi, dayın geldi, bekle yazarsın." "animeyi izle yazarsın." şeklinde bahaneler buldum kendime. kitap mı? "kürk mantolu madonna". orada bir maria puder var. kendisi sanırım bizden bahsediyor. bu arada bu konuya girmeden önce, bundan önceki mesajımda yazmayı unuttuğum kişilerden özür dİlİyorum. benim huyumdur, hatırlanması gereken zamanda hatırlayamamak. özür dilerim mavisim. özür dilerim olimbera. özür dilerim zorakimuhendis. dıslananmuhendis senden de özür dilerim. davsan'dan da özür diliyorum. değişik mi? değişik senden tek bir şey için özür dilerim, o da o yazıya yazılmadığın için değil. ve ben gereken konuda senden özür dilemiştim. seni isteyerek yazmadım o yazıya. ben niye böyleyim acaba? allah bilir daha özür dileyeceklerimin tamamından özür dileyememişimdir ben. bakın poseydon'u unuttum. özür dilerim poseydon. şu okyanusları ne zaman üzerime salacaksın? ziraahatmhnds de var. ejderiyacı da var. İkinizden de özür dilerim. ejderiyaci sanırım senden ayrıca özür dileyeceğim. uğramıyorsun buralara sen pek fazla. şu anda bile unuttuklarım varsa gerçekten, çok özür diliyorum.. konumuza gelelim mi? bakın maria puder ne diyor: "bana sakın darılmayın.. boş ümitlere kapılmamanız için sizinle apaçık konuşmak daha iyi olacak.. ama bana darılmayın... dün yanınıza geldim.. beni evime götürmenizi istedim... bugün beraber gezmeyi teklif ettim.. akşam yemeğini beraber yiyelim dedim... adeta size musallat oldum.. fakat sizi sevmiyorum. deminden beri hep bunu düşündüm.. hayır, sizi de sevmiyorum... ne yapayım? sizi belki hoş, hatta cazip buluyorum, belki de şimdiye kadar tanıştığım erkeklerin hepsinden ayrı taraflarınız olduğunu görüyorum, ama bu kadar.. sizinle tanışmak, birçok şeylerden bahsetmek, münakaşa, kavga etmek... darılmak, tekrar barışmak, bunlar beni muhakkak ki memnun edecek... fakat sevmek? bunu yapamıyorum... şimdi ne diye durup dururken bunları söylediğimi merak edersiniz... dediğim gibi, başka şeyler bekleyerek ileride bana darılmayınız diye... size ne verebileceğimi şimdiden bildireyim ki, sonra sizinle oynadığımı iddia etmeyesiniz: ne kadar başka olursanız olun erkeksiniz... ve bütün tanıştığım erkekler bunu, yani kendilerini sevmediğimi, sevemediğimi anlayınca, büyük bir teessür, hatta hiddetler beni terk ettiler.. güle güle.. ama niçin beni kabahatli zannettiler? kendilerine asla vaat etmediğim, sadece kafalarında yaşattıkları bir şeyi vermedim diye mi? bu haksızlık değil mi? ..." İşte böyle söylemiş. benim düşüncelerimi dile getirmiş raif efendi'ye. ben mi? ben genelde susuyorum. benim de hatam bu sanırım. susuyorum ve zamanın düzeltebileceğine, değişebileceğime inanıyorum. ama görüyorum ki ne ben değişebiliyorum ne de karşımdaki kişi. ben yine aynı benim! yine birilerini üzen, yine sessizliği ile hem kendine hem de karşısındakine zarar veren benim. aynı ben olduğumu fark ettiğim zaman daha bir sessizleşiyorum. geri çekiyorum kendimi. sonuç mu? gidiyorum. belki de maria'dan farkım budur. terk edilmekten ziyade terk eden taraf oluyorum. ya da durun! kendisini terk ettiren taraf da oluyorum çoğunlukla. terk edilmek için uğraşıyorum. elimde mi? tek suçum belki de susmaktır. susmayıp maria gibi açıklasam belki de kimseye acı çektirmeyeceğim. neden böyleyim ben? kitabı okurken fark ettim.. başlarda "acaba ben de raif efendi gibi mi olacağım?" diye düşündüm. onun gibi sessiz. etrafındaki insanları görmezden gelen. İçine kapanan biri.. olur muyum sizce? bence gidişatım olacağım yönünde. bilmiyorum. sonra bir maria puder çıktı raif efendi ile karşımıza. İkimizde şaşakaldık. ben kendimi gördüm onda. raif efendi ise kendisini anlayan bir kadın.. raif efendi ile aralarında olan muhabbete ben değinmeyeceğim. aranızda benim gibi kitabı okumamış olanlar olabilir. ben geç kaldığımı fark ettim okumakta. belki daha erken okusaydım, susmayı bırakabilirdim.. kim bilebilir? neyse ne diyorduk? ben onda kendimi görmüştüm. ama tek farkla. o bekleyip görmek yerine, sevemeyeceğini baştan söylüyordu. neler verebileceğini söylüyordu. ben söyleyemiyorum. belki de ben hala sevebileceğime inanan bir insandım. belki de ben hala beni gerçekten seven birini sevebileceğime inanan bir insandım. evet farkındayım, geçmiş zaman eki kullandım. artık inanmıyorum. ne sevebileceğime inanıyorum artık ne de birilerini üzmeyeceğime. o kadar çok insanın kalbini kırdım ki, "dur artık!" diye bağırıyor çocuk. duramıyorum. kırmadan yapamıyorum. "tamam." diyorum. "tamam bu sefer kırmayacağım çocuk." diyorum. bir de bakmışım ki kırmışım. sadece kırmakla kalsam yine iyi. yerle bir etmişim. en kötü zamanında soğuduğumu söylemişim. doğru, soğudum. soğuttu. ama "keşke baştan söyleseydim sonunda soğuyabilme ihtimalimi." diyorum. keşke insanları benden saoğutabilecek şeyleri baştan söyleseydim. keşke şu atan şeyin yerinde gerçekten bir kalbim olsaydı. bendeki kalpse; ince ince düşünende, kırmamak için uğraşanda, "yüreğim sızlıyor." diyendeki ne? onlardaki kalpse, bendeki ne? bir karar verip, uyguladığı anda kesiyor titremeyi. görmüyor gözü. bir kalp her savaşta nasıl yenilebilir akla? nasıl istediklerini yaptıramaz? karmate "derdumi yazacağum da kumar yapraklarina. okurken aksın yaşlarda nayino, düşsün yanaklarunaa.." diyor. döndürüp döndürüp açıyorum onu.. neyse efendim, kalbimden şikayetçiyim. sevemeyeceği insanı görünce anlıyor ama "bir deneyelim be oas." diyor bana. mantığımdan da şikayetçiyim. çocuk'u dinleyip, denememize izin veriyor. hiç savaş falan başlatmıyor. ama bakıyor ki ben yapamıyorum, o zaman savaş açıyor kalbe. "sen hatalıymışsın." diyor. onlar orada çatışırken çocuk yorgun düşüyor. ağlamalara başlıyor. nasıl ağlıyor biliyor musunuz? kanata kanata ağlıyor ciğerimi. sessizce. cam kesiğinin yaşattığı acıyı yaşata yaşata ağlıyor. oas mı? oas bir şey yapamıyor. oas işine bakmak zorunda. oas onların, binalarda olan dış sıvası. nasıl ki sıva göstermez binanın iskeletini, içindeki boruları vs. oas da içindekileri göstermiyor. gözleri donuk donuk oluyor. gülüyor, eğleniyor. devam ediyor hayatına. olay içeride kopuyor. savaş bitiyor. mantık kazanıyor. kalp kendini tamire başlıyor ve kapanıyor kendi bölümüne. mantık ise çocuk'un yanına gidip, bizi bir masaya oturtuyor. bir yuvarlak masaya. karar alınacak yani. ama bakın görün ki sadece mantık konuşuyor. çocuk zaten bitap halde. oas deseniz, içeriden bihaber. onu ilgilendirmiyor iç kısım. anneannesi öldüğünden beri içeri ile olan bağlantısını kopardı. daha doğrusu koparmaya çalışıyor. tek bağlantısı çocuk kaldı. bu savaş zamanlarında onunla da konuşmuyor. yapamıyor. son zamanlarda kendisi toplantıya çağırdı herkesi. bir teklifte bulundu. her kesim kendisine göre bir düşünme evresine girdi. köşelerine çekildiler. oas'tan böyle bir şey beklemiyorlardı sanırım. oas bugün sarsıldı maria'yı okuduktan sonra. bir de dün teyziş'inin söylediği söz var tabi. "sevme. sevil. sevmek insana acı verir, sen sevme. sevil." ama kitabı okumayı bitince takıldığı nokta neydi biliyor musunuz? miras paylaşımı. o kadar şey oldu ama o takıla takıla buraya takıldı. maria'nın düşüncelerini okudu, kendini gördü ve kendinden korktu. raif'i okudu, raif'te de kendi sonunu gördü. yavaş yavaş oraya ilerliyor. kendi sonunu yazdığı bir filmde oynarmış gibi. ama tabi ki böyle bir şey söz konusu bile olamaz. oas'ın da çocuk'un da sonu çoktan yazıldı. onlar şimdi yazılmış bir senaryonun istemeye istemeye oyuncusu olmuşlar. başroldeler. tabi senaryo onların eline verilmemiş. onlar her gün bitiminde kendileri birleştiriyorlar oynanan sahneleri. senarist doğaçlama yapmalarını istemiş. kim kendi yazdığı filmde oynayabiliyor ki? unutmak.. unutulmak.. ben unutulmak isterdim sanırım. ama bildiğim bir şey var kimse yaşanılan bir şeyi unutamıyor. bu durumda unutulamıyor hiçbir şey. ne bir insan ne de başka bir varlık. unutulamıyor.. hiçbir şeyi saptırmadan gidelim mi buralardan çocuk? bak marsis gelmiş ne diyor? "yazdığım yazılar hiç sayfalara sığmadı, bu karanlık gecede hiç sensiz sabah olmadı.." buradaki kişiyi es geçiyoruz. belki de yalnızlık güzeldir. ama yazdığımız yazılar hiç sayfalara sığmadı. neden mi? çünkü düşüncelerimiz bitmedi. yazılan bir şey başka bir şeyi doğurdu her zaman. bunu da burada kesmek lazım artık.. benden bu gecelik bu kadar. sırada "İçimizdeki şeytan" var. dedim ya, ben geç kaldım. çoğu şeye geç kaldığım gibi bunları okumaya da geç kaldım. ben raif gibi hayal dünyasında yaşayan bir insanım. ama maria gibi hayal dünyasından çıkıp gerçekleri görebilen bir insanım.

Cevaplar

bjkfalan
bjkfalan
yeminle ne kadar uzun yazmışsın ben bunları derleyip toplayayım sonra kitap diye basıp satayım parasını kırışırız nasıl olur 😀
onumarkamsobee
onumarkamsobee
bjk kabul etmiyorum:d muallim özür dilerim :(
onumarkamsobee
onumarkamsobee
foreveeer senden de özür diliyorum. uyaninca hatirladum. ne cok özür diledim 😞
poseydon
poseydon
okyanuslar istediğin zaman emrinde😀. bu yazini okuduktan sonra kürk mantolu madanna yi beğendiysen İçmizdeki şeytan i da mutlaka oku yazacaktım. sen siraya koymuşsun bile. gerçekten iyi yapmışsın.
onumarkamsobee
onumarkamsobee
o zaman alsinlar beni poseydon:d koydum koydum.. beni macide'ye benzettiler :/ nedenini okuyunca anlayacagim. az sonra d&r'ye gidip alacagim.
poseydon
poseydon
@oas bu durumda görünüşün hakkında biraz bir şeyler algılamış bulunmaktayım😉
onumarkamsobee
onumarkamsobee
poseydon sanirim dusuncelerim yuzunden. cunku beni benzeten kisi gorunusumu tam olarak bilmiyor. dusuncelerim yuzunden önce macide dedi. sonra maria puder dedi. kurk mantolu madonna'yi bitirip takildigim yeri yazinca da ömer'sin sen dedi. ben de okuyup öğreneceğim. bana göre maria'yim ben :d görünüşüm liseli gibi. 15 yasinda gibiyim. yaslanmam ben 😂
ziraahatmhnds
ziraahatmhnds
@onumarkamsobe teşekür ederim beni de hatırladığın için... bu yaziyi pc yi açınca detaylı bir şekilde inceleyeceğim ve şunu söylemek istiyorum başlarken bile yazı kurgusu harika... demedi deme :)
onumarkamsobee
onumarkamsobee
dipnoot özür dileriim:/