poseydon
poseydon
hayatım yeni uykudan uyanmış gibi bir anlamsızlık ile dolu ve galiba da bundan ibaret. fazla değil ancak eksik de değil sanırım. gerçi bir hayatım var mı o da tartışılır. ya da tartışılamayacak kadar beter bir durum. yeni uyanmışım her yer yine karanlık ya da uyanamamışım aslında. yoksa, yoksa bana bir şey oldu da haberim mi yok. ya da var ve umrumda mı değil? gerçekten anlamsızca bir şey oldu bu soluklar. tüm yaşam hakkımızı bir solukta bitirebilir mişiz gibi dolu ve bir o kadar da boş bir his. his mi o bile belli değil. sanki hiç uyanmadan geçirsek tüm zamanımızı daha iyi olacak gibi. bir şeyler yapamayacağız elbet ancak sebep de olmayacağız gibi bir şey. tam olarak nasıl bir şey belli değil. ama sonuçta bir şey işte. bu şeylerin de sonu yok gibi. var mı? ne anlamsız bir yazı ve ne anlamsız bir durum bir konu. bir durum veya bir konu mu o da belli değil. her şey belirsiz. ve bu belirsizlik içinde çırpınan bir ruh ya da çırpınmaya son vermiş bir yitirişten ibaret her şey. ve belirsizlik tek gerçek olan belirgin şey. bu belirgin belirsizlik içinde kaybolmuş ya da asla bulunamamış bir çift göz ve bu gözler de pek çift değil gibi. bağımsızlığını ilan etmiş bir beyin ve alışıla gelmiş bir vücut sistemi. her yer karanlık ve istediğim yerdeymiş gibi bir his sanki. ancak bu da yetmiyor, bağımlısı olunacak bir oyuk, bir çukur ve bir o kadar belirgin vazgeçmişlik. neyden vazgeçtiğimizi bile tam olarak bilmeden ve sanki en başta kendimizden geçmiş gibi kendimizi feda etmiş ya da feda etmeye veya kurban etmeye yer arar gibi bir durum. birisi ya da kaybolmuş benliğim dur demeli bi duruma. dinler miyim ya da dinler mi bilmiyorum. demek ki “dur” demek yetmiyor durduracak bir şeyler lazım. gündüz yazamadığım veya yaşayamadığım kadar geceleri yazmışlığım var. ne işe yaradı belli değil ancak geceler sanki bir gel git misali üstümüzde çoğalıyor ve geçiyor boyumuzu elbet. apaçık bir gökyüzünde ve hatta masmavi bir denizde bile ayak boyuna gelmeyen yerlerde çırpınmadan boğulan bizler ya da ben ya da, ya da… gözlerimiz karanlıkta kaybolur mu diye düşündüm birden. neden böyle bir şey düşündüm ve nerden geldi böyle bir şey aklıma belirsiz. geçen ben kayboldum karanlıkta hem de oturduğum yerde. hiç kımıldamadım ama kayboldum işte. karanlık mıydı buna sebep ben mi? galiba tüm suç ben de hem böyle bir şey için karanlığı suçlamak anlamsız olur. bir kibrit gibi yanarken karanlığın içinde o sönmeden, tükenmeden sadece biraz önce ya da tam o anda hepimizin tek gayesi olan bir mumu veya bir gaz lambasını yakmak ve kaçınmak olan o karanlıkta müebbet yemiş gibi veya müebbet hapsetmiş gibi kendimizi bi his. bu kadar his tek bir bedene, tek bir beyine, tek bir kan pompalayan organa fazla değil mi sizce de. bence fazla. okuduğum kitaptan bir alıntı ile son vermek istiyorum bu yazıma:”hayat zannetiğimizden kolay; sadece imkansızı kabullenmeli, kaçınılmaz olandan korunmalı ve dayanılmaz olana katlanmalıyız.” hepinize selam. düşüncelerinizde boğulmadan bir gece geçirrmeniz dileği ile. ya da gelin hep beraber boğulalım bu engin okyanusta.

Cevaplar

misty
misty
yastığa başını koyduğunda tamamen kendi düşünce dünyasına çekilip de geçmişi geleceği ya da o gün o an yaşadığı bir olayı düşünmeyen var mı ki?kafamızda binlerce düşünce ve bu bırakabilecegimiz bir durum değil malesef.
poseydon
poseydon
@snorlax evet aynen öyle ve bu durumda yapabileceğimiz bir şey de yok.
misty
misty
İşte tam da ondan ötürü düşüncelerimizde boğulup gideceğiz bu gece de zaten çok az düşünüyormuşum gibi biraz daha ekledim.