poseydon
poseydon
bugün biri intihar etmiş. boylesine kasvetli, boğuk ve siyahımsı bir gün böyle bir iş için gayet uygundu. ve böyle günler böyle durumlar ve böyle olaylar varmış gibi sanki. koşarak gittim bakmaya ve zaten bu olayın ardından daha doğrusu bu olayın olduğu anda içimden bir şeyler gitti, gitti. nereye, nasıl bilmiyorum ama gitti işte. kalabalığı yarıp daldım ortaya ve fark ettim ki kalabalık bile yoktu sadece ben öyle sanmıştım. herkes bir çöplükten veya bulaşıcı hastalik tasiyan birisinden tiksinircesine ve çekmecesine uzaktan seyir ediyordu bu olayı. ve bana şaşkınlıkla bakıyorlardı. benim yerde yatana baktığım şaşkınlığın yanında onların durumu hiç sayılırdı. ben kendi intiharını görmüş biriyim. peki sen ne gördün dağılan bir kafatasından başka ve sokağa yayılan sıcak kandan. hiç neden diye sordunuz mu ve yahut sormadınız bile neden diye sadece kendinizce hikayeler uydurdunuz. geçen de oturuken benim eskiden yaptığım şeylerden bahis açıldı. o zamanlar daha benliğimi bulamamışım ama ne olursa olsun insan ne kadar değişirse ya da ne kadar gelişirse gelişsin hiç değişmeyen huyları, hareketleri vardır. dediler ki bana şöyle yaptın böyle yaptın. e dedim. bütün bunlara rağmen sen ya da siz ne yaptınız. en ufak bir tepki bile gösterememiş bir kac insan beni bana kotulemeye çalışıyor. ben zaten kendimi kötülüyorum kendimi kendime bütün igrencligimin ardında. evet, evet. igrencligimin ardında. zaten kim iğrenç degildir ki. oturdum yine karanlığın tam ortasında. şuan bunları yazıyor olmasam en ufak bir ışık bile olmayacak burada. ve arada kafamı kaldırıp telefondan karanlığı izliyorum. bir karanlığı izlemek karanlığı izlemekten başka nedir ki, düşüncelerimiz ve düşlerimiz olmasa ve dalıp giden gözlerimiz olmasa. karanlık mı yoksa ışık mı daha iyi bu kişiden kişiye değişir. ancak biri olmadan diğerinin pek değeri olmaz gibi. karanlığın sonundaki ışığı bulmanız dileği ile.

Cevaplar