poseydon
poseydon
bu akşam çatı katımı açtım tüm ateşli ışıklara. mum ışığında kitap okudum, yeri geldi dans ettirdim mum ışığını oturduğum yerden. ve bazen bir nefeste söndürüp karanlıkta mumu aradım, saklambaç oynadık bir nevi ben hep ebeydim, o hep saklanan. ama bu saklanmak yerinden kıpırdamadan karanlıkta beklemekti. teslim olmak ve güvenmekti karanlığa. karanlık saklanmak ve saklamak için bir şeyleri en güvenli şeydir zaten. ta ki bir ışık delene kadar onu ancak ne olursa olsun karanlık o ışığı da cepe çevre sarar bunu belli etmese de bazı zamanlar. defterime bir yazı yazdım ama nedense doğru kelimeyi yerlestiremedigimden son yazdığım yere yarım kaldı daha doğrusu eksik kaldı. mum da iyice küçüldü zaten, kitap okumaya da ara verdim ve söndürdüm mumu. şimdi tamamen karanlıktayım, bir şarkı dönüp duruyor etrafımda ve bazen çınlıyor kulaklarımda. bu şarkı şuan ki durumuma daha doğrusu bugün yaptığım ya da eksik bıraktığım her şeye çok güzel uyum sağlıyor. gözlerim de sık sık dalıyor nedense ve gariptir ki şarkı da bunu ufade ediyor. ne tuhaf. ben de tuhafım ya da tuhaf mışım her insan gibi. yoksa bütün bunları açıklayacak ne bir harf, ne bir kelime, ne de bir cümle var. yok mu? belki de henüz ben o kadar gelişmedim. bazı şeyleri düşündükçe hayret ediyorum. okuduğum kitapta yazar bu durumu mükemmel ifade etmiş. demiş ki “ateşin icadından önce ölüp cehnneme gitmiş bir mağara kadını hayreti var üstümde” diye. bu durumu daha pek çok örnekle dile getirmiş. böyle cümleleri okudukça daha da fazla hayrete düşüyorum ve düşüncelerimi bile değiştiriyor bu hayret durumu. fazla uzatmadan burada noktalıyorum bu yazımı. hepiniz ile mutlak karanlık bir gecede görüşmek dileği ile. esen kalın.

Cevaplar