poseydon
poseydon
1 yıl
yalnızlık sadece yalnızlıktır ve boş bir odada tek kalamamaktır. sizin odada olduğunuzu bilen herkes tek olduğunuzu düşünür ama yalnızlık tek kalamamaktır. hiç yoktan bir den fazla olmaktır. bazen ondan da fazla ama hiç tek değil. bir duysalar o konuşmaları şaşırırlar. hemen dolarlar odaya biri mi var diye. var elbet ama göremezsiniz ki siz. sadece ben görebilirim ve ben duyabilirim ve ben konuşabilirim sadece onlarla. onlar dediğim diğerleri yani diğer benler. neden olmasın. zaten olmuş bir kere. ne onlar gidiyor temelli bir yere ne de ben gitmelerini istiyorum. öyle işte. biz iyice alıştık birbirimize. dışarıdan bir kişi gibi görünen, sıradan gözlerle bakıldığında yalnız, tek ve kendi kendine konuşan biri gibi görünen biz bir kişiyiz ama ayni zamanda da çok kişiyiz. hem neden olmayalım ki. neden yalnızlığımızın içinde de yalnız kalalım. o kadarı herkese fazla gelir. biz bu yüzden kalabalıklaştık. çekildikçe kendimize bir oyuğa sığmaz olduk. mağaraya taşındık bizde, uçsuz bucaksız karanlık ve aydınlık, taşlı ve tozlu, kirli ve yapraklarla sarılmış, oksijenin yeterli olduğu ama yetmediği bir mağaraya. İlk çağlara döndük gibi ve hatta ilk çağlardan hiç uzaklaşmamış gibi ve ateşi yeni bulmuş gibi bir haldeyiz. neden olmayalım. kim engel olacak ki buna. bazen ava çıkıyoruz, avlanmadan geri geliyoruz. yürümüş oluyoruz bu sebeple bazen de koşuyoruz, bir yerlerden atlıyoruz, zıplıyoruz ve bazen de düşüyoruz ve sanki hiç düşmemiş gibi, kendimizi yere bırakmış gibi başlıyoruz yuvarlanmaya. sanırım biz bir aradayken sevinmeyi biliyoruz. küçük ve büyük sevinçleri ve kocaman sevinmeyi. ama nedense böyle zamanların ardından dönünce mağaraya, yanan ateşin etrafında susup oturuyoruz. sanki birimiz konuşsa o anda kutsal bir ayini bozacakmış gibi sessiz oturuyoruz. böyle bir süre bekliyoruz. bazen birimiz sıkılıyor, derin ve karanlık olan mağarada bir yürüyüşe çıkmak istiyor ama hiç konuşmadan izin vermiyoruz ona. sanki kim gitse oraya daha derinlere hiç geri gelmeyecekmiş, yem olacakmış, kurban olacakmış bizi bizimle yalnız bırakıp kendi daha kalabalık olacakmış gibi bir his var hepimizin içinde. henüz kimse dile getirmedi bu hislerini ama biliyorum ben hepsi böyle hissediyor, hepimiz böyle hissediyoruz. bazen kendimiz beyaz mantolu adam gibi hissediyorum. yazın sıcağında ayak bileklerime kadar uzanan beyaz bir manto ile halk sahilinden denize doğru yürüyorum, başlarda mantomu biraz yukarı kaldırıyorum, sonra bunu yapmayı da bırakıyor ve yürümeye devam ediyorum denizin içinde. ta ki görülemeyecek kadar uzaklaşıncaya dek ve sonrasını hatırlamıyorum. sanırım bir şeyler oldu bana. halbuki ebedi bir serinlikten başka bir şey istememiş gibiydim. ya da diğer isteklerim o an önemsizleşmişti. ne oldu ya da ne oldum veya kim oldum bilmiyorum. kocaman bir belirsizlik her şey. hepsi bu ve hatta bu hepsinden de öte çok fazla gibi.

Yorumlar