poseydon
poseydon
bir fırtınanın, bir dalganın, bir kendimin ve iç sesimin ve karanlığın ve gökyüzünün ve ayın ve yıldızların ve güneşin ve gecenin ardındaki sessizlik. o mükemmel o eş değeri olmayan o içimizdeki oyuktan çıktığımız o sessizlik. bazen yan yana yürürdük o sessizlikte, bazen tek başımıza ve bazen yürümezdik bile. mıhlanıp kalırdık olduğumuz yerde. ya da kalamazdık ve büyük bir gezintiye çıkarız nereye gittiğimizi nereyi gezdiğimizi bilmediğimiz o düşlerimizde ve düşüncelerimizde. artık oralarda bile özgür değiliz, zaten özgürlük neydi ki. boşluk mu, sessizlik mi, benliksizlik mi? ya da sensizlik mi? ya da bizsizlik mi? ne olursa olsun çok acayip bir canlı varlığız ve nedense hepimiz canlı da değiliz. bir koltuk daha canlı bazan bizden ve bazan sahildeki bir bank bizden daha canlı. o solmuş ve yıpranmış kahveliği ile daha canlı bizden. biz zaten ne olduğunu bilmeyen bir kitle ve bazen sadece bir kütle. hepsi bu ve büyük bir ağırlıktan ibaretiz. kendimize bile ağırız ve bekliyoruz ki bizi kimse taşımasın biz tabutumuzu kendimiz taşıyalım kimseye muhtaç olmayalım. ama buna da izin vermiyorlar illa diyorlar biz taşırız ve senin bize muhtaç olduğunu bu şekilde gösterebiliriz. biz zaten aciziz buna da itiraz edemiyoruz haliyle. etmiyoruz da tüm bu edememezliklerimizin içinde. buna gücümüz yetmiyor değil ya da gerçekten yetmiyor ama ne önemi var ki. biz kendini bırakmış boşluklara ve ayaklarımız yere bile basmıyor, gökyüzü zaten bir hayal, yıldızlar ise bir bilinmez görünüş bize.

Cevaplar