poseydon
poseydon
1 yıl
uyuyamayanlara, uyurken acı çekenlere, her gece gözünden istemsizce yaş akanlara, kendisiyle, iç sesiyle, tavanla haykıra haykıra konuşurken içinden ne ara uyuduğunun farkında olmayanlara, uyuduklarında da göğsünde ağrı ve acı karışımı bir şey olanlara ve bu ağrı sebebi ile uyananlara, sonrasında uyumak eyleminin acı verdiğinin farkına varanlara, insanların, çevrenin, hatta dünyanın dalgınlığına gelmek isteyenlere ve kaybolmak isteyenlere o dalgınlıkta. bu durumları yaşamayanlara çok anlamsız gelebilir. ancak böyle bir şey var. bir önceki cümlenin sonuna " ne yazık ki" yazmakla yazmamak arasında kararsız kaldım. toplumun içine girmek istemeyenlere, kendini soyutlamak veya dışlamaktan ziyade ait hissetmeyenlere ve alışılagelmiş hayatını bir görev maiyetinde yaşayanlara, daha doğrusu geçirenlere öncelikle selam olsun. uyandığında uyurken çektiği acıları hatırlayanlara ve istemsizce kendisini bu acıların nedenini bulmaya çalışırken bulanlar. bunları yaşayan sadece ben değilim değil mi? olmamalıyım en azından. acılarıma ortak aradığımdan falan değil. hani anlaşılmak, anlaşıldığını bilmek duygusu var ya sırf o yüzden. İçinde tuhaf, farklı, biçimsiz, tarifsiz bir şeyler olurken dışarıdan sadece sıkılmış gibi görünen, kendini kulağındaki müziğe, elindeki kitaba bırakanlara daha doğrusu adayanlara, nefes almakta güçlük çekenlere ve kendini aldığı her nefesi bile sorgularken bulanlara, vazgeçmek ile pes etmemek arasında kalanlara ve yalnız kaldığında kendisi ile bedenine söz geçiremeyenlere. bu yazım tam olarak nereye gidiyor inanın ben de bilmiyorum. belki bıraksak her şeyi, bırakabilsek en azından daha iyi bir durumda olacağız. ancak burada bırakmayan taraf biz değiliz. anahtarı olmayan bir kilit ile zincirlenmiş vaziyette ve tutsak gibiyiz. biz zaten bu zincirden, bu kilitten kurtulmaya çalışıyoruz gücümüz yettiğince. yetiyor mu? sanki bazen yetiyor gibi geliyor ama o zincirin ulaşamadığımız ucunda ne ya da kim varsa çok güçlü. ve planı da çok iyi. kendisine doğru ilerlemeye çalışsak ayaklarımızın altında çivili tuzaklar ve bulunduğumuz bu koridorumsu yapı bir kişinin hatta çelimsiz bir çocuğun bile geçebileceğinden daha dar. bu durumda aklıma istemsiz bir şekilde " daracık daracık sokaklar" söylemi geliyor ve hafif tebessümle karışık küçük bjr sevinç yaşıyorum. neden yaşamayayım bu küçük sevinci. kim olsa yapar bunu. neden yapmasın ya da neden yapmayalım ki? yazımı bu küçük sevinç durumunun ardından sonlandırıyorum. sevinçleriniz daim olsun.

Yorumlar

anonim
anonim
1 yıl
@poseydon bu anlattığın durumları cogu insan zaman zaman yaşar. kimisinde daha sık kimisinde daha seyrek olur ama her insanda olur. bazıları yaşanmışlıklarının yükünden düşünüp durur bunları bazılarımız ise yaşayamayışlarımızdan. sen hangisinin bilmem. yazdıkların üzerine konuşulacak çok şey var ama uzatmıycam. velhasıl diyeceğim odur ki kimse bu dünyada tutsak değil. İçinde bulunduğumuz durumda şekillendiğimiz gibi seçimletimiz kendi elimizde. seçimlerimizin nedenlerini ya da sonuçlarını başkalarına yüklemek akıl işi değil. İnsan cüzi irade sahibidir. ve son olarak da kalpler yalnızca allahı anmakla huzur bulur.
poseydon
poseydon
1 yıl
@anonimbayan ben de hepsinden biraz var ve tabimi allah i aniyorum her zaman. dediğin gibi konuşulacak çok şey var da konuşacak pek kimse yok. sanirim bunların buyuk bir çoğunluğu da konusacak kimsenin olmamasindan kaynakli.