poseydon
poseydon
belki bir mum olmadığımızdan bütün bu olanlar. yandıkça erimedik diye mi bunlar geldi başımıza. yoksa yanmayi bile beceremediğimizden mi? bilmemek, hissetmemek, düşünmemek bir işe yaramıyor gecenin bu saatlerinde daha doğrusu gecenin her saatinde bir şeye yaramıyor. gece bir tabut gibi çöküyor üzerimize. tabut biz, içindeki de biz, taşıyan biziz o tabutu. bu kadar çok şey olabilirken bu kadar hiç olmamamız nedendir acaba. hayallerimiz uçarken yanı başımızdan, yatagimizin yaninda duran yarım kalmış kitaplarimiza bir göz atıyoruz. bir yolculuğa çıkıyoruz onlarda belki daha fazla. bazen kendimizi bölüyoruz, bazen bütün olabilmek için o kadar çabalamamiza rağmen asla basaramiyoruz. o zaman yapabildiğimiz en iyi şeyi yapıyor ve daha çok bolunuyoruz bütün başamlarımızla. o kadar çok bolunuyoruz ki eksik olan parçayı asla farketmiyoruz ve sanki kırılmış gibi bir halimiz oluyor. biz tüm olanlara rağmen geceye dost, yarını beklemeyen ve uyuyamayan. belki uyuyabilsek, soğuk ve sert esen rüzgara kulak vermeyi bırakıp belki bütün olabiliriz. saçmalama dedi iç sesim. haklısın dedim. unuttuğumuz bir şey değil bütün olmak asla başaramadığımız bir şey ve başaramayacağımız belki. belki de bütün olmanın ne demek olduğunu bilmediğimizden ya da bildiğimiz çoğu şey gibi onunda yanlış çıkmasından veya yanlış bilmemizden kaynaklanıyor olabilir. şimşekler çakıyor kara bulutlu lacivert gökyüzünde. erik ağacının dalları ile ceviz ağacının gölgesi birbirine karışıyor ve ben onlara bakarak bunları düşünüyorum. oysa ne güzel karışıyorlar birbirlerine, salınarak rüzgarda ve rüzgara dair her şey ile.

Cevaplar

almithara
almithara
ne güzel de anlatmışsın. ..