onumarkamsobee
onumarkamsobee
bir yazımı buldum az önce defterimin arasında. bulunduğu defterden koparılmış iki yaprak yazı.. kim bilir hangi gecenin sabaha karşısında yazılmış bu yazı? aslında hayal meyal hatırlıyorum o geceyi. bomboş olan odayı.. neyse izinle paylaşmak istedim. "birazcık da buraya yazmak istedim. bomboş aslında günler. hiçbir anlamı yok şu geçen günlerin. bir gün nasıl doldurulabilir ki? bilen biri söyleyebilir mi? ben bilmiyorum çünkü. bilmiyorum kaçıncı defa söyleyeceğim, fakat yalnız kalmak istiyorum. şu lanet olasıca telefonu kenara atmak istiyorum. sesim soluğum çıkmasın istiyorum. odadan kaçtım. sığındığım yer ise başka bir oda. yurdun teras katını etüt odası yapmışlar. millet ne kadar kitabı varsa buraya getirmiş. ulan insafsızlar! oturup çalışmıyorsunuz da, bu kitapların bu masalardan işleri ne? kenara bari koysaydınız. sanki bu yurtta sizden başkası yok. bu hak gasbı değildir de nedir? aslında yazının bu kısımlarında gözlerimin dolmaması, burnumun çekilmemesi ve gözlerimden aşağı akan yaşların kendine bir yol oluşturmaması gerekiyordu. ne kadar uğraşırsam uğraşayım ruh halim değişmemiş sanırım. yoruldum ya. ne derseniz, deyin. ben yoruldum. bunu kabullenmek istemiyorum ama durum bu. farkındayım. 'zaman geçip gider, biter ömür. her gün bir umut daha ölür.' İşte araya yine bir şarkı sözü girdi. ne yapayım? giriyor bazen. tutamadık kaçtı dana! koşun, koşun. hadi yakalayın. biri yardım etsin. lütfen, yardım edin. kaçıyor baksanıza. bilmem kaç kişinin tuttuğu 'umut' kaçıyor. anladı o da kıymetinin bilinmeyeceğini, arkasına bakmadan nasıl da kaçıyor, baksanıza. evet, duydunuz. kendisine değer verilmeyeceğini, kendisinin kıymetinin bilinmeyeceğini anladığı an topukladı bu diyardan. siz ise arkasından baka kaldınız sadece. ne yapabilirdiniz ki? ne yapabilirdik? ne gelirdi elden? sizi bilmem ama ben vazgeçmedim koşmaktan. nefesim kesilse de, bacaklarım beni taşıyamayacak hale gelse de ben vazgeçmedim bir umudun peşinde koşmaktan. çünkü bir umut o. başka bir umut da diyor ki 'sen o umudu yakalayabilirsin, hadi oas! devam et. her zaman bir umut vardır. bak o umudu yakalayacağına dair umudun da benim.' ben nasıl kırayım şimdi bu umudu? ha çocuk? sen de bir şey söylesene! neden susuyorsun? cevap versene çocuk! sen de mi yoruldun sadece işleri düşünce konuşanlardan? sen de mi sıkıldın 'insan' bedeninin içinde çürümüş ruh görmekten? e ne yaparsın çocuk, bu dünyada onlar da olmak zorunda. yoksa ne olurdu? İki zıt şey olmadan olur mu hiç? senin gibi yorulan çok. ama pes etmeyen sağ kalıyor bu dünyada. pes eden, umudun peşini bırakan yok olup gidiyor kenarlarda köşelerde. biliyorum çocuk. biliyorum, dayanılması çok zor oluyor bazı şeylere. ama tutunacağın bir dal çıkıyor her zaman karşına. ne demişler? 'allah bir kapıyı kapatır, başka bir kapıyı açar.' sende kapanan kısıldığını hissettiğin zaman bunu getir aklına. unutma çocuk! etrafında ne dümen dönerse dönsün sen, 'sen' olmayı bırakma sakın. yok olmak isteyebilirsin bazen. yaşadık çocuk seninle beraber o yok olmak istenecek zamanları. belki korktuk yapmadık, belki de kendimize yediremedik yok olup gitmeyi. çünkü bu kolaya kaçmak olurdu, değil mi? ama biz ne zaman kolaya kaçtık ki? ne zaman vazgeçtik? gerçi küçücük, minnacık, bir noktayız şu dünyada. bir silgi gelip silse ne fark edecek, değil mi? ama sen de biliyorsun, bir kağıdın üzerindeki noktayı silmek isterken, silgi ister istemez o noktanın yakınlarında bulunanlara da bulaşır. eski hallerine döndüremezsin onları. hep bir eksik kalırlar. İstersen ağzın ile kuş tutup ver onlara. yine de bir işe yaramaz. yakınlardı çünkü onlar. ne dersin? biz belki de bunu düşündük, ha? düşündük, değil mi? bak o durumda bile başkalarını düşünmüşüz. biz neden böyleyiz çocuk? neden öncelik hep başkalarının? neden önce kendimizi iyi etmiyoruz? a** k**(küfür etmişim o kısımda) kim bizi iyi etmeye çalıştı? nankör müyüz acaba biz? belki de ermek istediler ama biz izin vermedik. bizi ne kadar yaraladıklarını göstermedik belki de. İzin vermedik yaralarımızın gözükmesine. kıskandık mı dersin yaralarımızı? yoksa zayıflıklarımız olarak mı gördük onları? bizi zayıf sanırlar mı sandık? aaa dur! biz o yaraların oldukları yerden bize saldıracaklarını düşündük. biz hep en kötüsünü kurduk kafamızda. hep en kötüsüne hazırladık kendimizi. her an hesap yaptık biz. birimiz kendimizi kaybetse, öbürümüz düşünmeye devam etti. belki de bu yorgunluğumuz bu yüzdendir? kendi haline bırakmalıydık belki de her şeyi. acaba bana iyi gelmeyen sen misin çocuk? büyü artık. tutmayacağım bundan sonra seni. kıymet bilmeyecekler için kendimi düşünmemezlik ettiğimde beni engelle. durdur artık beni! İzleme arka plandan! neden sürekli ben kendimi yorarken beni izliyorsun? ne zaman bırakacaksın izlemeyi? benden kimse bir şey beklemiyordu, biliyorsun değil mi? herkes oas'ın çöküşünü görmek için izledi onu. oas ne yaptı? saf oas her zaman onların kendisinin iyiliğini düşündüklerini sandı! aptal diyemem kendime. çünkü ben aptal değilim. ama artık kabullenemiyorum bazı şeyleri. çünkü sen elinden geldiğince iyilik yapmaya çalışıyorsun ama senin iyilik yapmaya çalıştıkların kuyunu kazıyorlar. arkandan konuşuyorlar. onların kim olduklarını veya olabileceklerini biliyorsun ama ağzını açmıyorsun. 'değmez' diyorsun ve hayatına bakıyorsun. bir duyuyorsun, iki duyuyorsun, üç duyuyorsun. a ama bak sen bu duyduklarını konduramıyorsun. 'yoook' diyorsun, yok. fakat dankek reklamındaki ses çıkıyor 'var artık! önce kekini kabarttık, sonra kuyunu kazdık!' mecbur kalıyorsun inanmaya. ama hala içinde bir yan tüm insanların böyle olacağına inanmıyor ve devam ediyor aynı şekilde yaşamaya. o içindeki bir yön, umut eden yön işte. ne kadar kazık yerse yesin insan o yönünü kaybedemiyor. ne kadar düşerse düşsün o yön çıkıp geliyor ve insanı ayağa kaldırıyor. işık var o yönde bir parça da olsa. senin karanlığının içinde doğan bir ışık." evet hanımlar beyler merdivenden kayanlar veya kaymayanlar. bu yazının devamı gereksiz bir şeydi ve konudan uzaklaşıyordu ki yırtıp attım. :d neyse bu yazıyı şimdi okuyorum da, ben düzelme yolunda ilerliyorum. kendimi birilerine açıyorum. daha doğrusu birine açıyorum. beni düzeltebileceğine inanıyorum. İnandığım için de hiçbir şeyi gizlemeden söylüyorum. aslında şu an oturup ödev yapmam lazımdı. fakat geçen günlerimin ne kadar da boş olmadığını görmek istedim sanırım öncesinde. hani boş geçtiğini söylediğim günler var ya, yaklaşık beş aydır dolu geçiyor. kendime edindiğim işlerle olsun, sevdiğim dostlarımla olsun. kararlarımın arkasında olarak geçiyor tüm günler. gülerek, eğlenerek. gerçekten gülerek hem de. özellik şu son bir ayda geçirdiğim uykusuz gecelerin hiçbir ağrısı doğmuyor üzerimde. daha çok enerji veriyor bana. yataktan kalkıp okula gitme, ders çalışma enerjisi. bazı günler negatiflik yaşadım evet ama şu önceden yazdığım yazıdaki gibi bir durum yaşamadım. en azından anlatabildim kendimi bu dönemlerde. dinlendim. belki de en çok ağlamam diye düşündüğüm inanın yanında ağladım. İnsanlara güvenim var, biliyor musunuz? :) kuyu kazmak her zaman olabilir ama bence bu insanlara olan güveni tamamen sarsmaz. her insan bir değildir çünkü. ayrıca ben başarabilirim. kim neyimi beklerse beklesin. benim başaracağıma inanan insanlar var çevremde. benim iyiliğimi isteyen. benim yanımda duran. hayatımdan çıkanlar da oldu ve çıkmaları bir parça dokundu sadece. beni düşünmeyeni ben niye düşüneyim? ben niye canımı sıkayım? şizofren değilim bu arada. :d İşin şakası o :d yazıyı okuduktan sonra, şizofren olduğumu da düşünmedim değil de :d ama hayal kuruuun. bol bol hayal kurun. evinizde, eşiniz ve çocuklarınız ile beraber olduğunuzu düşünün mesela seneler sonra. İş hayatınız elbette ki olacaktır ama ailenizle geçirdiğiniz vakitler de olacak. çok güzel zamanlar olacak onlar. bu hayallerimi saklandıkları yerden çıkarmadım. ben yeni yeni hayaller kurmaya başladım. ben o yazıdaki ben değilim artık! ben, yaşamayı seven benim. karamsar olmayan benim. her şeyi en ince detayına kadar düşünürüm, hatta en kötü halini düşünürüm. ama artık buna bir ara verme zamanım gelmiş. İnsan kafayı yer da :d bu yazı da burada bitsin. ben beni canlandıran insana teşekkür etmeye gideyim :))

Cevaplar

syada
syada
iki satır daha yazsan mesneviyi tamamlayacakmışsın bari cilt cilt paylaş :) @onumarkamsobee
zorakimuhendis
zorakimuhendis
yazının sonuna gelene kadar başını unuttum sanırım 0_o. yine doktürmüşsün maşallah
bu_hesap_silinmistir
bu_hesap_silinmistir
sana tek bir soru sorucam. o kağıttan buraya geçirirken hiç mi üsenmedin? :d
ormantikrabbit
ormantikrabbit
yazının bir başını birde sonunu okudum,hakkını helal et :)
ikizler
ikizler
ne varsa o saatlerde var zaten.beynimiz o saatlerde nasıl çalışıyor bilmiyorum ama düşünce yönünü en mükemmel çalıştırdığı saatler olduğu kesin.galiba bu yazılar ilk geldiğimiz yıllarda yazılıyor sonra da yaşamayı,ayakta kalmayı öğreniyoruz bir şekilde ve düzeliyoruz,umutlanıyoruz...yazı zaten mükemmel bir şey diyemem de "önce kekini kabarttık, sonra kuyunu kazdık!" kısmında çok güldüm :d
onumarkamsobee
onumarkamsobee
@syada baktım en uzun mesajım bu değilmiş :d @zorakimuhendis teşekkürler efendiiim :)) @mjollnir bir ara üşenir gibi oldum ama yazının sonlarına doğru :d :d @ormantikrabbit helal olsun kardeşim :d @ikizler yok ben bunu geçen dönem yazmıştım. maksimum 5 ay olmuştur. sabahın 4ü falan olması lazım. o sıralar nasıl böyle cümleler geldiyse artık aklıma :d ama ikizler iyiyim ben şimdi. hatta bir nazar duanızı alırım. aman inşallah bozulmaz :d
imhotep
imhotep
oas biri senı durdursun bu ne. bi gun komple dedikodu sayfasını kaplıcaksın. etme :d
onumarkamsobee
onumarkamsobee
@imhotep , yani mumya, ama olmuyor yani :d kısa yahu bu kısa :d benim en uzun mesajım zamanında @zorakimuhendis 'in tespit ettiği 3 sayfalık bir yazı. bu iki sayfayı bile tam doldurmuyor. aşağıda çeyrek sayfa falan kalıyor :d aha ben de "ne zaman bir @anonim_bayan gelip okumadığını söyleyecek?" diye düşünmekteydim..canın sağ olsun anonimbayan :)