poseydon
poseydon
1 yıl
pencereden dışarıya bakıyorum kurulduğum koltuğumdan. gökyüzü yeterince aydınlık olmadığı gibi yeterince karanlıkta değil. tarifi yok iken bendeki siyahın bu ne kızıllık, bu ne mavilik, bu ne grilik. zaten yıldızlar ve ay da yok. sadece siyahımsı gibi olan lacivert, kızıl ve gri tonlarında bir gökyüzü ve yolları ve sokakları aydınlatmaya çalışan saçma sapan sokak lambaları. öbek öbek toplanmışlar. bazı yerleri aydınlatıkları gibi bazı yerleri daha bir karanlığa boğmuşlar. bir mezarlık var ilerde. en ilerde değil belki ancak en karanlık olan da orası. belki benden bile karanlık. yaktigim mum veya içtiğim sigaranın aydinlatamadigi gibi boğulduğu, kayıp olduğu bir karanlık. zihnimi meşgul ettiğim ne varsa karanlıkta ki gölgem gibi terketti beni. belki iyi bir şey belki değil bilmiyorum. nasıl göründüğü ile de ilgilenmiyorum. sonu görünmeyen ve attığınız taş ile dibinden gelen sesin de duyulmadığı bir çukur gibiyim. içimdekileri dışa vurmuyorum. belli etmiyorum hiçbir şeyi. zaten ben belli etsem kim anlayacak ki. sahi belli etsem anlayan olur mu? ya da siz anlar mısınız mesela? öyle olur anlamında kafa sallamayın şimdi. bazen ben bile anlamıyorum kendime belli ettiklerimi ve belli etmediklerimi. kendinden korkan ve gölgesi ile küs olan ve aynı zamanda ruhunu arayan ben. belki buldum haberim yok, belki barıştım haberim yok, belki artık korkmuyorum haberim yok. belki. belki de sadece bir hiç. ben ve bana dair olan her şey bir hiçlikten ibaret olabilir mi? olur. olmaz. olur. olmaz... varlığında yokluğunu arayan ya da yokluğunda varlığını arayan veya aramayan ve ayni zamanda sorgulamayan ve hatta sorulacak bir soru bulamayıp, çözülecek bir soru da önüne gelmeyen birisi ne yapabilir ki en fazla? hiçbir şey. küçücük veya koskocaman bir hiçbir şey.

Yorumlar