poseydon
poseydon
1 yıl
küçük tepelerin arasında yürüyor bazen de üstlerine çıkıp çevreyi seyrediyorum. tuhaf olan, farklı olan hiçbir şey yok. gözüm sürekli ilerideki yüksek dağa takılıyor. bakıyorum, bakıyorum, bakıyorum. baktıkça dağın tepesinden düşüyorum. üzerime biraz kar bulaşmış ve ayaklarım da kara bulanmış, üşümem gerekiyor üşümüyorum. bir sıcaklık var bedenimde. ellerimle vücudumu yokluyorum, kırmızı bir şey var biraz akışkan ve sıcak. üzerimdeki karları eriten bir şey. gerçekten düştüm mü diye soruyorum tam o anda kendime.atlamış, kendimi atmış olamam mı? zaten ne önemi var ki yaşamanın. öylece duruyorum. beyaz olan kar tanelerinin kanımın sıcaklığı ile eriyip yerini kırmızılığa bırakmasını izliyorum. korkmuyorum. korkmak yaşayanların yapacağı, hissedeceği bir duygudur. gökyüzüne bakıyorum o anda hiç yıldız yok. siyah gökyüzü kara bulutlarla dolu. buna biraz seviniyorum, sevinince biraz daha kendimi buluyorum. kayıp olan kendimi böyle bir anda bulmak biraz çelişkili ve biraz düşündürücü. kurtulmaya çalışıyorum o düşüncelerden, olmuyor. pek önemi de yok gibi artık. İdrakına varamadığım her şey gibi bu durum da biraz yarım, çokça eksik kalıyor. mühim değil. neden olsun ki. ben son anlarımı yaşadığımı düşünürken eğlenen,gülümseyen, gülen, kahkaha atan herkes bir şeyler düşünüyor. bulundukları ana dair değil düşünceleri, çoğunlukla geleceğe dair. ve bazıları var ki bunların arasında kendini yitirmeye başlamış olanlar ve belki çoktan yitirmiş olanlar, onlar, geçmişin puslu hapishanesinde her düşüncelerinde, her anılarında, her duygularında boğulmaya ve mahkumiyetlerini uzatmaya devam ediyorlar. peki bütün bunlar içinde ben kimim veya kimdim? sen kimsin? o kim? kim olarak doğduğumuz mu önemli olan yoksa kim olarak öldüğümüz mü? bir anlam teşkil ediyor mu bütün bunlar yoksa kendimizi yadsınamaz bir gerçek gibi gördüğümüz her şey gibi bu da bir aldatma yöntemi, düşüncesi, hissi veya diğer bir takım şeylerden veya bunların hepsinden ibaret olan bir şey mi? kendimizi yeterince ifade edemiyor ve istediğimiz gibi anlaşılmıyorken, gerek var mı herhangi bir çaba göstermeye. günlerin saatlerle, saatlerin dakikalarla, dakikaların saniyelerle ve biz insanların zamanla boğuştuğu böylesine bir dünyada kim ne yaparsa yapsın bir bakıma yenik düşmüyor mu? peki kim yitirmiş veya yeniden yaşamış çocukluğunu? dişleri çürüyene kadar ve hatta çürüse bile yemeye devam ettiği şekerlerden kim artık aynı tadı, hazzı, sevinci, mutluluğu alıyor? geçip giden zamanla yitiriyoruz kendimizi, insan olan kendimizi, kendimiz olan kendimizi. bütün sevinçler, mutluluklar, güzel duygular ve iyi hisler gelip geçiyor da acılar saplanıp kalmıyor mu bedenimize, zihnimize ve ruhumuza. bir şarkı paylaşarak yazıma son veriyorum "lucia - silence. "

Yorumlar

fakirfilozof
fakirfilozof
1 yıl
yazının sonuna doğru kulaklarıma lucia bacımın sesi geldi
jackintumoru
jackintumoru
1 yıl
yüreğine sağlık.evren bana mesaj vermeye çalışıyor sanırım.bu şarkıyı dinleyerek ben de yazı yazıyordum tam.
poseydon
poseydon
1 yıl
@fakirfilozof lucia bacı sevdiğimiz bir bacımızdır. :d
@jackintumoru evrenden her şey beklenir ancak ne olursa olsun şarkı çok güzel :)
jackintumoru
jackintumoru
1 yıl
kesinlike :) @poseydon