poseydon
poseydon
1 yıl
geceyi bir örtü misali geçirdik üstümüze. soğuk bir kış gününden kalan battaniye gibi sürüyerek taşıyoruz. biraz daha var olduğumuzu hissediyoruz attığımız her adımda ardımızda sürüklenen karanlıkla. belki bir bütün bile olabiliriz. var olduk, belki yaşadık bile ve artık yok olmaya başlayalı çok oldu. nereden baksan yirmi seneden söz ediyoruz. İnsanın doğduğu anda zamanından tükenmeye başlaması ve bir bilinç ayıbı olan bu durumu yetişkin veya belirli bir olgunluğa ulaştığında fark etmesi de yine bilincinin ayıbı değil midir? kelimeler önden giderken kalem harflerle birlikte takip ediyordu onu. cümleler kendilerini tamamlamak için sabırsızlanırken, ağır adımlarla yerinde sayan duygularımız ve bazen ritim değiştiren kalbimiz bize uyum sağlamaya çalışıyordu. biz belki bir kişydik, belki biraz daha az. eksildikçe insanlık, insan önce insanı kaybetti, ardından kendini. bunu bütün insanlığıyla yaptı. belki de hiç olmayan kendini. var olduğu o gün aslında küçülerek büyüyeceğini ve eksilerek bir şekilde tamamlanacağı söylense ve bunu anlama kapasitesinde olsaydı ne olurdu o zaman? sahiden ne olurdu? mesele var olmak mı yoksa var olduğunu hissetmek mi? ne büyük ve çoğu zaman tatmin edici bir şey oluyor hissetmek. hazların en büyüğü yaşadığını hissedip mutlu olduğunu bilmek ise en büyük hazzını yaşamadan yitip giden ne kadar çok insan vardır, kim bilir. İnsan düşündükçe var olabilir mi sahiden? hislerin hiç mi önemi yok. duygular, onları karıştırma şimdi. asıl söylememiz gereken ne kadar şey varsa mantığımızın körelttiği, varlığımızın yok ettiği, hislerimizin öldürdüğü, asıl olan bizi hiçliğe sürüklüyorsa eğer biz kaç kişi olabiliriz ki? birkaç serzeniş ve var olma ümidinden başka ve farklı olarak. uyanmadığımız sabahlara uyumadığımız geceler eşlik ederken ve ne kadar istemesekte bir ahenk ve anlaşma içinde olduklarını ve uyumlu oldukları gerçeğini söylemesek olur mu? anlatmak lazımdı, anlatmasak olmazdı. bazen çelişkilere yer ayırmıyor insan, en büyük çelişkisi kendisiyken. belki sevmekte lazımdı bir şekilde bir kimseleri veya bir şeyleri. o zamanda sekteye uğramaz mıydı yalnızlık denen kavram bir şekilde. o bile az kalınca yani bir bardak çaya atacak kadar bile şeker kalmadıysa, onun gibi işte. İnsan kendi hayatını yaşayacak bir saniyeyi belki zor bulurken ya da bulamazken ne farkı kalır ki olmayan çeşmenin akmayan suyundan. hayrat demişler adına ancak hoyratça bir yaşama hizmet ediyor belki de başta insan. sonra insanın yok ettiği kendi insanlığı ve bütünün insanlığı. şu şarkıyı da şöyle bırakayım "cloves - don't forget about me"

Yorumlar