poseydon
poseydon
1 yıl
İnsan ne tuhaf bir varlık. yapmak istediklerini bile yapamıyor. ne kadar büyük veya küçük olduğunun bir önemi yok, olmuyor da bazen. öyle gelişigüzel yaşamak istiyor, yapamıyor. en acı anında gülmeye çalışıyor, ayakta durmaya çalışıyor, güçlü olmaya çalışıyor, hiçbirini başaramıyor. ağlamak istiyor ancak onu da yapamıyor. gözünden düşecek olan iki damla yaşa hasret bir şekilde bazı zaman parçalarına sıkışmış bir şekilde saatleri geçiriyor. zamanın kölesi, benliğinin kaybı olan bu duruma aldırış etmemeye çalışıyor. çalışmak ve çabalamaya dair ne varsa yapıyor ancak debelenmekten öteye gidemiyor. gittiği ve kaldığı her yerde hiçbir şekilde barınamaz iken acısını katlayarak büyütüyor, kocaman bir şey yapıyor. belki bunu yapan kendisi değil insanın ancak acılar da büyümek istiyor işte. yavru bir kuşun büyüyüp uçmak istemesi gibi. ancak bilmiyor ki ya da fark etmemiş ki doğuştan kanatları yok yani hiçbir zaman parçasında havada süzülemeyecek. öylece gidecek, en fazla düşecek ve belki sekerek yaşamını geçirecek bir şekilde. o çok sevdiği ağacın tepesine yapmak istediği yuvasından her zaman mahrum kalacak. göç edemeyecek sıcak memleketlere. İşte bu yüzden hep gitmek isteyecek nereye gideceğini bilmeden. ve böylesine ömürler hep kısa sürer. belki herkesin yaşayacak ya da yaşadığı bir zaman elbet olur ümidiyle tüyleriyle beraber bir lokmada ansızın gidecek yabancı bir mideye. hiç farkına varmadan öyle bir anda kırılacak belki boynu, belki bir mermi isabet edecek küçücük bedeninin bir yerine ve acı çekmeye devam edecek. acı her zaman kendini büyütmeye devam edecek, ilk nefeste de son nefeste de. bir soluk almak gibi değil de bir soluğa hapsolmak gibi bir şey oluvermiş olacak yaşamak. karanlık; hiçbir yer, hiçbir şey görünmüyor, sadece kendini biliyor insan, sadece kendine dokunabiliyor belki hissedemiyor, ancak kalbinin ritmini, atışını duyabiliyor. kendinde can bulmaya çalışıyor ancak can sadece kalbin atma durumu değilmiş. bilmek lazımmış, hissetmek lazımmış, duymak lazımmış, duygulanmak, ağlamak, yürümek ve belki koşmak lazımmış bir şekilde bir şeylere. ayakları olmayan herhangi bir canlı misali ilerlemeye çalışırken senede birkaç adım, sağ yanından geçen karınca sol yanından geçen kaplumbağaya yenik düşerken bir yarışın içinde olmadan bir yarışın parçası olarak buldu yine kendini insan. bu hırs neden, ne işe yarıyor bu illet. zaten yeterince kölesi olmadık mı tamamen kendimizin ve bütün insanların ve dünyanın ve bir şekilde geçip giden hayatımızın. hayat denebilirse, yaşamak denebilirse tabi bunlara. bu denirseler çoğalır gider, art arda yazsan bitmez bile belki de, her zaman ki gibi kendini kaybettiği ile kalır insan. kendini ve kendine dair her şeyle birlikte ölen, ölmüş olan, yitip giden her şey gibi o hapsolduğu solukta terk eder onu tam o anda. belki artık yaşamaya çalışmamalı, varlığı bir kenara bırakıp yokluğa, yokluğun bile olmadığı hiçliğe alışmak, parçası olma zamanı çoktan geçiyordur belki de. kendinize kendinizle başarılar.

Yorumlar

poseydon
poseydon
1 yıl
@amphitrite kalan zamanimiz bir şekilde geçiyor. bu kadarı yeterli zaten.