poseydon
poseydon
unuttuk... ne varsa unuttuk. her şeyi, herkesi unuttuk. yaşamayı unuttuk. kendimizi, hayatımızı unuttuk. unuttuk, unutturdular ne fark eder ki, sonuç hep aynı olduktan sonra. elden giden değil de hep elimizde olanlara, elimizde kalanlara bakmamız gerektiğini bir iki süslü cümleyle beyan edenlere aldandık. bunu diyen bizde olabiliriz, bir başkası da. bunun da pek önemi yok. sevmeyi, sevilmeyi, mutlu olmayı unuttuk. ne kadar olumsuzluk varsa, ne kadar kötülük varsa, ne kadar içimizi parçalayan şey varsa hepsini yaşadık, hatırladık ancak biz, iyi olmayı, ben olmayı, biz olmayı, en önemlisi de insan olmayı unuttuk. peki neydi bize bütün bunları unutturan. hiç. bir hiç uğruna neler oldu bize. kaybettiklerimizi ve zamanla onlara dair her şeyi bir bir unuttuk. seslerini, görüntülerini, kokularını ve sözlerini öylece yitirdik. kendimizi yitirmeyi, kaybetmeyi, unutmayı da ihmal etmedik. mümkün olsa her şeyi bir çırpıda ve aynı anda unutacaktık ancak böyle bir şey mümkün değilmiş. bazı zamanlar hatırlayıp acı çektik. sonra yine unuttuk ancak acı çekmeye devam ettik. her şey kaybolup giderken biz hiçbir şeyin acısını çektik, çekiyoruz. bir şey yapamadık, yapmadık, yapmıyoruz. belki yapmakta istemiyoruz. sonuç hep aynı. pişmanlıklar ve acılardan başka hiçbir şey kalmadı bize hatta kendimiz bile kalamadık kendimize. artık oturduğumuz masalar hep eksik hep boş. yalnızca biz varız ve kaybettiklerimiz ile bizim aramızda sadece bir fark var. o fark bile tek kalmışken bizim topluluk olmamız saçma olurdu zaten. evet, kaybettiklerimiz ile bizim aramızdaki tek fark bizim nefes alıyor oluşumuz, hepsi bu. İnsan öldüğü yaşta kalırmış. sorarım size kaç yaşındasınız?

Cevaplar