poseydon
poseydon
sevmek kolay da sevinmek zor be. en son ne zaman yaşadım, sevindim, mutlu oldum bilmiyorum, hatırlamıyorum. her şey bu kadar basitken nasıl bu kadar karmaşık ve bir o kadar da anlamsız olabiliyor, şaşırmıyorum artık. bazı duygular, hisler sadece yaşayanlara ya da yaşadığını hissedenlere aittir. biz kendi hayatına, yaşamına bile eğreti duranlar veya olanlar için yaşamak anlamsız ve sözlükte olmayan bir kelimeden ibaret. yorgun, bıkkın, uykusuz... geçerken günler birbiri ardına, güneşli, bulutlu, yağmurlu, rüzgarlı bir deniz kenarında kumların üstüne atılmış bir denizanası gibi çırpınamaz bir durumda öyle kalakalmış bir vaziyette beklerken sonumuzu bu kadar yaşamak bana fazla diyoruz. yaşamak sözün gelişi zaten ancak sözün gelişi. hani aldığın o ilk nefes ve hatta bazen daha öncesinden nitelendirilirken bu kelime ile ya da bağdaştırılırken kimse sormadı ne kadar yaşadığımızı, yaşayabildiğimizi. sevmekmiş, sevgiymiş, sevdaymış hatta yalnızlıkmış daha ne kadar kendimizi farklı durumlarda olduğumuza inandırıp sadece nefes alarak geçirdiğimiz günlere anlamlar yüklemeye veya sadece kelimelerle anlamlandırmaya çalışacağız? bir gün kalmalı geriye diyerek daha ne kadar oyalayacağız yarınları, dünleri. şimdiler zaten dünlerin gölgesindeki yarınlar değil midir? saatler her gün yeniden başa mı sarar? zaten bir önemi yokta sırasını bekleyen bir soru işte. 192 bin küsür saattir varım ve saatler asla başa sarmıyor gün dönümlerinde. hiçbir saç telinin ilk dökülen saç teli kadar değeri yokken biz ne kadar önemliyiz? ya da böyle bir şey gerçekten var mı? olmasa da olur diye bir söz var ya hani hatta şarkısı bile var hani işte o söz öbeğinin anlamı biziz. tek ve en önemli anlamı. boş siyah bir duvara ateş ediyoruz, elimizde bir silah her ateş ettiğimizde gözümüzden iki damla yaş sağlı sollu yol alıyor çenemizde bir araya gelebilmek için. ancak sadece beş defa ateş edebiliyoruz, daha fazlasını bünyemiz kaldırmıyor ve o göz yaşlarından herhangi ikisi bir araya gelmeden çoktan kendini yitirmiş olan biz, o son nefes anımızda anlıyoruz ki beş farklı yara bir yerden vurmuş bizi beş farklı kurşunla. bir kurtuluşsa eğer ölmek bırakın ölelim hepimiz ve eğer biz olmadan daha iyi bir yer olacaksa dünya, insanlık yeniden varlığını kazanacaksa insanda, ilk kurşunu bırakın kendim kendime atsın. diğer dördünü kim atarsa atsın daha fazla atmayın, biz de insanız ve ancak beş mermilik yer kalmış bu güçsüz ve yaralarla dolu bedenimizde. zaten fazlası boşa harcamak olur mermileri ve göz yaşlarını. zaten onlarda kavuşamadı birbirine, bize kısa onlara göre bir ömür olan göz kapağından başlayıp çene altında biten bu yolda. artık yollar bitmedi. yolların ve mekanın icat edilmediği, varlığının hiçlikte kaybolduğu zamansız insan parçalarında dururken öyle gelişigüzel kendi kurşunumuzla değilse bile bir maganda kurşunuyla zaten öleceksek anlamlı olan hiçbir şeyin anlamsız olan her şeye karışması kadar doğal ve normal olan ne olabilir ki?

Cevaplar

amphitrite
amphitrite
@poseydon alışmak çok kötü bir şey değil mi sence de ? alışkanlıklar hayatımızı zorlaştırmıyor mu? alıştığın bir şeyden koptuğun zamanı düşün nasıl hissediyordun