poseydon
poseydon
1 yıl
duygularımız olmasaydı ve duyularımızdan birini asla kullanmasaydık nasıl insanlar olurduk? duygulardan yoksun değil de bağımsız yaşasaydık, yaşayabilseydik daha iyi bir ruh halinde, daha mutlu, daha sevinçli olabilme ihtimalimizin mümkün olma olasılığı var mı? kendimizi var olduğumuz her gün yaptığımız gibi bir başkası gibi görme ve olma durumun içinde bulsak ve bu durumun farkında olmasaydık ve okuduğumuz kitaplar, kurduğumuz cümleler, yazdığımız kelimeler bir araya geldiğinde bizi biz olmaktan başka her türlü ifade etmeye yetecek düzeyde olsa ne kadar yalnız, kimsesiz ve karanlık olabilirdik, gecenin bütün ihtişamına rağmen. bazı zamanlar, bazı hayatlar bize ait olmadan yaşanmışsa bu kadar bağımlı olur muyduk kendimize ve yaşadığımızı sandığımız bu ömür denilen sıkışıp kaldığımızın zaman parçasına. zaman hızlı mı, yavaş mı, durmuş mu bir önemi yokken bu yaşanamaz yaşantımıza imrenerek bakarken yakaladığımız bir çift dış göz görme, hissetme ve bilmek isteme çabamız daha ne kadar yitirecek bizi, ruhumuzu, kalbimizi. mantığımız körelmiş ve tek düze bir şekilde hep aynı şeyleri yapmaya ve yaşamaya bu denli yoğunlaşmışken hayallerimize bile sarılamadığımız gerçeği, yitirdiğimiz duyularımızın neticesinde oluşan bir durum olup çıkmışken yanan bir mumla rekabete giren ruhumuz burun farkıyla önde sürdürürken bu yarışı kim eksilmediğini, yitirmediğini, kaybetmediğini söyleyebilir ki benliğini? farklı olmak için farkındalık çabasına giren bir bedenden ve düşünceler silsilesinin çelişik duygusuzluğuna idam olmuşken var olmak sadece bir deyimden ibaret kalıyor bir cümlenin içindeki anlamsızlığını koruyarak. başı döndüğünde mutlu olan bir insanın bu mutlu olmanın verdiği sarhoşluk hissi ile canından olması mutlu olmadığı anlamına gelebilir mi? kelimeler ve durumların anlamsız kaldığı ve gökyüzündeki bir yıldız kümesinden başka izleyeninin olmadığı yaşam pırıltısına sıkışıp kendi kayıtsızlığını ifadesizliğe dönüştüren ve son nefesini kendi elleriyle vermekten başka bir gayesi olmayan bir insan amaçsız bir hayata sahip olmuş sayılabilir mi? bir insan yaşadığı kadar var ise bir yazar yazdığı kadar var olamaz mı? yitirilen anlamsızlık yiten bir hayata dönüşürken, kayıp olan ruh can çekişmelerini sürdürüyor tüm kayıtsızlığıyla. geceninin karanlığına mahkum edilmiş gölgeler gökyüzünün bulutlu olmasına sitem ediyor ve neden karaltıdan ibaret olduklarını sorgulamaya başlıyorlar, neden yaşadığını, neden var olduğunu sorgulayan bir insan beyni gibi düşünceden ibaret kalan bu durum bir eyleme bir harekete dönüşürken çoktan kendini yitirmiş olan ateşe sevdalı mum oluyor ruh, varlığının yok oluşuna aldırmadan.

Yorumlar

anonym1283
anonym1283
1 yıl
insanin icine icine işliyosun. kardesim benim.