poseydon
poseydon
güneşli bir pazar günü evde tek başına bırakıldım. zaten yeterince öksüz olan benliğim bu durumu hiç yadırgamamakla birlikte bir alışkanlık göstergesi olarak herhangi bir duyguya müsaade etmedi varlığımda. yiten günlerim ile birlikte yitirdiğim yaşantıma bir merhaba deyip bunu bir söylem, bir deyişe dönüştürdüm düşüncelerimde. sürekli olarak kendini aratan ruhum gezginliğinden şikayet eder olmuş, geceye hasret olan iç sesim konuşmak için beklerken zamanını kendini hissettirmek için elinden geleni yapmakta. yeterli bir seviyeye gelemeyen hayallerim düş kırıklıklarım arasında can çekişirken ebediyete üç kala bir zaman parçasının sanki son demlerini yaşıyormuşçasına büyük bir var olma çabası içine sürüklenirken istemsiz olarak anlatamadığı her şeyin esiri olan düşüncelerim dilime karşı küskünlük beslerken tüm çelişikliğine ve aldanmışlığına rağmen, bir dokunuştan muzdarip olan kalbim göğüs kafesimi zorlarken olanca kuvvetiyle halimden memnun bir ifadeyle mimiklerine yenik düşüyor yüz hatlarım. geniş alnım, yazgısının en güzel zamanını merak ediyor ve saçlarım savrulup yön değiştireceği rüzgarı bekliyor. özlemini hasrete dönüştürmüş olan anılarım mazisine heyecenlı bir bakış atıyor. suyun bardağa olan özlemi bir nehrin denize olan özlemi gibi bir şey olmuş çaktandır. bedenin suya olan ihtiyacı ruh için bir arınma ayinine dönüşüyor karışık düşünceler arasında belirgin olarak. mevsimlerin anlamsız zaman parçaları olduğunu göstermek istercesine yaza sıcak, kışa soğuk olan ve adı bahar mevsime büyük bir yabancılık taşıyan hisler karmaşasına benziyor insanalar, her şeye gücü yetebilirmiş gibi büyük bir kibirle. sanki varlığı canına kastettiği ve canına tehdit oluşturduğu her şey daha da yüceliyormuş gibi küçülerek yiten ruhuna ısrarlı bir şekilde sırtını döndüğünün farkına varamıyor. küçülerek kaybolan vicdan ve inanın katlettiği insanlık birlikte uzak diyarlara taşınmış, kaçmış iken insan varlık ve zenginlik muhasebesinden yitirdiği genel insani değerlerin yokluğunu asla anlamayacakmış gibi elinde mevcut bulunan paraya en üst mertebe olarak bakıyor.karnını doyurmanın verdiği mutlulukla akşama kadar gülücük saçan çocukların da insan olduğunun bilincine varamıyor, varmak istemiyor nedense. artık kimse gördüklerini anlatmıyor, önemli olanının bilmem kaç liraya yediği yemek olduğu kanaatine vardığından beri insan masumluktan bi haber bir yaşantıya mahkum edildiğini, mahkum olduğunu ve kendisini mahkum ettiğini anlamıyor, anlamıyor. kendisini aldatmak daha iyi bir şey varsa insanın o da çevresindekileri aldatmaktır ve insan nedense bu aldatma durumundan hiç vazgeçmiyor, vazgeçmek istemiyor, her şeyin farkında olduğunu bilmesine ya da bildiğini sanmasına rağmen.

Cevaplar