enguzelmevsimim
merhabalar… bu aralar direkt olarak size içimi dökeceğim anlaşılan. kâğıt kalem almaktansa, elektronik ortamda içimi döküp, saklamayı daha çok seviyorum. belki de tam tersidir. eskiden daha çok defterlere yazardım. önüme gelen her yere yazardım. ama tabi zaman geçtikçe değişen sadece insanların etrafındakiler değil, insanın kendisi de değişiyor. ben de bu değişiklikten nasibini alan varlıklardanım. bu güne kadar bana ben olduğum için gelmektense, kafalarında kurdukları ben için geldiler. benim içimdeki çocuğu yavaş yavaş öldürdüler. bir insan içinde saklı tuttuğu, saf bıraktığı çocuk sayesinde biraz daha kendisi olur. eğer o çocuk zarar görmüşse, insan da yaralanır. o da katılaşır. hayal kurar mesela bir çocuk. saf ve temiz hayaller. hayal gücü öyle temizdir ki çoğu yetişkinin göremediklerini görür ve bu gördüklerine de inanır. mutlu olur gördükleri ile. sanır ki dünya onun gördüğü gibi bir yer. mesela gökyüzü. gökyüzü sadece mavimsi bir tabaka değildir onun için. ulaşılamayacak bir yerdir. oraya ulaşmak onun için kocaman bir mucizedir. orada her hayalin gerçekleştiğini düşünür çocuk. buna inanır. bembeyaz bulutların kendisi ile oyunlar oynadığına, kendisini eğlendirmeye çalıştığına ve o bulutların gösterdiği şeylerin aslında oranın yaşamı olduğuna inanır. oraya gitmek ister çocuk. ulaşabilmek ister. kendi kendisine söz verir. bir gün… bir gün ulaşacaktır oraya. sonra zaman geçer, çocuğu mutlu eden bulutlar artık onu mutlu edemez olur. yüzündeki saf gülümsemenin yerini yorgun bir dudak büküş alır yukarıya doğru kıvrılan. çocuğun inandığı dünyayı zaman yok etmiştir yavaş yavaş. yavaş yavaş da olsa gerçek dünyanın tadını almaya başlamıştır o minik canlı. gözümüzden sakındığımız varlık acı çekmeye başlamıştır. o çocuktu insanların kendisi gibi olduğunu düşünen. çiğ süt emmediklerine inanan. İnandığının yanlış olduğunu görüp yıkılan da oydu. o bulutlara yeniden bakıp, saflığını hatırlayıp acı acı gülen varlık da oydu. “zaman her şeyin ilacı” derlerdi de zamanın her kötü şeyi de beraberinde getirdiğini söylemezlerdi. her şeyin ilacı olan zamanın aslında insanlığı yok eden şeyleri de beraberinde getirdiğini söylemezlerdi. o her şeyi bilen büyükler, hiçbir şeyi bilmediklerini de kabullenemezlerdi. çocuklarına “iyi insan olun” derken, aslında kendileri de ne demek istediklerini bilmezlerdi. onlar ki çocuklarının iyiliği için uğraşırlar. ama yine onlardı çocuklarını aslanların bulunduğu kafese koyan. gerçekleri öğretmek yerine bir hayale aldanmalarını da sağlayan onlardı. hele bazıları vardı ki gerçekleri göstereceğim derken, çocuğun yaşamını alt üst eden. kendisinin yaşayamadığı hayatı çocuğunun yaşamasını isteyen onlarca, yüzlerce hatta on binlerce insan var ki çocuk ne istiyor göremeyen. çocuğunun düşüncelerini önemsediğini, isteklerini göz ardı etmediğini söyleyen de bir elit kesim var. ama bakın o kesimin ne kadar elit olduğuna dair tartışma kapısı ise, ardına kadar açık. velhasıl kelam insan kısır döngüye tabi. doğuyor, hayaller kuruyor, hayalleri yıkılıyor, büyüyor tabi bu arada ve ailesinin olmasını istemediği bir varlığa dönüşüp, ölüyor. ailesinin olmasını istemediği canlı ise, ailenin tam olarak kendisi aslında. evet, ufak tefek farklılıkları var ama annesinin veyahut da babasının “sen bizim gibi olma. sen iyi ol” dediği çocuk, yine onlar gibi oluyor. bir çocuğun hayallerini öldürüyor çünkü zaman. İyi geceler.

Yorumlar

Rider
Rider
1 yıl
o kadar uzun yaxmışsınki ben üşendim ama yinede ne yazdıysan allah gönlüne göre versin diyip geçicem. hoşgünler :)