poseydon
poseydon
saatler zamana yenik düşeli bir hayli oldu. bomboş bir sokakta yürüyorum. üzerimde bir hırka, kulağımda çeşitli hayvan sesleri, saçlarımda gezinen hafif rüzgar, ayaklarımın altındaki çakıl taşları, gözlerimdeki pus gecenin karanlığına karışıyor ufukta. düşüncelerim karışık, duygularım allak bullak, kendini yiyip bitiren hislerim bir karmaşaya dönüşüyor ruhumda, hayatım yaşayamadıklarıma hasret, yaşantılarım geçmişime, anıların gerekliliği ve varlığıyla can bulan hafızam biraz ürkek, sularında arkadaşlık arayan göz yaşı denizim bir çift ırmaktan beslenmekte kararlı. çelişik hareketlerime destek veren belirgin durumlar bir olaylar silsilesine dönüşürken bütün somurtkanlığıyla, bir damla kana aç bir sivrisinek edasıyla süzülürken penceremde sonbaharın varlığını hissediyor ve görüyorum bir battaniyeye olan vücut özlemiyle. özlemler, özlemler ki çeşit çeşit. kimine göre bir şarkı, kimine göre bir kitap, şiir, kimisi bir insana hasret, kimisi bir cana, kimisi anıların özlemiyle geçiriken mevcut zamanını hep aynı şeyleri yaşama ve aynı şeyleri farklılaştırma görüşünde düşüncelerinde. kendini verebildiği, kendisini bulabildiği bir anıları kaldığından habersiz bir kalabalık çevresinde ve nedense çok uzaklar ama nasıl oluyorsa sanki her şeyi biliyormuş gibi yapabiliyorlar bütün kendilerinden kaçma çabaları arasında başka hayatlara, düşüncelere ve anılara sitem ediyor ve öfkelerini açıkça belirtirken kendi varlıklarının bir başkasının anılarında yok olduğunu hatta hiç olmadığı gerçeğini görmekten son derece memnuniyetsiz bir tavır sergiliyorlar bütün kişliksiz ve kayıp benlikleriyle. belki çok uykuluyduk, belki baygındık ama açık havada bir törensel seramoniye dönüşen yıldızlara bakmaktan ve görmekten kimsesiz karanlığını gecenin nedense hiç vazgeçmedik. geçmişinde kayıp, şimdiye yabancı ve geleceğine duyarsız bir yaşantı gösterisi bu. oysa yaşamak herkes için farklı bir dünya görüşüyken.

Cevaplar