poseydon
poseydon
1 yıl
varlığımızın yetmediği anlar yokluğumuzun, yok olmamızın başlangıcı olabilir mi? neden bir şey biterken başka bir şeyler başlamak zorunda ki. ve gerçekten böyle bir şey var mı? yoksa bu da kendimizi aldatmamızın farklı bir biçimi mi? ve sahiden bunların bir önemi var mı? bizi yoran sorular değil de cevaplar iken sorulara karşı bu ön yargılı yaklaşımımız neden? olmasak ne olur diye bir söylem var. ve ardından onu çok iyi destekleyen oldukta ne oldu söylemi geliyor ve bu kanıt niteliği taşıyor biraz. kanıtlarla konuşmak gerçekten var edebilir mi bizi? var olan herkes olmadığını iddia ederken, var olmayanlar bu kayıp ruhlar ütopyasında nerelerde yitiriyor kendini? nerede, neyle, kimle, nasıl olduğunun bir önemi olmalı mı gerçekten ve bir önemi var mı bunların sahiden? olmasa daha iyi gibi ve bazı zamanlar sahiden olmuyor. o zaman da isteyebileceğimiz her şekilde olmasını istiyoruz. bu bizim vazgeçilmez iç çelişkimiz. kelimelere döktüğümüz her şey bize ait olabilir mi? ve istediğimiz şekilde dış algılara ulaşabiliyor mu? susmayı tercih edenler, bu sebeple mi böyle bir tercihte bulunuyor dersiniz yoksa konuşmanın anlamsızlığını ve fayda görmezliğini anlamış olmalarından mı kaynaklı? gitmek isteyen herkes gerçekten bir yerlere mi gitmek istiyor yoksa bir zamana gitmeyi ya da bir zamana ait olmayı mı istiyorlar? ait olma durumu da tehlikeli bir durum değil midir zaten baştan aşağıya. her şeyi bu denli tehlikeli görürken asıl tehlikeyi, gerçekten tehlikeli olanı görmüyor, görmezlikten geliyoruz ya da fark etmiyoruz. asıl tehlike biz insanlarız. kendisine bile bir şekilde zarar verebilen ve kendisi için tehlikeyi oluşturan bir canlı türüyüz biz.

Yorumlar