poseydon
poseydon
her şey olması gerektiği gibi oluyormuş gibi eksik ve yalın bir şekilde sürdürürken mevcut olmayan genel geçer durumunu, bir yitirişte bir araya geliyor ve kaybediyoruz en saklı ortak duygularımızı hep birlikte. şimdi diye başlayan cümleler kurmaya çalışıyor ancak hep yarım bırakıyoruz üç nokta eşliğinde ve sustuğumuz söz aralarında. zamanın çabukluğundan sitem ederek yavaşça geçirmeye çalıştığımız saatler içinde, saniyeler arasında kayboluyor ve bulamıyoruz hiç, birbirimizi aramaktan uzak durumumuzda. kapalı gözlerle bakıyoruz ve kısık olan ateşte iştah açıcı bir şekilde yanmaya çalışıyor ve buğulanıyoruz kırık bir camın keskin tarafında. bir ip dolanıyor boynumuza ve kement atıyorlar üst üste kurtulma imkanı hatta ümidi bile bırakmayacak biçimde. şekilsiz bir yaşanmışlıkta, anlamlı ifadeler arıyor hatta kurtarmaya çalışıyoruz olmayan her ne varsa. şakağımıza dayanan, tehdit edici metal bir şekilden ibaret olan soğuklukla irkiliyor ve anlam katmaya çalıştığımız durumumuzun acınası anlamsızlığından yakınarak, ümitsizliğinin gölgesinde kahroluyoruz. parıltılı ışıklar eşliğinde karanlığa olan bir yolculuğa uğurlanıyoruz yalnız başımıza ve dönüşü olmayan bir yola girmek mecburiyetine mahkum edildiğimiz halde arkamızdan bir bidon su döküyorlar, bidonu boğarcasına. can çekişen bidonun bizi düşünecek hali kalmayıncaya kadar son nefesini vermesini bekliyorlar. su ile hayat bulan bu plastik yapıyı su ile boğarak öldürüyorlar. ki insanlar bunu çok güzel başarıyorlar.

Cevaplar