poseydon
poseydon
10 ay
gürültüler ve sesler çarpışıyor ve sanki hepsi aynı şeymiş gibi delip geçiyor kulaklarımı. bir anlam yüklemek istiyorum ama bu kadar karmaşık ve karışık olan zihnimde böyle bir şey pek mümkün olmuyor. puslu ve sanrılı anılar ekşitiyor yüzümü ve sanırım bu yüzden asla tam olarak kendim ve olduğum gibi görünemeyeceğim. geçmişten bana kalan birkaç süslü kelime ve inandığım ve sevdiğim bir tarafı olan eski kitaplar hep aynı cümlede beni benden alıp alıp götürürken uzaklara bilmediğim bir yağmur başlıyor bulutsuz gökyüzünde ve belki de bu sebeple hep biraz daha eksik ve hep biraz daha uzak oluyorum istemsizce kendimden. unuttuğum bir tarafı oluyor kirli pencerelerin sanki hava hep bulanık ve kapalıymış gibi bakıp duruyorum anlamadığım şehrin bilmediğim sokaklarına. neden bilmiyorum hep uzaklara bakıp dalıyorum ve yine nedendir bilmiyorum uzaklarda kayboluyorum. kaybolduğum yerde arıyorum kendimi ancak kim bulmuş ki kendini kaybolduğu yerde. fırtınaya kapılıp sürüklenmiş gibi denizde dalgaların arasında ya da rüzgara kapılıp uzaktaki bir bahçenin alakasız bir ağacının dalına sarmalanmış gibi duruyorum gözleri rahatsız eden bakışlar eşliğinde. şimdi; kayıp bir zaman, her an bulunmayı bekleyen, geçmiş; zaten çok eski bir anı kitaplığı zihnimde ve gelecek; birkaç satır uzakta ve istemsizce dilden dökülen kelimeler arasında ezilmeye yüz tutmuş. kaybettiklerim, kazanamadıklarım oluyor ve zaten kazandıklarımı çoktan yitirmişim. bir şehir diyorum bir şehir değil, dağlı, denizli, ağaçlı bir görüntü değil, bir yıldız kadar yakın ve bir insan kadar uzak tüm görüntüler. katılmayı unuttuğum bir sabah, geç kalınmış bir öğle vakti ve asla yetişemediğim pazar akşamları. nedense bir yerinden hep kaçırıyorum hayatı ve tutamıyorum zamanın vakitlice gelen yoğun yaşanmışlıklarını.

Yorumlar