poseydon
poseydon
gelecek yaslar bizi bekliyor. soğuk günlerde, sıcak günlerde, güneşli, yağmurlu, rüzgarlı ve bulutlu günlerde. peki yas neydi, bizi bir araya getirip bir avuç toprak başında bekleten yas neydi? bir resimde kalmak isteyen acemice çizilmiş bir silüetten başka neydi bizi bir araya getiren ve odamızın duvarına astığımız her biri birbirinden kötü resimler serisine bir başkasını eklemekten başka ne işe yarardı insan elinden ve belki görüntüsünden çıkma bir kağıt parçasından başka? bir de her kağıtta veya kağıt parçasında özlemle andığımız ve yasını tuttuğumuz ağaç sürüsünün ardından öylece bakakalmaktan başka ne yaptık ki? çok ağaçlı bir ağaç sürüsü ve sanki bir orman gibi, bir dağ gibi. öyle ki tepeleri var ve açık alanları hatta yağmurlar yağdığında gölleri bile var. ne tuhaf insan gözüyle görmek her şeyi ve ne kadar soyutlasak da kendimizi yaşamaktan bir köşesinden bakıp durduğumuz dışarılarda görmeye çalıştığımız ve gözlerimize inanamayarak tekrar tekrar baktığımız ve nedense biraz olsun bir şeylerin yaşayışına denk geldiğimiz zamanın kısımlarından birinin bir yas olması kadar ironik ve gülünç olmayan bir parodi kadar iğreti bir durumda belirmişken koca bir topluluk sıraya geçiyor ve sırasız toprak üstüne toprak atıyoruz kaçmak istercesine nice görüntüden. nedense kurtulamadığımız gecelerde bir araya gelmiyoruz ve nefessiz de yaşayan bir tarafımız oluyor gök gürültüleri arasında bir göğü yarıp yeryüzünü aydınlatan şimşek ve yıldırımlar içinde. sanki her şey bir ışıktan gelmiş gibi soğuk ve uzak iken bu devinimsel bedende devrişik bir olgudan ibaret kalan toplanmalar ve sanırım sürdürülmeyi bekleyen bir gelenek kadar eski ve hep eksik kalmış bir ev kadar boş ve ıssız duvar diplerinde yürüyen kara böcekler kadar uzak yuvalara. bazen iğrendiğim bir tarafı oluyor insanların ve bu resimden çekip, çıkıp gidiyorum ama başka resimlerde de kendime bir yer edinemediğim ya da bulamadığımdan öylece izliyorum geçmiş bir yanılgıdan ibaret olan anıları. sanki her şeyi görebilirmiş gibi hissettiğim zamanlar masum bir hatıradan ibaret kalmışken düşüncemde örtülü bir hayal düş kırıklıklarına maruz kalıyor içimde. kırılgan bir tarafı olan aynalarda kendimle buluşurken buluyorum kendimi ve sanırım bu sebeple kaçınıyorum kendimden. İnsan bir kez kaçmaya başladı mı duramıyor nedense. belki aklına gelmiyor belki durmak istemiyor ve belki durursa ne yapacağını bilmiyor ve zaten içini yeterince kaplamış olan boşluğa teslim etmek istemiyor kendisini. ne farklıdır ki insan insandan biraz olsun benzeşti mi seviniyor umutsuzluklar içinde bile.

Cevaplar