poseydon
poseydon
görünen tarafları oluyor insanların ve genellikle kimsenin görmediği tarafları.ve olan onca şeye rağmen biz, görünen taraflarımızla yaşamaya devam ediyoruz. kim olduğumuzu kimseye açıklamıyor ve anlamalarını beklemiyoruz lakin kim olduğumuza kimin karar verdiğini de sorgulamanda edemiyoruz. bazen kim olduğumuzun önemi olmasa da en ufak bir çatlakta ya da olay kırıntısında sanki yüzümüze vurulabilecek bir şeymiş gibi bir ürperti sarıyor içimizi. ölü bir balık gibi bakıyoruz bazen çevremizdeki yüksek binalara ve her yapı sanki bizden olabildiğince uzaklaşıyor . karmaşıklık değil de daha sade ve daha basit şeylerle bir şekilde geçirdiğimiz günler yılgınlığını koruyor nedense. bir hareket ihtiyacı gibi sürükleniyoruz yüksek dalgalarda ve sanırım asla ulaşmak istediğimiz yere ulaşamıyoruz. bir seçim olarak yaklaştığımız ve yanılgıya düştüğümüz düşünceler sonucunda aslında hep eksik tarafından görüyoruz hayatı ve zaten bu sebeple yitik sayılıyoruz biraz. bir boşluk var kimselerin ve hiçbir şeyin dolduramadığı bir boşluk bizi bir bakıma korkutan ve nedense hüzünlendiren bir boşluk. anlam vermek isteyip de bir türlü anlamlandıramadığımız ve her seferinde başka şeylerle yükümlendirdiğimiz. sanki tek yapmamız gereken belirli şeylermiş gibi beklentilerle çevrili etrafımız ve bu sebeple ulaşmak bu kadar güç oluyor kimliğimize. suskun beklediğimiz bir yolculuk hep aynı kapıya denk geliyormuş gibi isteksiz ve yorgunuz. ve zaten doğru görmek istediklerimize yanlış tarafından baktığımızda bir gerçek. belki ile başlayan birkaç cümle kurma çabasında bulunuyor ve her defasında biraz daha yanılıyoruz. ki yanılmak bize özgün bir şey olmasına rağmen kimselerin kendine yakıştıramadığı bir durum oluyor. nedense hiç anlamadığım olaylar sürekli bir şekilde tekrardan ibaret olan oynatımlarda bulunuyor ve bir ısrar var bu düşüncelerimde. günlerdir ağrı içinde gözümü açtığım ve kapadığım karanlıklar geceden bağımsız gelmek gibi hareketlerde bulunuyor ve zaten geç kalmış bulunduğum sabahlar artık anlamsız ve bensiz bir vakit olmuş çoktandır. bazen o kadar iyi oluyoruz ki anlam yüklemekte bu konuda geç kaldığımız ne varsa bir eşya üzerine bile yükleyebiliyoruz. belki böylece kendi üzerimizdeki ağırlıklarda kurtulabileceğimizi bile sanıyor olabiliriz. ancak ne yaparsak yapalım sırtımızda kamburlaşmış olan ağırlıklardan kurtulabilmiş değiliz.

Cevaplar

limos
limos
hiç bu kadar kendimi bulmamıştım bir yazıda eline sağlık 👏👏👏
taeyang
taeyang
gerçek olmasından korktuğumuz sanrılar içerisinde buluyoruz kendimizi ve yaptıklarımızı sorgularken sanrı sandığımız gerçekler bir bir dökülüyor önümüze. nereye gideceğimiz bilemeyecek kadar kaybolmuş vaziyetteyken bacaklarımız koparcasına, nefeslerimiz kesilircesine koşmaya devam ediyoruz sisli bir bilinmezliğe doğru. ne aradığımızdan haberimiz de yok, neyimiz olduğundan da. sarhoş bir insanın hayalleri kadar uzak, dilinden dökülenler kadar gerçeğiz ama bir o kadar da zihninden geçenler gibi bulanık. kendi içimizde ki duru gerçeği görmeye cesaret edemeyecek kadar korkaklık yapıyoruz çoğu zaman ve dilimizden dökülmeyenler çığ gibi birikiyor içimizde, ardından ruhumuza doğru yuvarlanmaya başlıyor. olanca yükün altında eziliyor ruhumuz ve çoğu insan bir ruhunun olduğunun farkında bile olmadığı için ruhsuz bir şekilde geçip gidiyorlar yanımızdan. koyu bir mürekkebin tertemiz sayfaya dökülmesi gibi yaşıyoruz çoğu zaman hayatı. düşüyoruz, dağılıyoruz ve kurumaya başlıyoruz. sayfayı bir anlamı olmayan şekiller kaplıyor ve bir kibrit yanıyor. bizim şekil veremediğimiz hayatımız başka insanların elinde küle dönüp yok oluyor ve bir rüzgar estiğinde ne var ne yoksa götürüyor beraberinde. havaya karışan küller ruhumuza yapışıyor ve yanıyoruz, yanıyoruz, yanıyoruz... ancak ne yaparsak yapalım ruhumuza yapışan küllerden kurtulabilmiş değiliz.