poseydon
poseydon
7 ay
görüntüler belirsizleşiyor giderek. bir sis kaplamış her yanı ve giderek yaklaşmakta, oturup kenti izlediğim pencereye. bir ürperti gelip sızlatıyor yaralarımı ve acılar sanki daha sanrılı böyle zamanlarda. kaybolan birkaç görüntüyü arıyor gözlerim ve sanki kayıp olan her şeyi aynı anda arıyormuş gibi bir yoksunluk belirtisi. bazen bazı insanları düşünürken buluyorum kendimi, özelikle de birini. çeşitli umursamalar yaşıyorum nedensiz. bir insanı neden umursadığımı ya da insanlar olarak neden insanları umursadığımızı da merak etmiyor değilim. sevgimizden mi, merakımızdan mı, yoksa sadece içinde bulunduğumuz ya da bulunmak istediğimiz olayların bir yanılsaması olarak sadece biraz daha yaşamaya çalışmamızdan ya da var olma çabasına sıkı sıkıya sarılmamızdan mı? nedensiz de sevilir diyor bir şair ancak her ayrılığın anlamsız bir nedeni yok mudur? her yitiriş bir bakıma yorumlanmayı bekleyen açık uçlu bir soru gibi cevaplanmayı bekliyor ve erteliyoruz gittiği yere kadar. gidecek yolu kalmayan, yönü belirsiz, ve ormanlarında ağaçların yetişmediği bir görüntü kalıyor her şeyden geriye, yalın ayak ve eksik. eskitilmiş bir fotoğraf kadar yeni ve gözlerden uzağım. kimsenin sevmediği ve kullanmadığı bir gün kalıyor acı dolu ve ıssız sokaklardan geriye. caddelerinde gezintiye çıkılmayan bir şehir kadar soluk ve kimsesiz gökyüzü.

Yorumlar

taeyang
taeyang
7 ay
yaprakların hışırtısı artıyor giderek ve insanın kulaklarını sağır edecek bir orkestraya dönüşüyor. bir güz akşamına doğru yol alıyor hayatlarımız. akşam kızıllığı düşerken gökyüzüne güneşin son ışıkları dallara tutunmaktan vazgeçmeyen yaprakların arasından toprağa doğru süzülüyor. son kalan güneş ışığının altında yıkanmak istiyorum çünkü sisin getirdiği belirsizlikler sinmişken üzerime kendimi hiçbir yere ait hissedemiyorum. çıplak ayaklarım toprağa dost, beni nereye götürecekse orada beni bekleyen aydınlık bir gökyüzü olsun istiyorum. sanki bütün hayatım ormanda ki yaprakların arasından süzülen güneş ışıklarının altında geçmiş gibi ve ben belki de bir çölün hayalini kuracak kadar açgözlüyüm. sonra soruyorum kendime, insanlar değersiz şeyler uğruna değerli kalpleri kırıp açgözlü yaşamaktan utanç duymazken ben neden daha fazla aydınlık istedim diye böylesine mahcup hissediyorum? kim bilir belki de karanlıktan korkuyorum. usulca parmaklarımı güneşe uzattığımda soluk bir ten oluyor tek gördüğüm, parmaklarımın uçlarında acılarımdan dökülen tozlar gizli sanki ve güneş ışığında parıldadıkça ne kadar çok acı tozu taşıdığımın farkına varıyorum. yakınlarda bir nehir var mı? yoksa yağmur yağar mı? yumruğumu sıkıyorum ve tüm acı tozları avuçlarıma bulaşıyor. ne kadar yağmur yağarsa yağsın çıkmayacaklarını biliyorum. kafamı kaldırıp gökyüzüne baktığımda yorgun bulutlara ev sahipliği yapan biri gibi duruyor gökyüzü.
poseydon
poseydon
7 ay
şehrin en yüksek binasının çatısındayım şimdi. düşler ne kadar yüksekten düşerse kırılır diye düşünüyorum. düşüncemin arka planında kalan manzara sanki acı dolu çığlıklara ev sahipliği yapıyor gibi. bir ara gözlerimi yukarılara dikiyor ve anlamsız bakışlarla dahil olmaya çalışıyorum gökyüzüne. sanki her gün biraz daha yaklaşıyor gibi hissettiğim gökyüzüne. yağmur damlalarında kurtuluş arayan ve arınma bekleyen benliğim. bütün bunlara rağmen yağmur beni dürtmek için düşüyor saçlarıma. ardından yağmur damlaları tenimde bir gezintiye çıkıyor ve ürperiyorum. sanki bir göl müşüm de bir dalgaya anlatılmışım gibi alaylı geçiyor zaman. sanki saatler kısılıp kalmış gibi vakitlere insanlar hep sonradan anlıyor kopan bir yaprağın kederini. ve kederinde yaşattığı mücadelesini. @taeyang