poseydon
poseydon
7 ay
yitik bir akşamüstü şimdi hayat. bir kedi bir ağaca tırmanıyor ve sanki tırmaladığı her yerde bir kırıntı var yaşamaya dair. bir gök gürültüsü gibi nereden geldiği belli olmayan sesler duyuyorum içimde. sanki giderek yaşamaya yerleşmek yerine, yaşantılarda bir yanılsamaya kapılıyor ve uzaklaşıyorum hayattan. zaman en eskimiş haliyle geçip gidiyor yanımdan ve vakitsiz yerleşiyor bütün anılar zihnime. her şeye dair bir yoksunluk seziyorum insanlarda, en çok da kendimde. İçimizdeki boşluğa anlam verme çabalarından sıyrılamamışken daha nice boşluklarda bir madde arayışına üşüşüyor ve yitiriyoruz bir tarafından fazla yanımızı. karanlığına dahil olmaya çalıştığım gece bir sis örtüsü gibi kaplıyor her yanı ve artık gözlerim görmez oldu anlamlı birkaç cümleyi. kayıp bir çocuk kadar mahsun ve mahcup geçen günler bir arayışa ev sahipliği yapmaktan öteye geçemiyor. sürekli bir şeylere olan açlığımızı geçiştirmek için her defasında harcayarak zamanı bir kuş sürüsü gibi terk etmek geçiyor içimizden her şeyi. gelip geçen ve nedense hep ardında iz bırakan anılar sanki hep aynı yere açılan bir geçit gibi tekrarlayan bir şekilde bizi kendine mahsus bir tutsaklığa sürüklüyor ve bir şekilde memnun oluyoruz bu durumdan. nerede ve ne şekilde olursak olalım bir tutsaklık anına tutunduğumuz yaşam, yaşantılarla kirlenmeye mahsur bırakılmış gibi.

Yorumlar