poseydon
poseydon
9 ay
her şey mutlak bir suretle yarım, eksik kalmış gibi bir hal almış. zamanın gerisinde, geçmişin gölgesinde, anıların hücumu altında geçen günler ne kadar eskidi bilmiyorum. anlamak istemiyorum. erken gelmiş geç bir ölüm kadar manasız kalıyor bazı şeyler. hayat zaten ötesi belli olmayan bir karmaşa, her an insanı daha fazla belirsizliğe sürükleyen. aldanıp kapılmış gibi bir akıntıya çok sonradan fark ediyoruz. zamanı aldatmış bir kelebek gibi olduğu yerde kalmış ve eskimiş, nasıldır bilinmez bir şekilde eskitilmiş. bazen düşüncelerde yaşamak kadar zorlu bir duruma gelen her şey, sahte davranışların ve sözlerin tesirin altında yitip gidiyor. düşler kırılalı ne kadar oldu ve ne zamandır hayal kurmayı bıraktı insan. özlem duyulan çocukluk mu yoksa geçmiş hayaller ve masumiyet mi? her şeyin kirlendiği ve bir yerinden pisliğe bulaştığı şuanda geçmişin bu kadar çekici gelmesinin başka manaları olabilir mi? bu manalar ve mana arayışları insanı sürekli bir sorgulamaya ve şüphe duyma güdüsüne ve isteğine yönlendiriyor. davranışları yorumlamak bu kadar kolay mı? sözleri olduğu gibi anlamak istemiyor ve çeşitli manalar arıyoruz. bazen farkında olmadan, bazen bile isteye. düşünmekten yoruluyor ve sürekli çelişkide kalıyoruz böyle yapmakla. oysa insan bir yanıyla herkese güvenmek isterken, bir yanıyla da güvenini sorgulayacak şeyler arıyor. bu birinci ben ve ikinci benin çatışmasıdır. İnsan ne kadar kendini aldatmak isterse o kadar uzaklaşıyor kendinden. çünkü bu durum yani kendini aldatmak durumu başkalarını aldatmaya benzemiyor. zor olan ve insanı sürekli eşeleyen bir tarafı var bu durumun. peki birinci ve ikinci benin savaşını kim kazınıyor? biz hangisinden taraf olursak o mu yoksa bu konuda farklı şartlar mı var henüz bizim bile farkına varmadığımız? kendimize yakıştıramadığımız ancak bir şekilde yapmış bulunduğumuz davranışların ve söylediğimiz sözlerin sorumluluğunu yine biz alırken bu durumun asıl sorumlusu olarak hangi beni öne sürüyoruz içten içe. zaten bunu anlatmaya ya da göstermeye çalışsak nasıl başarabiliriz ki? şimdi bütün bunların sonunda sessizce beklediğimizi sanıyoruz ancak bu bile kendimizi aldatmaya çalıştığımızın bir gösterisi olabilir. çünkü kimse sessizce beklemez. her bekleyiş bir sitem ve haykırış barındırmaz mı içinde? İnsanın en sessiz göründüğü anlarda birincisi ile ikincisi sürekli bir çarpışma hatta savaş diyebileceğimiz bir mücadele halindedir. her şeye rağmen hangisinden yana olmalı ya da hangisini kontrol altına alıp hangisini özgür bırakmalı?

Yorumlar

taeyang
taeyang
9 ay
her şey sessiz bir kırılmayla yarım, parçalarını aramakla mesgul kalmış gibi bir hal almış. karanlığın içinde, ışığın gölgesinde geleceğin özlemi altında geçen günler ne kadar aydınlık bilmiyorum. ağlamak istemiyorum. erimiş bir mumun yeni yanmaya başlayan alevi kadar manasız geliyor bazı şeyler. yaşam zaten içinin görülmediği bir kara kutu, her insanı daha fazla karanlığa sürükleyen. fırtınaya kapılıp savruluyormuşuz gibi çok sonradan fark ediyoruz. annesini aldatmış bir bebek gibi olduğu yerde ağlamış ve yanaklar gözyaşlarıyla yanmış, derdi nedir bilinmez bir şekilde terk edilmiş. bazen düşlerde yaşamak kadar çekici gelen her şey, sahte duyguların ve yorulmuşlukların altında yitip gidiyor. uzak diyarlarda yaşamayı düşlemeye başlayalı ne kadar zaman oldu ve ne zamandır bir düşün içinde kayboldu bir insan? özlem duyulan çiçeklerin koparılmadığı bir dünya mı yoksa aynı kitabın farklı sayfalarına çiçekler sakladığımız bir insan mı? her şeyin çamura bulandığı bu dünyada geleceğin bu kadar çekici gelmesinin başka manaları olabilir mi? düşleri sorgulamak bu kadar kolay mı? düşleri olduğu gibi kabullenmiyor ve çeşitli suçlamalarda bulunuyoruz. bazen farkında olmadan bazen en bilinçli halimizle. düşlemekten korkuyor ve sürekli suçlu hissediyoruz böyle yapmakla. oysa insan bir yanıyla başını yaslayacak bir omuz ararken, bir yanıyla o omzu itiyor elinin tersiyle. kırılmaz görünen aynaların ardında kendi yansımalarıyla olan savaşında yıprandıkça yıpranıyor. İnsan ne kadar kendini bulmak isterse o kadar çoğalıyor yansımalar gizliden. çünkü kendini bulma durumu başkalarını bulmaya benzemiyor. karmaşık olan ve insanı sürekli kayıplara sürükleyen bir yanı var bunun. peki yansımalarla olan savaşı kim kazanıyor? biz hangi aynaya yüzümüzü dönersek o mu yoksa görünmeyen tarafları mı var bu aynaların bizim bile farkına varamadığımız. düşlerimize sığdıramadığımız ancak bir şekilde hayal etmiş bulunduğumuz hayallerin sorumluluğunu yine biz alırken bu durumun asıl sorumlusu olarak hangi yansımayı öne sürüyoruz içten içe? zaten bunu anlamaya çalışsak da aynaları nasıl kırabiliriz ki? şimdi bütün bunların sonunda sessizce izlediğimizi sanıyoruz ama bu bile kendimizi bulmaya çalıştığımızın bir göstergesi olabilir. çünkü kimse sadece izlemekle yetinmez. her izleyiş de bir beklenti ve bir düş barındırmaz mı içinde? İnsan en umursamaz göründüğü zamanlarda bile yansımalarıyla bir çatışma halindedir. her şeye rağmen bu kadar yansımanın arasında hangisinin gerçek olduğuna inanmalı ve hangisini çekip ruhuna katarak kendiyle bir bütün olup düşlerini özgür bırakmalı?
alpheratz ✨
@poseydon @taeyang ya siz napıyorsunuz ya ahahaha :d
poseydon
poseydon
9 ay
yazıyoruz dostum :d. @alpheratz
alpheratz ✨
ne kadar tatlı bir ikili böyle :d