poseydon
poseydon
6 ay
şimdi bir bahar gününnden kalma gecede gökyüzünde parlayan yıldızlarla sokakları aydınlatan cansız ve solgun sokak lambaları arasında gidip gelen bakışlarım arasında birçok yönüyle bana yabancı olan bu kenti düşünüyorum. ne yapmalıyım diye soruyorum kendime. sorular anlamını yitirip bir cevap beklemiyor bir süre sonra. ardından "hayat kısa elbette biz anlamadıkça yaşamı." diye hiç şairane olmayan bir cümle kuruyorum. nedense üşumeyi bile unutmuşum ve ürkek bakışlarla bir şeyleri anlamaya çalışmayı. ne tuhaf. oysa birçok şeyi anlayabileceğimi düşünürdüm, kendimle kaldığım kalabalık gecelerde. bir insanın yalnız kalabalığı korkutucu olabiliyor bazen ve zaten sürekli yitik bir mutluluk arayışı peydah olmuş içimde. neye inanmalı kime güvenmeli gibi saçma sorular eşliğinde dinlediğim hep aynı şarkı ve aynı gün başladığım ikinci bir kitabın yürek burkan ve başka acılara açılma vaktinin geldiğini bildiren hüzünlü sesiyle öylece duruyorum. durmak, beklemenin zamansız geleni ve hiçbir şeyin, hiç kimsenin gelmeyeceğini bildiğin bir eylem oluyor zamanla. çünkü bekleyecek kimsen yoksa saçma sapan bir vakitte ve yine saçma sapan bir yerde öylece bir müddet durur zihninde tekrarladığın cümlenin gerçekliğini iyice anladıktan sonra yoluna devam edersin. yol nereye mi çıkıyor, bu belirsiz. ancak hiç iyi bir yere çıkmadığı muhtemel. hangi yol iyi bir yere çıktı ki zaten. acıdan ve birkaç hüzünlü ve belki biraz aptal bir gülümsemeyle hatırladığımız anılardan başka ne kaldı ki geriye? pişmanlıkları da unutmamak gerek. en çok ya yaptıklarımızın pişmanlığından. çünkü yapmadıklarımız, yapamadıklarımız hiçbir zaman bize ait olmamış, olamamıştır. ancak yersiz verilen ve asla alınmayan ve karşılık bulmayan bir merhaba ya da selam gibi kalakalmıştır. bizi kendimizle konuşmaya iten birkaç sözcükten ibaret bir şekilde. şimdi daha kısa olan geceler sanki bütün ağırlığıyla önümüze koymaya çalışır gibi karanlığını tüm ışıklar solgun kalmış. en parlak yıldızı aramaya koyuluyorum ancak bir türlü karar veremiyorum. sanki hepsi durgun ve ulaşacak bir yeri kalmamış gibi keskin bir yapmacıklıkla sadece görevlerini yapmak için mecbur kaldıkları için asılı duruyorlardı gökte. gecenin bu vaktinde gölgesi bedenini terk etmiş eski bir canlı gibi duruyorum. sanki geçen saniyeler her şeyi götürürken sadece canlılığıma dokunmuyordu ve bu bana çok manasız geliyordu. hani her gün biraz daha yaklaşıyorduk sonumuza. etrafınıza bakın kim bugün biraz daha yaklaştım sonuma diye bir cümle kuruyor hiç kimse. havanın güzelliğinden ve o gün yapacaklarindan hatta birkaç ay sonra yapacaklarından planlarindan bahsederler ancak çoğu kimse sonuna yaklaştığını bırak söylemeyi düşünmez bile.

Yorumlar