poseydon
poseydon
6 ay
gecenin asla bilinmeyen vakitlerinde, saatlerin daha yavaş ilerlediği zamanlarda birkaç dakikalık ömrü kalmış bir kelebek hüznü var üzerimde. "zaman unutuldu kardeşim" diyen şaire inandığım zamanlar bir utançla gelip yerleşiyor yüreğime. doğmayacak güneşle inatlaşmayıp hatta ne güneşin doğmasını, ne yağmur yağmasını, ne de gelmeyecek birini bekliyorum. zaten yeterince pişmanlık duyduğum anılarım bir bir hatırlatıyor ve tekrara sarıyorlar kendilerini. her defasında güçsüzleşerek büyüyen bu acı topluluğunun çekici bir tarafı olduğunu da söylemeden edemeyeceğim. ne hissetmem gerektiğini bilmiyor ve düşünmüyorum. nasıl yaşamalı diye düşünürken acaba yaşamanın da bir kuralı var mı diye sorguya çekiyorum kendimi. cevabını asla tam olarak veremediğim ve asla cevaplayamadığım sorulara bir yenisi daha ekleniyor. bütün bunları ne ara düşünür insan? yıldızların çokça ve yeterince parlak olmadığı bir gece gözümüzün sokak lambalarının aldatıcı ve geçici ışıklarına yönelmesi kadar saçma ve kısıtlayıcı ve hayalleri öldüren bir tarafı olan bütün yapmacıklıkların sonu aynı sahteliklerle son bulacak sanırım. ne zamandır yeryüzünde olduğunu anlamadığım kristalleşmiş ve iyice sertleşmiş kar kütlelerinin üzerine sapsarı vururken güneş, toprak kendini belli belirsiz utana sıkıla, bezgin ve çekingen bir tavırla belli etmeye çalışıyor ancak çamurlaşmaktan öteye geçemiyor. ve ben bunu bir şeye benzetiyorum ancak ne kelimelerle ifade edebiliyor ne de resimlerle gösterebiliyorum. bir düşüncenin bu tarz bir belirsizliğe sahip olması, sürekli zihni kurcalayarak bir karşılaştırma durumuna sürüklüyor insanı.

Yorumlar