poseydon
poseydon
bir yıldız bir ağacın arkasından gülümsüyor bana. bense bu duruma çok içerleniyorum. zaten ay'da bir apartmanın arkasına gizlenmiş durumda. sanki gökyüzü benimle saklambaç oynuyor bu gece. ağaç ne ağacı bilmiyorum ama apartmandan daha iyi bir izlenim bırakıyor gözümde. bir yıldız neden saklanır ki bir ağacın arkasına ya da bir ağaç neden bir yıldızın önüne geçer ki? ne tuhaf, uzun zamandır bu tarz düşüncelerden uzak olduğunu fark ettim. İnsan mevcut bulunduğu noktada en az iki kişiden oluşur. bunlardan birincisi geçmişteki kendisi diğeri ise şuandaki kendisidir. ve ben bunu şuan çok iyi anlıyorum. çünkü, geçmişte biraz fazla alakalıydım gökyüzüne ve gökyüzüne dair her şeye. oysa şimdi bulunduğum noktada kendimle ve kendi iç dünyam ile o kadar meşgul bir durumdayım ki unutmuşum çoktandır yıldızları bile. İnsan ne kadar yaşardı ki zaten istediği her şey yolunda gitse bile yahut dertten kendi ile köşe kapmaca oynasa bile? ne kadar kaçılabilirdi ki sınırları belli bir coğrafya da kendinden, ne kadar uzaklaşabilirdi? suskun geçen günler yerini sessiz, acılı ve birçok bakımdan yaralı olan gecelere bırakıyor ve insan ne yapsa kurtulamıyor kendisinden. belki bütün sorunların kaynağı kendisi olduğu halde böyle bir şey söz konusu dahi olmuyor ve edilmiyor. her insan aynı yıldızda olmak istediği kişiden birkaç yıldız uzakta. tek bakışa sığan bu mesafe nedense yıllar geçse de azalmıyor. hayat mı kısa, biz mi az yaşıyoruz ya da en basittinden yaşamayı bilmeden yahut yaşamayı unutarak mi iştirak ettik dünyaya, hayatımıza veya mevcut yaşantımıza? kaç yaşantıyla yaşayabilir ve kaç yaşantı sonucunda yaşlanırdı insan? galiba insan hep yanlış şeyleri sorguladığından, düşündüğünden ve yanlış şeylere odaklandigindan asıl meseleleri göz ardı ediyor ya da kaçırıyor. peki asıl meseleyi unutacak ya da gözden kaçıracak kadar ne oldu bize? ve asıl mesele neydi?

Cevaplar