liseli
liseli
7 ay
kendimi çok değişik hissediyorum.
bakalım, nasıl hissettiğimi tam olarak açıklamadan, benzetme yaparak açıklayabilecek miyim.

bir gölde doğmuş ve büyümüş gibiyim. ve ben büyüdükçe, dünya'daki suların kendi gölümüzden ibaret olmadığını, başka göllerin de var olduğunu, aynı zamanda aslında kendi gölümüzün de pek fazla temiz sayılamayacağını, bu yüzden o gölde barınmamam gerektiğini fark edip, gölü terk etmem gerektiğinin farkına vardım. aynı gölü paylaştığım insanlara, kendi farkına vardığım şeyleri anlatmaya çalışınca, muazzam bir şekilde tersleniyorum, hiçbir şekilde ikna edemiyorum. fakat ben, kimse destek olmasa da, ikna olmasa da, gölden ayrılmayı kabul etmesede; ben tek başıma, gölümüzün yeterince temiz olmadığını, başka göllerin, denizlerin, okyanusların da var olduğunu bilip, sürekli aynı göle tıkılı kalmamak gerektiğinin farkına varıp gölden ayrılma kararı aldım.

ve yola koyuldum. gölden yeterince uzaklaştım. artık geri dönme şansım yok. İleri gitmeliyim ama, nereye? tek başımayım. hangi göle, hangi denize, hangi okyanusa gitmem gerekiyor? hiçbir fikrim yok. kayboldum. muazzam su kütlesi karşısında, yapayalnız bir şekilde, öylece duruyorum. danışacak kimsem yok. durmalı mıyım, ileri mi gitmeliyim, geri mi dönmeliyim, ne yapmam gerektiği konusunda hiçbir fikrim yok. fakat o kadar da değil, abartmayayım. tek bildiğim var, geri dönmemem gerekiyor.

rehberim yok, danışmanım yok, kimsem yok. korkuyorum da aynı zamanda, yanlış tarafa yönelmekten korkuyorum. fakat ileriye doğru gitmem gerek, eğer durursam, kendi gölümden ayrılmış olmanın bana hiçbir katkısı olmamış olacak. hadi ama, ne için yola çıktık?

biraz cesaret, azim, çalışma ile, rehberimizi de akıl olarak belirlersek, bu işin içinden sıyrılabiliriz diye düşünüyorum. fakat yine de, tehlikeli sularda yüzdüğüm gerçeğini, kesinlikle unutmamam gerek. oldukça ürkütücü bir durum.

Yorumlar

odin
odin
7 ay
benzetmen platon'un mağara hikayesine benziyor.
"bazı insanlar karanlık bir mağarada, doğdukları günden beri mağaranın kapısına arkaları dönük olarak ayaklarından ve boyunlarından zincire vurulmuş oturmaya mahkumdurlar. başlarını da arkaya çeviremeyen bu insanlar, mağaranın kapısından içeri giren ışığın aydınlattığı karşı duvarda, kapının önünden geçen başka insanların, hayvanların ve taşıdıkları şeylerin gölgelerini izlemektedirler.bu mahkumların sahip oldukları bilgi, onların gözleriyle ve kulaklarıyla kazandıkları duyusal bilgidir ve bu görsel bilgi duvardaki gölgelerin, yani görünüşlerin bilgisidir.İçlerinden biri kurtulur ve dışarı çıkıp gölgelerin asıl kaynağını görür.kendide gördüklerine inanamaz İnsan için yanılgılardan kurtulmak, eski alışkanlıkları terk etmek çok güç olduğundan, o muhtemelen yeni duruma alışamayacak ve daha önce görmüş olduğu şeyler, ona daha gerçek görünmeye devam edebilecektir ve tekrar içeri girip gördüklerini anlatmaya başlar ama içerdekileri, duvarda gördüklerinin yansıma olduğuna ve gerçeğin mağaranın dışında cereyan etmekte olduğuna inandırması imkansızdır."
Değişik Bir Adam
gerçeklik bu ama insan olarak huyumuz terk etmekten yana
liseli
liseli
7 ay
vay be @odin , çok güzelmiş, teşekkürler. bunu ilk defa duydum.
youtube'dan alegorisini izleyince çok güzel oldu.

fakat insanı daha da büyüleyen bir şey şu ki, bu platon gibi filozoflar, m.ö 427 (veya 437, hatırlayamadım şimdi) gibi binlerce yıl önce doğmuş ve yaşamış olan insanlar, nasıl oluyor da yıllar sonrasını bile kestirebilip, yorum yapabiliyorlar ilginç doğrusu.

odin
odin
7 ay
@liseli iskenderiye kütüphanesi yağmalanmasaydı, hristiyanlar tarafından yakılıp bilim insanları katledilmeseydi her şey daha farklı olurdu, her şey... güneş sistemini, güneşin ve dünyanın yıl içerisinde birbirine yakınlaşıp uzaklaklaştıkları hepsi teoride ıspatlanmıştı 2 bin yıl önce. İşin garibi adamlar gölge boyundan iki nokta üzerindeki eğimden dünyanın yuvarlak olduğunu ve çapını hesaplamışlar. onlar döneminde düşünmesi gerektiği gibi düşünmüş, şuanda biz onların medeniyet anlayışının gerisindeyiz. velhasılı ileride olanlar onlar değil geride kalanlar bizleriz. dinin bilim üzerindeki etkisi sağ olsun. bilimin temellerini attıkları İskenderiye kütüphanesi günümüzün cern + mit toplamına eşitti. m. ö 350 yılında kurulan bu yer sadece 900.000 el yazması kitap saklamıyordu. deneylerin, gözlemlerin, yapıldığı, bilim insanlarının yetiştirildiği fasiliteydi. m.ö 350 - m.s 300 yılları arasında yapılan bilimsel araştırmaları insanlar 1600'lü yıllarda tekrar keşfetti. hatta ilk bilim şehidi bruno kilisenin sakladığı, yasaklı İskenderiye'den kalma bir kitapla evrenin sonsuzluğuna inandı ve fitili ateşledi. çok uzadı, demem o ki: 2500 yıl önce yaşamış adamı günümüze getirsen teknolojik gelişmelere şaşırsa da teorik bilgileri kağıt üstünde görünce şaşırmaz, "zaten biz demiştik, bunca zaman üzerine pek de bir şey koyamamışsınız" der. bu da bizim utancımız.