poseydon
poseydon
4 ay
geceler boyu kapıda bir tıkırtı ya da bir zil sesi bekleyip kendini harap ederek geçen zamanın hüznü ve ağırlığıyla bir hayata sığınmaya çalışmak. her şeyin değişeceği, farklılaşacağı bir an beklemek. ve hiçbir şeyin umduğun gibi olmadığı, olmayacağı gerçeğiyle bir gün sabahın erken bir vaktinde saçma ve her şeyi aniden bütün ağırlığıyla haber veren, anlatan o sesle kendine ağır gelmeye başlamak ve vücudun titreyerek, sesin hıçkırıklara boğularak, gözünden yaşlar akarak, göğsün sıkışarak haber vermen gerekenlere durumu anlatmaya, bildirmeye çalışmanın acizliği, kederi, köşeye sıkışmışlığı ve bırak herhangi bir kelimeyi sanki konuşmayı unutmuş gibi dilinin tutuklu kalmasının yüreğindeki ağırlığı arttırdığı o acıyı kime nasıl açıklayabilirsin ki? ne kadar zaman sonra boğazını düğümleyen hıçkırıklardan fırsat bulup sadece birkaç kelimelik ömrü kalmış gibi dilinin, dudakların arasından dökülen o kelimeleri serebildin ortaya, duyurabildin kulaklara ve ulaştıabildin başka bilinçlere? ve ondan sonra kaç gün daha aktıı göz yaşların uykunda bile sessiz ve içini kanatarak? artık yapacaklarını değil de yapamayacaklarını, yaşayamacaklarını ve ne yaparsa yapsın asla eskisi gibi olmayacağını düşünmeye başladığında büyüdüğünü anlıyormuş insan, bunu geç öğrendim. belki bunu bile tam olarak hatta hiç bir şekilde beceremedim lakin nasıl anlatayım iç sıkıntımı ve acımı ve yaralarının derinliğini nasıl göstereyim? hem zaten insan yarasını gösterebilir acısını belli edebilir mi ki bir şekilde, eğer o kadar basit olsaydı içine kapanır köşesine çekilir miydi insan? bilmem, bilinmez. kendini bile tam olarak bilemeyen ve anlayamayan insan için bu büyük bir bilmeceden ibaret kalacak sanırım. bir de anılar var tabi, varlığı iç yakan yokluğu pişmanlıklarla perişan eden.

Yorumlar

poseydon
poseydon
4 ay
@limos İnşallah. umarım rahatlatır.