kabz ve bast hali

mihrimah
mihrimah
arkadaşlar bir çoğumuzda kimi zamanlar adını koyamadığımız bazı ruh hali olur birden gelen bir bunalım ağlama sıkıntı , veya mutluluk sevinç bir rahatlama ..vb
evet bu ruh durumunun altını kurcalayınca birçok alt başlık açabiliriz; sitres, iklim, beslenme ,hastalık, yaş, müzik... vesaire
bu başlıklardan biride;
kabz hali: tasavvufî bir terim olarak kabz takallüs, sıkılma, sıkışma anlamlarında olup, yayılma, açılma, iç açılması demek olan bast ın zıddıdır. kabz, korku (havf) durağına tekabül eden ruhî bir haldir. İnsanda bu sıkıntı hâlini meydana getirenin allah olduğu kabul edilir.

es-sarrâc bu iki terimi şöyle tarif eder:
kabz ve bast yüce ve rûhî iki hal olup, ariflere mahsustur. allah onları sıktığı zaman, yemek, içmek ve eğlenmek gibi caiz olan şeylerden ve gıdaların bir kısmından alıkoymada etkili olur. ariflerin gönlünü açtığı zaman da, kendilerini korumayı üzerine almak sûretiyle, o câiz olan şeyleri yine kendilerine iâde eder. kabz arifin öyle bir hâlidir ki, kendisine bu durumda marifetullahtan başkasına elverişli bir mekân bırakılmamıştır.(kitâbü;l-lüma, nşr. nicholsun, s. 342)
orta çağ hristiyan tasavvufunda kabzını karşılığı olan terim, fransızca desolation dur. bu kelime sözlükte; yıkıklık, haraplık, büyük keder, büyük iç sıkıntısı anlamlarına gelir (İ. hami danişmend, cirand dictionnaire francais terc., İstanbul tv. i, 361).
el-kâbiz: allah ın, her şeyi sonsuz kudreti altına alan, bu kudretiyle kuşatıp kavrayan, her şeyi emri altına alıp tutan en yüce varlık olduğu anlamına gelir. bu isim ile dua etmek kabz halindeki insan için illaki faydası vardır.

kabz ve bast halleri; lügat manası olarak ruhen sıkıntı, daralma ve genişleme, sıkıntı ve ferahlık manalarına gelmektedir. bu halleri bediüzzaman hazretleri kastamonu lahikası'nda şöyle açıklamaktadır:
“... sair teellümât-ı ruhaniye ise, sabra, mücahedeye alıştırmak için rabbanî bir kamçıdır. çünkü, emn ve yesin vartasına düşmemek hikmetiyle, havf ve reca müvazenesinde sabır ve şükürde bulunmak için kabz-bast hâletleri celâl ve cemal tecellîsinden intibah ehline gelmesi, ehl-i hakikatçe medâr-ı terakki bir düstur-u meşhurdur.”
bu ifadeyi biraz açacak olursak, ruhi bazı sıkıntılarımız cenab-ı allah tarafından, bizi; sabra ve nefis ile mücahedeye alıştırmak için verilen rabbani birer kamçıdır. burada kamçı ifadesi üzerinde duracak olursak, nasıl ki, tembelleşen, hantallaşan bir mahluku harekete getirmek için kamçı kullanılır. aynen öyle de, tembelleşen ve yeknesaklık içerinde bulunan bir insan da bu kabz ve bast halleriyle adeta mü’min kamçılanmakta, ve vazifesinde ciddiyete sevk edilmektedir.
ancak bu noktada yukarıdaki ifade de geçen“emn ve ye’sin vartası” ifadesi de gözden kaçmamalıdır. emn hali bast halinin neticesi olmamalıdır. yani sıkıntı ardından gelen rahatlık, vazifedeki ciddiyete halel vermemelidir. bununla beraber kabz halinin neticesinde mü’min ye’se düşmemelidir. çünki istiklal şairimizin de ifade ettiği gibi “ye’is mani-i her kêmaldir” ümitsizlik ile her muvaffakiyetin önü kapanır.
bu haller cenab-ı hakkın celal ve cemal isimlerinin tecellisi iledir. nasıl ki hastalık cenab-ı hakkin şafi isminin tecellisi neticesi ise, sıkıntı haline cenab-ı hakkın el-darr (celali isim) gibi isimlerinin, rahatlık ve genişlik hali de cenab-ı hakkın el-vasi (cemali isim) gibi isimlerinin neticesidir.