dakoh
dakoh
2 ay
öhöm öhö öhöm. boğazımı temizleyip bir iç hesaplaşma, iç dökme yazısı yazmayı çok isterdim. ancak şu sıralar tam olarak şöyle hissediyorum: kifayetsiz. aşırı klişe bir kelime olsa da böyleyken böyle işte. yeni başladı bu, düşündüğüm şeyleri yazmaya kalkışıyorum ancak doğru kelimeleri bulamıyorum. kelime dağarcığım yetersiz de değil, düşüncelerim muğlak da değil, nedenini dahi çözemiyorum. durum vahim arkadaşlar. kendi kendimi, kendime ifade etmeye bildiğim hiçbir dil uygun değil. anlaşılmak istediğimden yazıyor da değilim, yalnızca anlamak istiyorum. tüm bu olanları, olmayanları, olmasınları ve olabilirleri. her bir ayrı şeyi topyekün, bir anda hissediyorum. ama yazmaya gelince kalemim sendeliyor, kağıdın dokusundaki girintilere takılıp orada kalıveriyor. ama zaman ne kalemimi ne de düşüncelerimi beklemeden önümüzden akıyor da, biz yetişemiyoruz. yorgun değilim ama sadece oturmak istiyorum. zamanın kenarındaki, üstü çamurlu o banka oturup, gelip geçenleri seyrederek bir dal sigara tüttürmek... kauçuğu yanmış izmaritin kokusuyla ataletimden sıyrılıp, bu uzun yoldaki yolculuğuma otostopla devam etmek sonra... bilemiyorum arkadaşlar, bilemiyorum bile. anlık aydınlanmalar sırasında "amaan ne fark eder?" deyip yoksayabiliyorum kafamdaki anlaşılmazlığı belki ama, yine de istiyorum kendi düğümlerimi çözmeyi. bir keresinde birisi bana "sen korkunç bir düğüm gibisin, kaç parça ipten oluştuğun belli bile değil. çözmeye çalışanın eline dolanırsın." demişti, o zamanlar "hahaaayt!" diyerekten küstahlığımla savuşturmuştum cümlenin kasti olmayan ağırlığını. şimdi şimdi dank ediyor kafama, kendi kendimin eline dolanmışım meğer. komiktir ki, düğümlenmiş şeyleri çözmeyi fiziksel anlamda çok severim. böyle işte, bu gece de mektubum hiçkimseye değil, herkese oluversin. "düğümle.." -dakoh-
dakoh
dakoh
1 yıl
herkesin okulu başladı,benimkisi başlamadı ve ben yine de bir hafta erken gelmek istedim. evde tek başıma, konuşmadan yaşamak o kadar sinir bozucu bir şey ki.. ev arkadaşım da gelmedi henüz zaten, ne uyandın mı diye soran var ne "kalk temizlik zamanı" diyen. ama cidden iyi bir temizlik yapmam gerek... sonraa, travmalarımla ilgili bir şeyler yapmaya da karar verdim, bir süre sonra (aylar da olabilir seneler de) bambaşka bir dakoh olacağım ve bunu başarabileceğimden hiç şüphem yok. İçinde yaşadığımız dünyada hepimizin yükleri var, bu yükler yüzünden bizi hakir görecek insanlarla değil de, yüklerimizi birlikte taşıyabileceğimiz insanlarla tanışırız hepimiz umarım... mini mini birlere de kolay gelsin. kendinize dikkat edin
dakoh
dakoh
1 yıl
evet, bugün nihai bir karara vardım. seneye eve çıkmalıyım. yaralı bir kedi yavrusuna sahip çıkıp ona evimi ev yapmamda herhangi bir sorun görmeyecek, evde beni germeyecek bir insan bulmak kaldı geriye. ama daha çok zamanım var, arayışım devam edecek! bana şans dileyin 😄
dakoh
dakoh
2 yıl
evet şimdi üç günlük bu devasa boşlukta depresyon hırkamla beraber yatağımdan çıkmama grevi yapabilirim. uzun süredir böyle bir sakinlik zamanı bulamıyordum. bu gerçekten güzel oldu. dün akşamki bale muhteşemdi, gidenler çok şanslıydı gitmeyenlerse keşke gitseydilerdi.. saat 12 ye kadar uyumuş olmanın verdiği sersemlikle biraz saçmalayabilirim, affola. acılar vardı değil mi? tam dibine inip her tonunu görüp yaşamadan üstünü kapatmaya çalışmamamız gereken acılar... kolaya mı kaçtım bilmiyorum ama ben sünger çektim hepsinin üzerine. artık geçmişimle alakam kalmadığını kabullenmeye çalışıyorum, ama geçmişimi bana miras kalan üvey evladımmış gibi yine de yanımda tutacağım sanırım. sessizce bir köşede oturmasından maraz çıkmaz sanıyorum. bir şeyleri özledim ama. mesela evde olup saçmalamayı, babayı delirtmeyi özledim. biraz daha dişimi sıkmam gerek gerçi, istesem şimdi çıkar giderim ama kendime verdiğim bir sözü tutmam gerek. her neyse, hepinize iyi güzel mutlu ve bol kedili günler dilerim sevgili dedikodu, sizi seviyorum 😳
dakoh
dakoh
2 yıl
yüksek, bulutların arasına uzanan bir gökdelenin tepesindeyim. burası dümdüz, siyah renk camdan bir zemin var. en ortada ufak kare bir masa. dirseklerim masada ve ellerim çenemde otururken karşımdaki insan gözlerini bana dikmiş. muhtemelen benden korkuyor, gözü her an belindeki silaha gidiyor çünkü. güneş batmak üzere. ya da belki sönüyordur güneş, ışığı bitiyordur. dibine kadar erimiş bir mum gibi kendi içine kapanır gibiydi güneş. ağzımdan çıkan bir iki cümle var yalnızca. "gel benimle, zamanın sonuna gidelim. bu laneti zamanın sonuna varmadan def edemem başımdan." karşımdaki insanın gözleri yaşlı. sürenin daraldığının o da farkında tıpkı benim gibi. korkuyla, ağlamakli bir soru çıktı ağzından: "peki, her şey son bulduğunda ne olacak?" cevabım zordu, ama soru da daha kolay değildi sonuçta: "her şey uykuya dalacak." ben insan değilim. varlıklara bekçi olmakla yükümlü bir hatayım yalnızca. ve sonraki bir anda, o ufak kare masada, dirseklerim aşağı kayıyor, ellerimi çenemin altında daha fazla tutamaz hale geliyorum. gözlerim ardına kadar açık. git gide masanın soğuğuna yaklaşıyor başım. düştüğümü biliyorum ama buna karşı koyamıyorum. başımı vurmamla beraber karanlığın çökmesi bir oluyor. güneş söndü. onca varlığın içinde bir alemin daha yok oluşuna şahit oldum böylece. bu seferkiler farklıydı ama. İnsanlar farklıydı. düşünebiliyorlardı, mantıklı olanları vardı, sevebiliyorlardı, üzülüyorlardı. ve hepsinden daha da iyi olan bir şey vardıysa da, unutabiliyor olmalarıydı. o kadar şanslıydılar ki bu insan denen varlıklar, çektikleri çileleri gerçekten unutabilip tekrar ayağa kalkabiliyorlardı. elimde değildi, vuruldum onlardan birine. ama zaman yanlıştı, zaman bu sefer çok geç kalmıştı. onların dünya'sının güneş'i sönmeye başlamıştı bile ben onunla tanıştığımda. o ise aynı diğer insanlar gibi bihaberdi her şeyden. mutlu görünüyordu her zaman, gülümsemesi sanki evrenin öbür tarafında bir galakside yeni doğan gezegenlerde hayatı başlatıyordu. neşesi o günkü ılık bahar havasının yegane sebebi olmalıydı. ve gözlerindeki bilgelik, bana cahil olduğumu düşündürüyordu. ama o bir insandı. ve insanların hayatı sona ermeye başlamıştı. bana sadece birkaç sene onunla olma şansı vermişti düzen, onbinlerce senenin içinde, bu lanetin ızdırap hissi vermediği birkaç ufak su damlası... bir 'hata' olduğumdan bahsetmiştim sanırım. aslında zamanın başından sonuna kadar her an sırayla bekçilik yapmam gerekiyordu dönemin varlıklarına. ama şans bu ya, elli senede bir o çatıdaki masaya çarpıyordum kafamı. gözlerim açık, bilincim açık, ama yapabildiğim tek şey bakıp seyretmek... ve bu sefer, bu son sefer bu masada yalnız değildim. bir yüzyıl sonra uyandığımda onu yanımda göremeyeceğimden emindim, ona demiştim "zamanın sonuna gidelim, gel" diye. ama gelemezdi. o bir insandı. ben bir hataydım. ben de birdahaki uyanmamda bekçiliğini yapacağım türün merakıyla devam ettim beklemeye..
dakoh
dakoh
2 yıl
18 klasik roman almıştım bu yaz okumak için. tatilin bitmesine azıcık zaman kaldı ben birini bile okumadım 😞 kesin okul zamanı sıkışık zamanlarımda okuyasım gelir, neden? murphy amcanın kurallarına uymak zorundayız çünkü 😣😂😂
dakoh
dakoh
2 yıl
yağmurlu bir gün, serin esinti, ekşi portakal kadar güzel şarkılar... İçimden sokağa çıkıp önüme gelen herkese kendi yaptığım kurabiyelerden dağıtmak ve her insana "merak etmeyin, bir gün düzelicek, yeter ki umudun ellerini bırakmayın, sımsıkı sarılın ona" demek geliyor. uzun zamandır olmadığı kadar rahat bir kafam var, annem hala benim çocuklarımın benden beter olup beni rezil etmeleri, benim de hayatımın onunki gibi mahvolması hakkında beddualar geveliyor ağzında ama umrumda bile değil. bu evde ağzımdan çıkan her harf için bir kademe yükseliyor sesler ama bu da mühim değil. çünkü artık gerçekten gitme ve yeniden başlama zamanı geldi. daha okulun başlamasına bir sürü zaman olsa da ben bavullarımı toplamaya başladım bile. neneme sormuştum bir zamanlar, "nene, tanıdığım en çok hayat tecrübesine sahip insan sensin, bana bir hayat dersi verir misin?" dedim ve "hayatım boyunca yapmamam gereken, yapmadığım takdirde huzurlu olacağım en önemli şey ne?" diye sordum. "kimseyle laf dalaşına girme" dedi. ya kötü olup herkesi bastırmalıymışım ya da kimseyle polemiğe girmemeliymişim. nenem güçlü bir kadın. 80 i devirdikten hemen sonra kanser olduğunu öğrendi. bir an bile umutsuzluğa düşmeden o yaşına ve yalnızlığına rağmen kanseri yendi. evladını ve kardeşini kanser yüzünden kaybetti. ama çekirge bir sıçrar iki sıçrar üçüncüye yemez deyip titrek elleriyle yendi hastalığı. onunla aramda özel bir bağ olmasa da verdiği öğüt bir ömür kulaklarıma küpe olarak kalıcak, kalsın. daldan dala yaptım biraz ama kusruma bakmayın, buradaki dostlarla bir şeyler paylaşmak insanı gerçekten mutlu ediyor. hepinize duacıyım bu arada 😄 spesifik dua isteği olan varsa yorum yapabilir, gece listesine eklerim 😊
dakoh
dakoh
@dakoh
||| Return of the Grammar Nazi ||| Dişçisin sen dişçi kal ||| Samsun Gramer Nazi Komün Devleti Fahri Konsolosluğu
2015 Girişli