enguzelmevsimim
merhaba.. bugün ne de hos bir gün. tabi "hayaller ... hayatlar ..." olayini yasamasaydim daha iyi olacaktı. omü'nün bir göleti varmış. vaktim de varken ona bir bakınayım dedim. yürüdüm yürüdüm. yürürken iki kaplumbağa gördüm. biri yemeğini yemekle meşguldü. İn cinle top oynadim. ve sonuç? atakum belediyesi taşocağı. evet. doğru okuyorsunuz. sonuç bu. sonrasinda söylene söylene bir geri dönüş yaptım. şimdi de günlük macera ve yürüyüş kotamı doldurmuş, yaşam merkezi'nde kahvaltimi yapıyorum. ama eminim. bir dahakine bulacağım onu. kaçamaz benden. ayrıca r11'in kapıları kapanir kapanmaz insanlarin ses desibelleri artis gösteriyor. bunu fark ettim bugün. bir de bindiğim r11'in şoförü amcacığım, müzik zevkini beğendim. vee şimdi de güzel tanisikliklarimdan biri olan iki güzel insani gördüm. neyse. ben cayima gidiyorum. İyi akşamlar!
enguzelmevsimim
yine ben ve hastane temalı bir yazı. daralıyorum. yaklaşık 11 sene önce bu jadar değildi bu daralma. şimdi ise her hastaneye geldiğimde gözümün önünde son ziyaret. gitmiyor abi. seneler geçse de gitmiyor. seneler geçse de o nefes daralmasi gitmiyor. elimden gelse kaçıp gidecegim su an hastaneden. ama onun yerine röntgen sonucu göstermeyi bekliyorum. ertelerim ben hep sağlık meselelerini. gelmem hastaneye. bir yildir gelmem gerekirken uzatmam da bu prensip yüzünden. şimdi ceremesini çekeceğim sanirim. bakalım ne diyecek abimiz? bu arada dün r11'de gördüğüm renkli gözlü ve sarisin bir çocuk vardi. tam bakmadım. huyum değildir. yani normalde bir kere süzerdim ama onu da yapmadım :d. neyse tatlı çocuktu. yalnız o ayağına bastigim, klasiğimsi giyimi olan kişi, tekrardan üzgünüm. :/ içimde kalmisti. :d iyi akşamlar !
enguzelmevsimim
merhaba. az yazı yazıp kaçacağım. yani öyle bir niyetim var. yalnız yazının bir zamanların semra kaynanasının sözü misali, daldan dala olacağını da şimdiden belirtmek isterim. yani ben öyle hissediyorum. bu girizgahtan sonra ciddi bir şekilde devam etmek zor olacak ama benden bahsediyoruz. yaparım ben. ha unutmadan, kapanış hüzünlü olabilir. kesin bili değildir, yaymayın. ya iki haftadır pazartesileri olan dersimde defterin abidik gubidik kısımlarında yazdığım yazıları görüyorum. defterim bitmeye yaklaştı da ondan denk gelmeye başladık onlarla. okuyorum ve bakıyorum ki çoğu yarım kalmış. bugün de yarım kalmış bir tanesine denk geldim. ya fırsatını bulamamışım ya da o duygu orada kalmış veyahut da anlatacak kelimem kalmamış.okuduklarımın da beni memnun ettiğini söyleyemem aslında. gerçi şu an neredeyse hiçbirini hatırlamıyorum. :d ama içimde bıraktıkları duyguları hatırlıyorum. sevmiyorum abi. yüzümde oluşturdukları acı gülümsemeyi sevmiyorum. çünkü zamanında canımı yakmış olan şeyler sonucu ortaya çıkan yazılar onlar. ne güzel bir hafta sonu geçiriyorsun, ki son zamanlarda gerçekten güzel geçiyor hafta sonlarım. hatta hafta içimin çoğu günü de güzel geçiyor. unutuyorum çoğu şeyi. tabi bunun yanında okulu veyahut daha birçok şeyi de unutuyorum. geçen gün yine güvenlikçi ablayla muhabbet ederken döküldüm biraz. sonra da hafif bir ağlayış. ağlama sebebi ise malum. sevdiğim kişinin kaybı. o cepheye girersem çıkabileceğimi sanmıyorum. o kadar yıl geçti ama hala o cepheden sağ salim çıkamıyorum ben. sonuçta sana annenden daha yakın olmuş bir insandan bahsediyoruz. hastalığı yüzünden sana kızgın davransa da ya da ne bileyim kızsa da sen onun tontişliğini biliyorsun. hala üzüldüğünde ona sığınıyorsun sen. en kocaman keşkelerimden biri o. "keşke yanımda olsan". bundan büyük keşkem yok sanırım. İşte güvenlikçi ablayla konuşurken konu oraya geldi. hadi o günü bir şekilde atlattık. tabi o konuşmanın sonunda benim depresyonumsu bir şeye doğru hızlı adımlarla gittiğimi düşünmeye başladık ama buna da bir "dur yolcu!" derim ben. ne kadar zor sevdiğin birini kaybetmek.. onun ağırlığını kendimi hatırlatıp günlerime devam ederken, yine bir gün -daha dün- eski fotoğrafları açtım. baya baya eski. oturduk temizledik tek tek hepsini. yanımda sevdiğim biriyle beraber. millet sınav çalışır, biz ise taktık benim flashı temizlik yaptık. ama kimseye göstermediğim fotoğraflardı onlar ve daha çoğu kısmı eksik. gerisini de daha sonra temizleyeceğiz. az daha gülecek ama olsunduuuu :/ en son hatırlanan ise "k*vaşe, delet, enter". :d silerken kendimi kötü hissedeceğimi sanmıştım ama hissetmedim. ya yanımdaki insanın varlığından ya da içimin o zamana varış soğumuş olmasından. sonuçta o benim ilk dostumdu. yani aklım erdikten sonraki ilk dostum. resimlerin %80'i ondan oluşuyordu da. yanlış bir dost seçimi yapmışım. hayret canım yanmıyor yazarken. önceden olsa baya baya yanardı ya la. hatta öyle bir yanardı ki gözlerim sulanırdı. derin bir nefes almak zorunda kalırdım. şimdi ise öyle bir şey olmadı. gayet normal bir şey yazıyormuşum gibi hissediyorum. al kahkaha atmaya başladım şimdi :d. durun daha fazla dağıtmadan devam edeyim. hani siz doğru kişi olduğuna inanırsınız insanların. sonra bir bakmışsınız ki yanlış inanmışsınız. kısaca öyle bir durum yaşadım ben. dört senelik sürecin üçüncü senesinde yapılan hatayı affedip de ikinci bir şans vermemem gerekiyordu belki de ama benim inandığım bir şey vardır. "herkes ikinci bir şansı hak eder. ne yapmış olursa olsun". tabi bunun için sizin gözünüzde o kişinin ne derece bir değeri olduğu da önemli. İkinci şansı verirken de aslında "can çıkmadıkça huy çıkmaz" ve "huylu huyundan vazgeçmez" şeklinde olan güzide atasözlerimizi de hatırlıyorsunuzdur ama işte ne yaparsınız? bizim de huyumuz öleceğimizi bile bile o minareden atlamak. hadi buyurun biz de vazgeçmiyoruz huyumuzdan, bizim de canımız çıkmadıkça çıkmıyor huyumuz. :d böyle böyle hissizleşiyoruz. her verdiğimiz ikinci şansla beraber, bizim de içimizden bir şeyler kopuyor. kopan parçalar ise tekrardan yerine kaynatılamıyor. sonra da sana çıkıp diyorlar ki "neden bu kadar katısın?" ben bu soruya kahkaha atmayayım da ne yapayım? :d daha bugün duydum bu soruyu. İçimden kahkahamı koyverip, dışımdan bir omuz silkiş sergiledim ve derse dinleme moduma girdim. sonrasında tabi ki düşünüyorsun ve katı olmak için ayrıca bir çaba sarf etmediğimi görüyorum. çabalamama gerek kalmadan, güzel güzel yaptığım hatalarım sonucu şu anki bana kavuşmuşum. varsın katı olduğumu, gamsız olduğumu söylesinler. ben şu anki halimle mutluyum. ah dünkü fotoğraflarda gezerken duygulandım. doldu bu gözler. baya baya doldu. he gülümsedim, he yaşlarımı tuttum. anneannemi gördüm. kardeşlerimin minik hallerini gördüm. gerçi şu an eşek kadar olmuş gibi dursalar da, boyumu da geçmiş olsa boyları, benim için hala kucağımda taşıdığım minik, korunmaya muhtaç yavrularım onlar benim. onlara karşı olan korumacı tavrım kimseye karşı yok. lanet olası kanunlar onlarla beni "üvey" olarak nitelendiriyor ama bizim aramızdaki bağ bu sıfata uygun değil. İşte aslında bu da bir örnek insan ilişkilerine isim verilmesinin uygun olmadığına dair. yahu o verilen isim sizin aranızdaki bağı hakkıyla niteleyemiyor ki. :) a tabi o hislerim sayesinde aslında hala insan olduğumu fark ettim. yani aslında tam olarak hissizleşmemişim ben. yine durup "ben anneannemi özledim eti puff" deyip yine bir hüzünlendim ama olsundu. ne düşünürdü acaba şu anki ben hakkında? acaba o gün o hastaneye gitmemi istemesinin sebebi hesap sorma fırsatını belki son kez yakalamışımdır diye miydi? adam ölüyordu lan sonuçta. gebersin. geberdi gerçi. yıllar oldu. şu hayatta kimseye kin tutmayan bir ben vardı. tabi "insan" demeye bin şahit aradığım iki kişi var. hatta belki de üç. ama şu an için net iki kişi. onlara tuttuğum kini bu kategoriye almıyorum. İnsanların en değerlileri olur hani. zirveyi paylaşırlar. sonrasında ise o değerlilerini üzer birileri. hem de haksız yere. koyar size bu. öyle koyar ki ne kadar zaman geçerse geçsin içinizde onlara karşı olan öfke azalmaz. hatta gün ve gün daha da artarak kendisini gösterir. hatıra geldikçe daha çok diş bilersiniz ve doğru anı kollamaya devam edersiniz. farkında olmadan hayatınız aslında ona göre şekilleniyordur. bir yerden sonra siz farkına varırsınız da durumu değiştirmek gibi bir istek yoktur içinizde. bırakın kalsın öyle. siz ceza kesemezsiniz belki ama onlar zaten cezalarını buluyorlardır. İçimde tek bir soru. "neden?" alın. daha devamını bile getiremiyorum. daha doğrusu getirmeme rağmen siliyorum. neyse. başta uyarımı yapmıştım. samkartımı kaybettiğimi ve çarşamba günü korkulu randevumun olduğunu da yazayım sevgili tıp fakültesi hastanesiyle ve gideyim buralardan. umarım yeni samkart yerini bulurum. günaydın !
enguzelmevsimim
yine abidik gubidik saatler. yine ben. e tabi yine yalnız olarak gidilip yiyilen bir yemek. can pizza isteyince attim kendimi disari saate bakmadan. aliskinim ya. yani tek başıma yapmaya çoğu şeyi. İyi hissettiriyor aslinda. böyle kimseye ihtiyacin yokmuş gibi. ama son iki üç seferdir sanki karşımdaki sandalyede biri varmis da ben onunla bakislarimla konusuyormusum gibi geliyor. hafiften deliriyor muyum, ne? yemekte sessizliği sevmem ben. niye sessiz olup, yemek yemeğe gömülür ki insanlar? neyse. bir de kafe, pizzacı gibi yemek yeme yerlerinde taninmasaydim iyiydi sanki. gerçi iyi oluyor azicik. İnsanin en sevdigi şey olmak icin zirvede yarisanlardan biri de yemek yemek olunca böyle oluyormus. ben yürümeye devam edeyim. ağzımın içi yana yana yürüyeyim. sanki denizli'de herhangi bir sokak arasindaymisim gibi geliyor. o derece alismisim buraya. günaydın..
enguzelmevsimim
İnsanlar pek sever kendilerini hatırlatmayı. "ben buradayım" demeyi. sonra da sanki kendileri saklandıkları yerden bile isteye çıkmamislar gibi sizin buldugunuzu düşünürler. ona göre davranmaya calisirlar. sanırlar ki kendilerini hatirlattiklari kişi hiç akillanmayacak, her zaman ayni kalacak. bu ve buna benzer birçok düşünceyle aynı davranmaya devam ederler. sonra mi? bir gün gelir ki her şeyin bambaska oldugunu ve kendilerine verilen bütün şansları kendi ayakklari ile bir bir teptiklerini fark ederler. nasil mi? karsisindaki kisi degismistir artik. son kendini hatirlatmasinda onu görmezden gelmiştir. a bir de "son şans isteme" mevzusu vardir. İsteyene çoktan o şanslar verilmiştir ve gereken cevap da gün gibi ortada olur ama yine de ister insan son bir şans daha. tabi o da farkinda degildir şans istedigi kişinin aslinda onun tanidigi kişi olmadiginin. farkinda olsa ister miydi? bence istemezdi. zaman bu. herkese bir şekilde dokunuyor akıp giderken. kimine iyi geliyor bu dokunuşlar, kimine ise kötü. her iki türlü de değiştiriyor zaman kişileri dokunuşları ile. kişi geç farkina varabiliyor bazen ama sonuçta variyor farkina. bu saatte bunlari yazmama sebep de benim yavas yavas kendimdeki değişimleri fark etmem. zaman bana şimdilik iyi gelen dokunuslarindan yapmış gibi. tabi gerçekten iyi gelen dokunuşlar olup olmadigini yine o gösterecek. :) günaydın!
enguzelmevsimim
merhaba.. İki gündür bir yazma isteği var içimde ama işte benden bahsediyoruz. oturup yazmaya üşeniyorum ben. hele dünkü halimden sonra yazmak bile kar etmedi bana. yazdım, evet. ama buraya değil. benim kara kaplı deftere. kara kutum olma yolunda ilerliyor. sonra ani bir karar sonucu ortaya çıkan bir şey yaptım da mevzumuz o değil. İyi ki yaptım tabi, orası ayrı :d. bugün ise bir konferans dinledim -daha çok dinlemeye çalışmış da olabilirim- de çoğunlukla madde okundu türk ceza kanunu'ndan. bileydim böyle olacağını o kadar yolu çekip de okula gelmezdim. sonra zaten yurda gelip telefondan kafamı kaldırmadım, bir şeyler okudum saçma sapan. saçma sapan olduğunu bile bile okudum hem de. ara ara yapıyorum bunu. aslında genellikle yapıyorum. saçma olduğunu, yapılmasının gereksiz olduğunu bile bile bir sürü şey yapıyorum. "bile bile lades" dedikleri de buna benzer bir şey olsa gerek. aman. zaman öldürmeye çalışmamın sonucu olabilir bunlar. gerçi şu sıralar zamanımın boş geçtiğini hissetsem bile mutluyum. en azından mutlu bir şekilde geçiriyorum zamanımı. bazı insanlar ne yaparsa yapsın mutlu olamazlar mesela ama ben oluyorum. uzun zaman önce bu haller içine bürünmüş olsaydım belki de bu mutluluğu daha önceden tatmış olurdum. aa ama şöyle de bir şey var değil mi? İnsanı her insan ya da herhangi bir şey mutlu edemez. ben bu tavra daha önce bürünmüş olsaydım, böyle mutlu olacağımı düşünmüyorum. hadi konuyu pat diye dağıtalım. sarılmak güzel şey vesselam. bir insana sımsıkı sarılıp, nefesini hissederek uyumak çok güzel bir şey. uzanıyorsun yan yana, giriyorsun iki kolun arasına. sonra nefesinin yüzünü hafif bir meltem misali yalayışını hissediyorsun. o sana ninni gibi geliyor. İçini huzurla, rahatlıkla dolduruyor. ne güzel lan :d çoğu insan bunun verdiği huzurdan mahrum. bunu her insanın tatmasını isterim aslında. ama keyiflerine kalmış. tabi huzurun yanında bu soğuk havalarda sıcacık uyuyabilmek için de iyi bir yol bu. sizin ev kombili mi? yok abi, bizim ev dombili. :) bir insanla tanışırsınız, güvenirsiniz. onunla her şeyi yapabilirsiniz. aranızdaki ilişkiye de bir isim vermek zorunda hissetmezseniz, çok da güzel mutlu olursunuz. çok isim vermek istiyorsanız, üzerinizde baskı hissetmeyeceğiniz bir şey koyun adını. ne gerek var abi? mesela bir ilişkiye kalkıp "dost" ismini veriyorsunuz. "o benim dostum" diyorsunuz. sonra? sonrasında bu sıfatın altında eziliyorsunuz. siz ezilmeseniz bile karşı taraf bir şey yapıyor ve sizin gözünüzde ezilip büzülüp minicik bir nokta halini alıyor. karşı tarafa göre de siz alıyorsunuz tabi bu hali. kendinizin düşündüklerini karşı tarafın da sizin için düşünebileceğini unutmamak lazım. bir insanın başka bir insan hakkındaki düşüncelerini değiştirmek zordur. bakın "imkansız" demiyorum. çünkü ben imkansızlığa inanmam. bana göre her durumun %0.1 de olsa olabilirliği mevcuttur. bence değiştirmeye de uğraşmamak gerek. çünkü siz ne derseniz deyin, sizin hakkınızdaki düşünceleri değişmez karşınızdakinin. değiştiğini sanır iki taraf da fakat gün gelir bir durum ortaya çıkar ve her şey başa sarar. sizin bütün çabanız yerle bir olmuş olur. bakın, "puf" diye uçup gitti tüm o uğraşlarınız. e siz niye uğraş verdiniz? kendinizi bilmenize rağmen neden başkasının sizin hakkınızda olan düşüncelerini değiştirmek için bir tarafınızı yırttınız onca zaman? İşte bana bu saçma geliyor. uğraşma. bırak sizi nasıl bilirlerse bilsinler. siz kendinizi bilin yeter. canınız yanacaktır ama geçer. hangi acı yerini başka bir şeye bırakmıyor bu hayatta? hayatınızda size acı verebilecek onca şey varken, siz durup küçücük bir noktanın sizin hakkınızda yanlış düşünmesinden dolayı mı acı çekeceksiniz? bir söz vardır, bilir misiniz? "adı çıkmış dokuza, inmez sekize". hatırladınız mı? hah işte bu söz doğru. ağzınızla kuş tutun ama bir değeri yok. yine de adınız dokuzda kalacak. :d biliyorum. her insanın sizin hakkınızda olan, gerçeğiyle yakından uzaktan alakası olmayan düşünceleri yakmaz canınızı. onu bilerek yazdım bu cümleden önceki birkaç cümleyi. her insan minik bir nokta aslında şu geoit şekilli "dünya" ismi verilmiş gezegende. bunu unutmamak lazım. unutunca kendini en büyük yüz ölçümüne sahip olan konya ilinin yüz ölçümü gibi sanan insanlar yüzünden kendini yıpratıyor insan. değer kolay kazanılmaz ama çarçabuk kaybedilir. yıpranmaktansa, çıkartın gitsin. kanserli bölge kesilmeden hasta hayatına devam etmekte hep sıkıntı yaşar. o yüzden fark ettiğiniz anda o bölgeden kurtulmak lazım. günaydın !
enguzelmevsimim
İyi akşamlar efendim! bir şeyler yazıp, kaybolacağım. bu gecemizi de filmle geçirmiş bulunduk. daha doğrusu bulundum. bakmayın öyle, çok bir şey de izlemedim. karayip korsanları'nın ikinci ve üçüncü filmini izledim. yurda gelince kendimi yatağa sere serpe uzanmış buldum da. bir güzel uyumuşum. ee o kadar uyumanın ardından da gece uyunmaz tabi. ne yapalım? uyku düzenimizi yeniden yerine getirelim derken, daha da beter hale getiriyorum anlaşılan. belki düzelir bir zaman sonra. ara ara oluyor böyle bende. yani bozuluyor hayatımın düzeni. her alandaki düzenden bahsediyorum tabi. buraya bunları yazmak yerine başka şeyler yazmak istiyorum aslında. bir kerelik de olsa uzun uzun kendimi anlatmak istiyorum. ama nedense şu yazıyı yazdığım nick ile yazmak gelmiyor içimden. erteleyip duruyorum zaten. bir ara kendimi iyice saldığımda her şeyi dökeceğim anlaşılan. güneş ne güzel değil mi? daha çok doğuşunu ve batışını izlemeyi seviyorum ben. her ne kadar her gün izlemesem de. normalde güneşi pek sevmem. anlaşamayız kendisiyle. daha çok bulutların onun önüne geçmesi hoşuma gider. hafiften de rüzgar varsa, tadından yenmez artık o gün. İşte güneş varsa da batarken ya da doğarken gözüksün, yeterli benim için. a bir de geceleri etrafta olan yıldızlar var. oralara hiç girmiyorum. girersem, biraz zor çıkarım. değer verdiğiniz bir büyüğünüz için kendi prensiplerinizden az da olsa ödün verir miydiniz? mesele bir yerde bulunmak istemiyorsunuz fakar bu büyüğünüzü kırmak da istemediğinizden o yerde bulunur musunuz? sonuçta o yerde bulunmanın sonu ölüm falan değil. alt tarafı kobut bir suratı çekeceksiniz. bulunun bulunun. bence bulunun yani. neyse ya ben bir kahvaltıya gideyim. yine yapıp da uykuya dalmam umarım. sabah 9'daki derse gidebilmeyi umuyorum. bence giderim. o koskoca sınıfta uyuyakalmak da güzel oluyor çünkü. ama ben ders dinleyeceğim ! (dİnleyemedİ ve uyudu) :d
enguzelmevsimim
sabahı sabah ettiğim bir günden daha "merhaba"! uykumu düzeltmek isterken, sabah karsilastigim itlik ile yine sabahki dersime gitmedim. niyet gitmekti. uyumamış, kahvaltı bile yapmistim. hatta kahvaltı hazirliginda ablaya yardim bile etmistim kafama bone geçirip. sonrasi? sonrasi benim etek giyme isteğim ile harap oldu ve kendimi o yorgunluk ile yatakta buldum. fakültemizde mevzusu geçen ama kendisini bor türlü göremediğimiz o duruşma salonunda farazi bir duruşma yapilacakti bugün. bir görüp, varligini teyit etmek istemiştim aslinda ben.. olmayinca olmuyormus. ne yapalım? :d. öğleden sonraki derse bile geç kalan insanim ben. hala becerikliligimi sorguluyorum. şimdi ise yine serseri halimle yollardayim. bir derse girdim ama beynim allak bullak oldu. süre hesabini anladim ya, o yeter. yürümeyi seviyorum ben malum. ders sonrasi muhabbet ederken iki arkadasi evlerine biraktim ve su an almis basimi yurda gidiyorum fakat yollari birbirine katmis olabilirim. yurt istikametinin tersi istikametteyim. düşünüyorum. İçimi rahatlatmam lazim. ayakta duracak kadar bile yerinde olmayan kafamla neyi düşünüyorsam gerçi. ve kamyon çarpıyordu. bence ben ona çarpıyordum. görmüyorum etrafı. batan güneşe doğru yürüyorum sadece. galiba hafif de üşütmüşüm. bir insan bir insana nasil o kadar tiksintiyle bakar? artik içim miçim acımıyor. tek yandigim nokta nerede, nasil davranacağı konusunda bir halt öğrenmedigini görmek bazilarinin. onu da es geçtim gerçi. bir insan sadece kendisine bakmali. baskasinin ayibini düşünmeye gerek yok. umursamamak lazim. onlar nasil sizi umursamiyor, siz de onlari umursamayip devam etmelisiniz. şu ana kadar bunu basariyorum ve biliyorum ki böyle de devam ederim ben. benden bahsediyoruz be dayı. mecbur kalmadigi müddetçe sildigine bir harf söylemeyen insandan bahsediyoruz. canı bile yanmayan. bu yolu hatirliyorum sanki. bir aralar yine böyle karambole yürümüştüm ben. o yollardan biri de bu yol. hafizamdan nefret ediyorum. kaybolmama izin vermeyen beynimden de nefret ediyorum. a unutmadan, 15-20 liralik kulaklıklar patlıyormuş. bana da teyzem söyledi. dikkat edin. oyh. neyse. baya uzaklasmisim ben yurttan. her yer bina olmuş. az yeşil birakaydiniz ne güzel olurdu. bu yüzden ya İrlanda'ya ya da karadeniz'in yeşil ve beton yığını olmayan yaylalarina kaçacağım bu gidişle. ne güzel ip atliyor cocuklar. İstesem bana da izin verirler mi acaba atlamam için? gerçi küçükler. boyuma göre sallayamazlar. alin yine özledim çocukluğumu. ne güzel günlerdi o günler. ama bir daha gelmeyecekler :d konu dagiliyor. hadi günaydın!
enguzelmevsimim
merhabalar.. bugünkü bilmem kaçıncı denemem olmasına rağmen anladım ki ben drift yarışında beceriksizmişim. hele ki şu az önceki denememde bunu baya baya görmüş olduk. hayır nereyi kaçırıyorum bir bilsem, düzelteceğim ama onu da bilmiyorum :/. İşte ondan sonra da oturup yavrum karayip korsanları serisinin hatim işlemine başladım bugün okul sonrası. ee bir yerden başlamak lazım, filmin beşincisi geliyor. gelmeden, tekrardan bir izleyip, hatırlamak gerek her şeyi. :d İşte ondan önce de zorla yataktan kalkıp okula gittim. teyzem, annem, babam sağ olsun. tek kişi arıyor ama arkadan üç beş on kişiyle konuşuyorsunuz. babamın da diline düştüm. oturamıyorum efendim ben. çünkü kuyruk sokumu denilen şeyin üzerine bir güzel düştüm geçtiğimiz yaz. şimdi de ceremesini çekiyorum. babama da dalga geçecek bir şey çıkmış oldu haliyle. :d bir de bir dersin vize sonucunun açıklanmasını bekliyorum. evet ! yanlış duymadınız sayın seyirciler ! vİze sonucu! bizde de böyle, ne yapalım yani :d keyfimi yerine getirmeye çalışıyorum. yerinde olan keyfimin, biraz daha yerine iyice yerleşmesini istiyorum ki kalkıp kaçamasın. sevsin yerini. yahu niye bu kadar sıcak :(
enguzelmevsimim
yazdım ve sildim. devamini da getiriyordum oysaki ama sildim. o konuyu yazma isteğim bir anda kaçtı ve bir daha da gelmeyecek gibi. ağzım dilim kurumusken yazmak da zor oluyor. bir çöküş yaşıyor gibiyim ama bir yandan da ayağa kalktigimi ve yere daha sağlam bastigimi hissediyorum. şimdi ise uyumak istiyorum. o kadar geniş çaplı düşüncelere daldim ki anı yaşamayi unutuyordum neredeyse. amaa tabi ki unutmadim :d oha arka taraftan dersin ses kaydi geldi. silmemisim ya daha. hop değiştirdik. neyse. bu akşam scheri ile sahilde iyi oturduk. millet birasini alir gider, bizimki bana vayt çaklıt moka aldirdi da oturttu. evet evet. ben starbaksı sevmeyen bir insanim. ugramam o mekana ama kiramadim, ne yapayim? sevdiklerim bir sey isteyince kiramiyorum pek fazla. yalniz o kahveleri hazirlayan, sağ kolunda bileğine yakin iki üç yildizli dövmesi olan çocuk da tatliydi hani. beklerken inceleme firsatim oldu da biraz. :d sonrasinda ise kahvelerle kumsala oturduk. ( @dakoh 'um bizim bankta üç çocuk vardi bu akşam ) ben kahveyi bitirince dayanamadim cikardim ayakkabilari. ee kac ay olmus denize adim atmayali. adimimi atmamla dondurmasi bir oldu. zaten boğazların agriyor gibiydi ama iyiydi ya. scheri bir fotografimi cekti ama ben kara, ortam kara gözükmedim tabiki :d. arkadaki o çocuklar galiba benim suya girmeme alkis tuttular. emin de değilim. ama kalktiktan sonra sanki suya gider gibi oldum ve o alkis yine geldi. sanirsam bizeydi. ne gerek vardi acaba? neyse hadi günaydın !
enguzelmevsimim
merhaba! bazilari vardir ki "geber ulan" diyesin gelir onlara. sana göre hak etmişlerdir, canını ya da baskalarininkini yaktı çünkü o kişiler. ama diyemezsin. İçinden geciriverirsin sadece. sana ne ki? sen mi belirliyorsun sanki ömrünü? bir sinirle çıkıverir bazen o iki dudak arasindan sözler ve geri dönüşü olmayan bir yola sokar sizi. sonrasi mi? bazen bir pişmanlık, bazen ise "oh be! rahatladım" diyerek devam edilen yol. İnsan insana ve durumdan duruma değişir bu. her şey üst üste de gelebilir bazen. sen rüzgarda savrulan çadır misali tutunduğu direkten kopmamak için çabalarken, koptuğunda da bir rahatlama hissi gelir sana. sonra yavaş yavaş terk eder seni o his. yerini bambaska duygulara birakir. bir de bakmissin savrulmaktan yorulmussun. bir de bakmissin ki hiçbir şeyi göremiyor gözlerin etrafındaki toz bulutu yüzünden. kendini birden uçsuz bucaksiz bir çölde kum firtinasinin ortasinda bulmuşsun. tutunacak hiçbir seyin yok. kumların içinden sana çarpıp yaralayan onca şey var ama sen parmagini kaldirip da engellemeye calismiyorsun. umursamazsa izliyorsun. daha çok boş bakislara sahipsin aslinda. hissetmiyorsun hiçbir şeyi. bir yerden sonra dank ediyor kafana her şey. bir anda durdurmak istiyor o firtinayi. cikip gitmek istiyorsun. "hadi dur, yoruldum artik. kendime gelmek istiyorum ben." diyorsun ve duruyor firtina ama iş işten geçmiş oluyor. sen de o donuk bakislarinla devam ediyorsun yaşamına. günaydın !
enguzelmevsimim
kulağımda standart gece şarkılarım. aslinda benim değil de sevdiğim birinin bu şarkılar. diğerleri uyutmuyor pek. bunlar beni uykunun kollarina güzelce teslim ediyorlar. İşte onlarin eşliğinde azicik bir şeyler karalayasım geldi. bu aralar bol bol telefondan yazar oldum, hatam olursa affedin. neyse efendim. güven meselesi vardir hani. zorla kazanilir ama kolay kaybedilir. ve siz birine nasil güvendiğinizi bile anlamadan caninizi o kişiye gözü kapali emanet eder noktaya gelirsiniz. şüpheyle yaklastiguniz kişiydi halbuki o kisi. ne kadar garip. bugün yine biri güven kapilarimi çaldı. fakat ben pek de içeri alabilecek halde değilim. İstemiyorum sanirim. her önüme geleni alamiyorum. hissettiriyor insanlar aslinda. karmaşık da bir durum bu. şu kafamla uzatamiyorum bile. yani anlatamiyorum. fark ediyorum da huylarum değişiyor. yavaş yavaş farkli bir kişiliğe bürünüyorum. korkuyor muyum bundan? hayir. peki değişimden hoşnut muyum? evet. o zaman devam etsin. bir yerinde belki durdurabilirim durmasini istersem. bir de çoooook eski bir arkadasim mesaj atti bugün. çok sasirdim. lisede baya çoktu muhabbetimiz ama yaklasik olarak bir buçuk yildir falan konusmuyorduk. az laf sokmadi ama olsun. özlemişim keretayı :d. neyse ben yine erken uyuma denemesi yapiyordum ama uyku moduna gireli yarim saat olmuş, uyuyamamisim. her zamanki gibi. sabahin köründe uyanmam gerek yine ve ben uyanmayacak gibiyim. günaydın!
enguzelmevsimim
gece ne yaşadığımı cidden merak ediyorum. hayir bir de hatirlamiyorum hiçbir şey. sabah kalkinca "ne yapmisim lan ben?" moduna giriyorum. en son hatirladigim sabah 4'te gözümü actigimda piştiğimi fark ederek cami açmam ve her zaman pencerenin mermerindeki suyumu aramam ama onu bulamayip masadaki suyumdan içmem. bir de yatağın ayak ucu tarafina gecmem. bu yorgan benden çok çekti. yine ne hallere getirmisim garibimi. yine toparlak bir sey yapip s tarafima dağ gibi koymusum. yastik desen kafamin altinda değil. İlginc ilginc haller. her gün farkli bir şekil ve ben yine tatil verdim. bir hafta da olsa şu derse gitsem iyi olacak. ulan mal vizesinden 29 aldin, daha niye gitmiyorsun? gitmiyorum işte. bana ne. İyi akşamlar!
enguzelmevsimim
bunaldım yahu. ama farklı bir şarki buldum. onu açtım tekrara. dinleyerek sunu yazip gideceğim. bugün yine okula gittim ama dersten bir haberdim. niye gidiyorum o zaman bu okula? ben de bilmiyorum. hem de yataktan kalktigim gibi gittim. üzerime ince bir kapşonlu( @zorakimuhendis yazilisi bu dimi?) aldım o kadar. İçimde zaten incecik bir askılı. dondum mu? tabi ki dondum. akşam okul cikisi yagmurda bir de kalkip usb kablosu almaya gittim. sirilsiklam olup geldim. ama öyle iyi geldi ki anlatamam. yolumu uzattim, bağıra bağıra şarki söyledim. :d çoğu stresimi böyle atiyorum. o yorgunlukla gelip teyzemi aradim. sesi kötü geliyordu. üzüldüm. yani istemiyorum ben onun sesinin kötü gelmesini. biyopsi sonuçları da hala cikmamis. umarim iyi haber gelir. en azindan stabildir durumu kanserinin. bir de o kötü haber verdi. kac yillik komşumuz, daha doğrusu benim eski komsum, hastaneye kaldirilmis. beyninde kitle varmis. beyinciğin oralarda ve ameliyat olmasi gerekiyormus. felç kalma riski yüksekmiş. nefret ederim böyle şeylerden. yani kanser haberlerinden falan. anneannemi kanserden kaybetmemin etkisi çok fazla bunun üzerinde. ne hastaneye gelebiliyorum ne de kanser haberlerine. zor geliyor duymak. duyup da tepkisiz kalmaya çalışmak zor geliyor. beynindeki kitleyi duymak da zor geldi. otomatikman aklima anneannem geliyor. yine soruyorum. niye beni de almadin ? offf. neyse. sonrasinda kantine indim. yemek yerim diye. ama inmem ile ablaya yardim etmem bir oldu. su tasidim ve yerleştirdim. yoruldum ama onlarin gülümseyişini görmek yetti. biraz stresimi attim hem. İyi de oldu. kolum, belim biraz koptu ama olsun. :d sonrasi zaten yatak. kitap okumaya başlayacağım. bir insanin basi niye kitap okumaya niyetlendiginde ağrır? neden enerjik bir sekilde kitap okumaya başlamışken, sonrasinda bir esneme firtinasina tutulup kendini uykunun kollarinda onunla sevişirken bulur? bu arada herkes sevişsin. kitaptan da zevk aliyorken hem de. çok ilginç. günaydın!
enguzelmevsimim
sabah o yataktan kalkmamaliydim ve su havada bu yaziyi yazmaya girismemeliydim. hayir yani zorum ne de yurdu bekleyemedim? :/ neyse. bas agrisi yüzünden gittigim dersten de bir sey anlamadim. İçim bir buruk bugün. yalniz yemek yedim disarida. kendimi bir an üniversite birinci siniftaki gibi hissettim. hala hissediyor gibiyim. tabi o kizdan eser yok simdiiii ahaha. yemek sonrasi baklava alacaktim. ama son anda vazgectim. sufle vermisti pizzaci çocuk, tatli istegimi bozdu uyuz. teşekkürler ama ben ona sevmedigimi söylemiştim. yüzde sekseni boşa gitti suflenin. İçim gitti.. baklavadan cayınca soluğu markette aldim. tabi yağmur yagiyor hafiften. şu an tam bir serseri kılığındayım ve bundan memnunum :d. marketten elma aldim. sanki yiyeceğim. ve üç erik gördüm kutunun içinde. resmen üç erik ! alamadim çünkü papaz degillermis. papazlar ne zaman gelecek ki?:/ girdim markete ve bir seyler alip kasaya geldim. tam gidecegim gözüme şeker carpti. hani rocco var ya, hah işte ondan. hemi de elmali. kasiyere bunlarin olup olmadigini sordum. cocuklarin sevdigini söyledi. köbut kasiyer abla. güler yüz çok mu zor? :/ şimdi de yurda yaklasmisim, şekerim bitiyor. stok mu yapsaydim acaba? bir dahakine gider alirim fazla fazla. a bir de bİm'in caminda matemtik sorusu çözüp anlattim. :d baklava hala içimde kaldi. seni özledim anneanne. beni de yaninda giderken alsaydin, ne olurdu? beni bebekken o hastaneye yetistirmeseydiniz de babaanne olacak kadin amacina ulassaydi, ne olurdu? yurda gelmis bulunmakta oldugumdan, günaydın!
enguzelmevsimim
bir insan tramvayda, otobüste ya da herhangi bir toplu taşıma aracında yorulabilir mi? hem de oturduğu yerde? ben yoruluyorum. günün yorgunluğu mu çıkıyor acaba? gerçi öyle olsa günün başında bindiğim toplu taşıma aracında niye yorulayim? İlginc bir insan olduğumu düşünüyorum bazen. garip, psikopat, ruh hastası, manyak vb. sıfatlar ile kendime sesleniyorum. güzel oluyor. sinavim varmış iki hafta sonra ama benim ilgi alanima bile giremiyor gibi. oturup dil çalışmam lazım. daha oturup kot geçirmemişim, bir de dil çalışacağım. puff :/ yaparim ben bunu ya! olacak olacak. şimdi sadece nerede ineceğime odaklansam iyi olur. durağı kacirirsam tekkeköy'e kadar yolu var bunun. günaydın!
enguzelmevsimim
akşam trafiğini sevmiyorum. yürümek de zorlaşıyor bu trafikte. özlemimi giderdim. iki üç gündür paso uyuyan bir insana dönsem de bugun kendimi o yataktan kaldirabildim. bu hafta okula bir gün gittim, o da dün ve sadece 30 dakika kadar derste durdum. sonrasi malum şeyler. kendime mola verdim anlaşılan. bilemiyorum. şimdi ise yine bana yollar. havalar yine yağmura teslim ve ben yine ara sokaklardayim. senelerdir tek basima yürümekten vazgecemedim. tabi bu yürüyüşler aksam vakitleri oluyor genelde. memlekette de ortaokul, lise zamani arka sokaklardan giderdim gidecegim yere akşam dershane çıkışı. hala öyleyim. devir değişti, "insan" adı verilen varliklar insanliktan çıktı ama ben hala ayniyim bu yönümle. "deli cesareti" denilen şeyden var bende sanirim. buna başka bir aciklama bulamadim. gören de dövüş sanatlarinda ustayim sanacak. değilim. yanimda biber gazi dahi tasimiyorum. ama aklimda bir çakı almak var. ah yine aklima keman çalmayı ne kadar istediğim geldi. şu ıssız sokaklarda aklima gelen şeye bakın. ve yazimin devaminda bir sürü şey vardi fakat sevmediğim bir akrabam aradi. onun şeyini düşünmekten yazdiklarimi kopyalayamadim. sadece daha önce kopyaladigim sey kaldi. şimdi ise yurttayim ve o telefonu açmamış olmayı diliyorum. ben kabul etmedigim taraftan akrabalar ve yüz verdikçe astardan da fazlasini isterler. sanırlar ki ben onlari kabul edip, affetmişim. öyle bir sey ben ölsem de mümkün değil işte. neyse. bu mevzu baya baya uzun. günaydın !
enguzelmevsimim
durdum bekliyorum. neyi mi? otobüs, tren, minibüs vs. kısacası beni şuradan alacak herhangi bir taşıma aracı. çok saçma bir giriş oldu. filmin inmesini bekliyorum fakat yorgunum. hem de baya baya yorgunum. bir voleybol daha oynadık bugün ve tabi ki kolumu incittim. sabaha ne halde uyanırım bilemiyorum. oturup kitap okuyasım var fakat şu an okuduğum kitabı kaldırabilecek bir kafada değilim. nasıl desem şu an düşüp bayılacakmışım gibi hissediyorum. nefes alacak gücü zor buluyorum kendimde. sanki ben yokum şu an. niye böyle oldum bilmiyorum. bir de içim yanıyor. yangın var. yanıyorum :d. mide yanmasının yanında başka bir yanma bu. bütün organlarımın sanki 40 derece ateşi var da havale geçiriyorlar. ve onlara iyi gelecek bir şey yok şu an için elimde. bir yandan da oyuna bakıyorum. bir yandan da durmuş ... neyse. ben gideyim inen filmimi izleyeyim. sırf müzikleri için baştan indirdim. umarım bir yerlerinde uyuyakalmam..
enguzelmevsimim
sı - kı - lı - yo - rum ! bugün tabi ki de erken uyanmadım ve okula gitmedim. yurtta keyif yapma isteği ile doldum taştım ve bir ekz daha gördüm ki beni arayıp uykumdan uyandiranlarla telefonda ne konuştuğumu hatırlamıyorum ben. teyzem arayıp uyandirdi. ve ben hala ne konustugumuzu düşünüyorum. bölük pörçük bir şeyler var ama bir türlü birleşmiyor. boş verdim gitti. dışarı çıkmayı düşündüm ama nereye gideceğim? yahu bir insan okula gitmeyince nasil sap gibi kalabiliyor? :( ben de açtım müziğimi uzanıyorum. en iyi yaptığım şey galiba uyumak :/ çoğu bu güzel havanin tadini çıkarıyor olabilir ama ben böyle havalarda ne yapacağını bilmez bir hale bürünüyorum. biri yardim etsin lan :/
enguzelmevsimim
ulan saat kaç olmus ben hala uyuyacağım. şimdi uyusam sabah saat 10:30'daki derse yetişebilir miyim sizce? evet ben de öyle düşünmüştüm. pek yetisebilme ihtimalim yok. ya dün neredeyse bütün gün üzerimde bir depresyon hali vardı. aslinda scheri'den ciktiktan sonra oldu bu. izledigimiz film yüzünden mi acaba? filmde adamda bipolar bozukluk vardi ve kendi bogazini keserek intihar etmisti. hemi de meyve bicagi ile kesti. valla izlemeye degerdi hee. kan revan ortalik. neyse. şimdi kalkıp birine mesaj atsam, söver bana. net söver. yatali 3 buçuk saat olmus, yazıktır ya. bir de mesaj sesine bile uyanma huyunu biliyorum. ben uyuyayim da biri beni uyandirsa iyi olacak :/ neyse iyi aksamlar!