ladylazarus
dergilerle uzlaşıyorum yavaş yavaş. edebiyat dergilerinden vazgeçtim, tarih ve bilim dergileriyle devam ediyorum yoluma. kediler buldum kediler kaybettim,radyo tiyatroları indiriyorum yollar için . enfes filmler izliyorum. daha evvel nerede kaybettim de kendimi tüm bu zevklerimden uzaklaştım bilmiyorum. sanırım yazar haklı..

'başkalarıyla olan münasebetimizce kendimize yabancılaşıyoruz' demişti yazar. tamamiyle bu kelimeleri mi kullanmış bilmiyorum ama güzel demiş. ben hep böyleyim işte.. ne şiirler, ne şarkılar, ne filmler, ne sözler,ne adamlar, ne kadınlar.. bilirim bilmesine de , kendi ruhumda erir hepsi. sonra bir güne açarım gözlerimi, neyi, kimi bildiysem o olmuşum.

iyi niyetli bir gregor samsa şakası.

işte böyle başlar bizim gibilerin kayboluş hikayesi. 'gölgesizler' demiş toptaş. bizler de o hikayedeki gibi -ki o hikayedeki bizlerizdir zaten- böyle yabancılaşıp kayboluyoruz birer birer.. ' kar,neden yağar kar ? ' neden doğru soruları hep deliler sorar ?

amak - ı hayal' de bir diyalogta şunlar geçiyor :

'mesela ben şimdi varım, yarın yok olacağım. bu iki hâl arasında fark yok mu? dedim.

deli başını çevirdi, kahkahayı bıraktı.

-vay sen varsın ha! dedi. acaba var misin?'

acaba var mısın ?




bu özel parçayı herkesle paylaşmaktan çekinsem de,hiç paylaşılamayanların bir özrü olsun diye buraya bırakıyorum.

ladylazarus
güne neyzen tevfik'in dizelerini mırıldanarak uyanmak..

deli gönül, neyi özler durursun?
acınacak dostun, cananın mı var?

dünya yansa yorganın yok içinde,
harap olmuş evin, dükkânın mı var?

hatır, gönül bulamazsın birinde,
dama dedi dişisinde, erinde,

vatan dedikleri yangın yerinde,
İnsanlığa hâlâ imanın mı var?

nene yetmez senin şu kuru kaval?
pir aşkına sıkıldıkça durma, çal.

günlük teranelerden ve bizi günlük teraneler ölçüsünde tanıyan insanlardan uzaklaşıp, durmadan çalmak gerek.


ladylazarus
asuman,sen şimdi arabalı vapurun güvertesinden denize bakacaksın ya..


ladylazarus
edebiyat dergileriyle aramın pek de iyi olduğunu söyleyemem.esasında genel anlamıyla dergi piyasasıyla tek ilişiğim national geographic dergisidir ki , onu da düzenli olarak almaktan ziyade o ay ilgimi çeken bir başlık gördüğümde satın alıyorum. bilhassa sosyal medyada kafka'dan bihaber yahut kafka'yla tek ilişiği milena'ya mektuplar kitabıyla sınırlı olan insanların, kafkaokur dergisi etrafında başlattıkları salt görselliğe dayalı yapmacık edebiyat sevgisi midemi bulandırıyordu. dolayısıyla bu tür dergilere bir nefretim dahi var diyebilirim. fakat geçen aylarda, sanıyorum mart ayında yayın hayatına başlayan 'tuhaf' dergisiyle tanıştım. derginin ilgimi çekmesinin sebebi elbette kapağındaki kocaman dostoyevski resmi ve dostoyevski'yi anlamak isimli başlık oldu. derinlemesine tahlil yapan,ciddi bir edebiyat dergisi olduğunu söyleyemem fakat zaten ben bu tür dergilere 'edebi geyik' içeriği gözüyle bakıyorum keza dergi de tam olarak bu beklentimi karşıladı. ahmet mehmet' le değil,bizzat selim ileri'yle,ara güler'le, ilber ortaylı'yla içiyorsunuz kahvenizi. bu ay da william shakespeare' yi görünce atıldım fakat yine de düzenli olarak almayı düşünmüyorum. velhasılıkelam,sevgili tuhafı olandır deyip,dergiden güzel bir alıntıyı bırakıyorum.
ladylazarus
ladylazarus
duran günün anısına..

dürtme içimizdeki narı demiştik birhan !
ladylazarus
'sanat, içinde geleceği barındıran bir silahtır.'

viva la alfredo !
ladylazarus
hasta anne,sarhoş baba,yatılı okullarda geçen yalnız bir çocukluk,bitmeyen depresyon ve sara hastalığıyla mücadele eden dahi : dostoyevski

on üç yaşında annesi ölen,okula gidemeyen,hayatı boyunca ruhsal hastalığının ataklarıyla boğuşan bir kitap kurdu : virginia woolf

babası hapishaneye düşünce borçlarını ödemek için çalışan, ailesine bakmak zorunda kalan,okula gidemeden kendini yetiştiren küçük bir çocuk : charles dickens

kadın frengi hastası,sekiz çocuğu var ve bunların üçü sağır ; ikisi kör ; birisi de zeka engelli. kadın hamile ve doğan çocuk : beethoven

on bir yaşında babasını kaybediyor,sert bir kişiliğe sahip olan dedesi onu evden gönderiyor,yoksul bir ailesi var,on bir yaşında tersanelerde çıraklığa başlıyor : gorki.

mutlu insanın hikayesi olmaz sevgili yazarlar.
ladylazarus
antony and the johnsons - İ fell in love with a dead boy

bazen kendimi hable con ella filmindeki marco gibi hissediyorum. güzel şeyler diğer insanlarda tebessüm olarak vücut buluyorken,bende bir anı o tebessüme peydah oluyor ve ben gözyaşlarıma engel olamıyorum. aynı biçimde bu kendini diğer insanların gözyaşlarına engel olamadığı durumlarda fütursuz bir kahkaha olarak gösteriyor.

pessoa kulağıma fısıldıyor : ' olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum. '
ladylazarus
vast- touched

cümleler de insanlar gibi parça parça varlıklarını gösteriyorlar. peçetelerde,not kağıtlarında,defterlerde... hayatım da yazılarım gibi,darmadağın. bundandır ki birleştirmek çok zor,bütün olmak zor benim için.

"bir akşam, dalgın dalgın hoş bir kitabı karıştırırken, bir an bile duraksamadan: 'tutkulu ruhların çoğunda olduğu gibi, hayattaki inancının tükendiği an gelmişti.' cümlesini okudum. bir saniye sonra, cümle içimde bir kez daha yankılanıyordu ve gözyaşlarına boğulmuştum."

ruhumu harekete geçirecek olan nedir ? hiç. en kötüsü de budur biliyor musunuz. hayal kırıklıkları ya da sizi afallatan teraneler bile kayıtsızlıktan, yeni bir günün bayatlamışlığından daha umut doludur.

hiçler, iç içe geçmiş gibi. birinin içinde tutkuyu ararken, yeni bir hiç çıkarıyor karşıma. sonuncuyu açtığımda : hiç. kötü bir matruşka şakası.

ölüm budur.

'' insan, ölebildiği zaman ölür.'' ve ölüm, zamanın doluşunun bilincine varmaktı. ölüm, farkına varışın zamanıydı.

zamanın dışındayım.

ataletin soğukluğunda peygamberlerinkine benzer bir kudretle yükselirken, kendimi tanrının yanında buluyorum. birlikte insanları izliyoruz .tanrıyı izliyorum. görmüyorum artık onu, duyuyorum ; beynimin içinde. dinlerin ve fanatiklerin yere göğe sığdıramadığı tanrı, beynimin içindeydi işte . bu insanlar, ben, biz... esasında bir düşüncenin ürünleri değil miyiz ? tanrı bir fikirdi.

ölüm budur.

ölüm, bilincin bulanıklaşması değil, afallatıcı bir bilinç açıklığıydı. ve ölüm tanrıya ulaşmak değil, tanrıyı duymaktı. ölüm bir fikirdi. ölüm, bizzat tanrı olmaktı.
ladylazarus
ne diyorduk ?

dostoyevski'nin mezarını taşıyacaksak uçurumun kenarında olsun ev. kitap okuyacağım ben ona geceleri. yoksa ormanın içinde küçük bir yer yeterli.

her yerde kitaplar olsun,mutfak tezgahının, yatakların üzerinde; açtığımız her dolaptan bir kitap çıksın , hangi pencereye ilişsek bir kitaba açılsın. bizim de dağınıklımız böyle olsun olmaz mı ?

bugüne dek düzenledik de her şeyi ne kazandık ? ben bazen bu dağınıklıktan usanıp,aynanın karşısında saçlarımı çekiştiriyorum o yana bu yana.. düzelmiyor. velhasılıkelam, iki kitabı üst üste koydun diye düzelmiyor hiçbir şey.

dilimde bir şiirle uyansam.. benim de böyle bir kusurum var işte. çok şiir okudum,hiçbirini yerleştiremedim belleğime. bölük pörçük onlar da her şey gibi. söylemek istesem başını döndürmek için, gelmez dilime de, böyle en olmadık zamanda uyanırım bir şiire..

olsun, yarımlarımız böyle olsun. bir şiiri tam etmekten güzeli var mıdır ?

şimdi bir iki güzel kelime etmek isterdim sana. bir sözlük aldım bunun için, eski ve güzel kelimeler var içinde. fakat yarısına gelmeden unuttum tüm kelimeleri. amaan dedim -uzun dedim- iki kelime eksik söyledim diye küsmemişti ya hayat !

ne diyorduk ?

ev diyorduk ev !

evi ev yapan şu kaide neydi ? tabii ya reçellerdi ! kavanoz kavanoz çilek reçelleri pötikarelensin rafta. filmler var bir de, ben kucağında uyuya kalayım diye var filmler bilmez misin ?

neden her şeyin yarım senin diye sorduğunu duyar gibiyim. tam edesin diye. ha-ha ne romantik bir küçük kız ! üzülme,benim de güleceğim geliyor bazen kendime.

bir penceresi var ki, omzuna yaslanayım diye var. mutfak masasında saksıda çiçek var ,topraksız çiçekleri sevmem ben.

ölü bir çiçeğe sevinecek insanlar değiliz !

biz de bununla övünürüz ya..

bakkala yağmur almaya giderdin sabahları. masanın üzerinde bölerdim ben, iki sana bir bana.. dumanı üstünde bir sevgi olurdu bizimkisi, olmaz mı ?

ev olsaydı, sen ve ben olsaydık içinde , kocaman adamları emzirirdi bacası.
ladylazarus
schubert- serenade

'bu kimin duruşu, bu sizin en gülmediğiniz saatlerde
her cümlede iki tek göz, bu kimin
ya da kim korkuttu bu kadar sizi
bu nasıl sevişmek, üstelik bu kadar hızlı
ya da tam tersine
boş vermek öperken, severken boş vermek sevmelere
sulardan ürpermek gibi dokununca,
ya da ben kimi sarmışım böyle kollarımla
kime söz vermişim, biraz da unutmak gibi
denir mi, ama hiç denir mi, iş edinmişim ben
iş edinmişim öyle kimsesizliği
kendimi saymazsam — hem niye sayacakmışım kendimi —
çünkü herkese bağlı, çünkü bir yığın ölüden gelen kendimi
konuşmak? konuşuyorum, alışmak? evet alışıyorum da
süresiz, dıştan ve yaşamsız resimler gibi.

ne çıkar sanki sardıysam sizi kollarımla
unutmak, belki de unutmak olsun diye mi
onu da tatmak gibi
oysa ne bir evim oldu, ne de bir yerim var şimdi gidecek
ama gitmenin saati geldi
kirli bir gömleği çıkarıp asmak
yıkayıp kurutmak ister ellerimi
su içmek, saati kurmak ve sebepsiz dolaşmak biraz da
açınca camları — diyelim camları açtık ya sonra? —
sonrası şu: ben bir camı, bir perdeyi açmış adam değilim
bilirim ama çok bilirim kapadığımı
öyle iş olsun diye mi, hayır
bilirim içerde kendimi bulacağımı
dışarda görüldüysem inattan başka değil
evet, çünkü bu karanlık işime en geleni
kendimi saklıyorum ya, bir yığın ölüden gelen kendimi
oramı buramı dürtüyorum, bunu sahiden yapıyorum
ve açıyorum bütün muslukları
diyorum sular mı böyle, sular mı olmalı
ne geldiği, ne de gittiği yer belli
olmuyor, gene kendimi düşünüyorum
alıştım istemiyorum. '
ladylazarus
tchaikovsky-autumn

bazen,herkesin, hayatıma girmiş ya da hayatımın dışındaki herkesin bir şekilde bir yerinden tutunabildiğini görüyorum.bense beceremiyorum bunu..

hep aynı yerdeyim.kaldığım yerde bile değil,daima en başında.. kaldığım yer yok,hiç başlamadım.

nefret ettiğim, aptal olduğunu düşündüğüm bu insanların, böylesine usanmadan, istekle var olabildiğini görmek mutsuzlaştırıyor beni. bense çizdiğim bu kayıtsız varoluş çizgisinde, insani tüm his ve eylemleri reddediyorum.

reddedişim yorgunluğumdan ve bu tanrısal bir yorgunluk.

tek isteğim, herkesten uzak, silik bir yerde - yer diyorum çünkü burası kesinlik kazanmış bir mekan değil- tüm zamanımı hayal ederek ve kitap okuyarak geçirmek.

dostoyevski haklı, anlamak ağır bir hastalık.
ladylazarus
gecenin şiiri, fazla şiirden ölenden, tüm şiirseverlere

'binlerce, ama binlerce yıldır yaşıyorum
bunu göklerden anlıyorum, kendimden anlıyorum biraz
insan, insan, insandan; ne iyi ne de kötü
kolumu sallıyorum yürürken, kötüysem yüzümü buruşturuyorum
çok eski bir yerimdeyim, çürüyen bir yerimden geliyorum
öldüklerimi sayıyorum, yeniden doğduklarımı
anlıyorum, ama yepyeni anlıyorum bıktığımı
evlerde, köşebaşlarında değişmek diyorlar buna
değişmek
biri mi öldü, biri mi sevindi, değişmek koyuyorlar adını
bana kızıyorlar sonra, anısızın bana
kimi ellerini sürüyor, kimi gözlerini kapıyor yaşadıklarıma
oysa ben düz insan, bazı insan, karanlık insan
ve geçilmiyor ki benim
duvarlar, evler, sokaklar gibi yapılmışlığımdan.

bilmezler, kızmıyorum, bunu onlardan anlıyorum biraz
erimek, bir olmak ve unutulmak içindeki onlardan
ya da bir başkaca şey: ben kendimi ayırıyorum
o yapayalnız olmaktaki kendimi
böyleyken akıp gidiyorum bir nehir gerçeği gibi
sanki ben upuzun bir hikâye
en okunmadık yerlerimle
yok artık sıkılıyorum. '
ladylazarus
dalgalar karşısında tracy chapman-fast car dinlenen bir günün anısına..

uzun bir yol.

belirsiz bir gün olsun. ne renkti vosvos ? mühim değil. ismini mi soruyorsun, olmasın bir ismi boşver. bugüne dek isimlendirdik de her şeyi ne oldu kazancımız ? acı dedik, sevinç dedik, aşk dedik .. ben uzun süredir hüzün diyorum her şeye. hüzün bir hüzün iki hüzün üç.. mutluluk dediklerim de var elbet, çukulatalı keklere mutluluk diyorum. mutluluk bir.. birde tıkanıyor mutluluk. varsın tıkansın o da. neler neler 'bir' le sınırlı kalmıyor ki yirmi birinci asırda.

yol taşlı olsun. zorluklar yetmedi mi diyorsun biliyorum. ama bilmez misin, güzel bir kimseyle çıkılan güzel bir yolun zorluğu olmaz. güzel son mu arıyorsun ? güzel yolların sonu olmazmış. arabayı kim kullanır nerde ne için dururuz neye güler ne için ağlarız karar vermedim. ben araba kullanmasını da bilmem ya neyse. bilmiş gibi yaparım. -miş gibi yapmak. devrin sorunudur değil mi bu ? gör'müş gibi, bil'miş gibi,tanı'mış gibi, sev'miş gibi.. ben hiç -miş gibi yapmadım. bundandır ki kaybettim. onlar sakladıklarıyla dürüst oldular, beni şimdiki zamanın -yor una astılar. -yor ul dum.

bir taşra çocuğuydum, denizi de özledim hoş,fakat kazanmak bundan fazlasıymış atay. ben de kaybettim(senin gibi).

şimdi karar verdim bak, bir deniz kenarında dururuz. ben kimsesiz denizleri severim. suyun altında, kimsesizliğin heybetiyle nefesimi unuttuğum günü anlattım mı sana ? anlatırım, yol uzun. sen ne anlatacaksın peki ? sen .. tanı'mış gibi yapanlardansın belli ki.

dert etme. neleri yaşanmamış saymadık ki ? ben saymadım. ama olsun, unut'muşgibiyapanlarhastalığı na tutuldum. yolun hatırına sürdürürüm bu oyunu, güzel bir şarkı açarsan unuturum da belki kim bilir.

kırkıma gelip saçlarımı kestireceğim günü iple çekiyorum. oysa yaşlanmaktan korkuyorum dedim sana. yaşlanmak değil de, hala bu kalabalığın arasındaysam, saçlarımdan kurtulamamaktan korkuyorum.

in hadi, yaslanalım renklerine, anlatayım sana.

saçlarımı kestireceğim o zaman, dostoyevski' nin mezarını taşıyacaksak uçurumun kenarında olsun ev, yoksa ormanın içinde, insanlardan uzak küçük bir yer yeterli. içinde kitaplar olsun, çiçekleri olsun, kırkınagelincesaçlarınıkestirenkadınlar ın penceresinden eksik olmazmış çiçekler, plaklar olsun, güzel bir parçanın üzerinde eşdeğerini bulmak için parmaklarımız çarpışsın diye olsun plaklar, ben o zaman dans edemem ama, bacaklarımı uzatırım koltuğa, bugüne değin hiç içmediğim bir sigara geçmişin telafisi niyetine parmaklarımın arasında olur. okşar çillerimi, çirkinleşirim o zamana değin ama inan bana, gülümserim sana dumanların arasından esaslı..

sen kimsin ? güzel yolcu, sen de bilme'miş gibi yap kendini, eski bir filmden bir cümle bul kendine, ama yla başlasın, gerisini öldürür ne de olsa..

yol henüz bitmedi. ama bende elleri ceplerinde ne hayaller var bilsen.. bir ıslık tuttururum dünyanın inadına,korkarsın. korkma. yaklaş. yaklaş-ma. ma ma.. parmağı havada bir mürebbiyedir mutsuzluk. yaklaşma sen, otur koltuğa, aç güzel bir şarkı, benden olsun. yürürüm ben, babamın parkasıyla çizmesi buluverir zaten hemencecik. uyanırım birden bambaşka bir yolda, ellerim ceplerimde, bir hayal tutturmuşumdur ıslığımla..
ladylazarus
ladylazarus
@ladylazarus
Omnia fui nihil expedit
2017 Girişli