liseli

2428

342

45

84

liseli 4

3 Kendimi çok değişik hissediyorum.
Bakalım, nasıl hissettiğimi tam olarak açıklamadan, benzetme yaparak açıklayabilecek miyim.

Bir gölde doğmuş ve büyümüş gibiyim. Ve ben büyüdükçe, Dünya'daki suların kendi gölümüzden ibaret olmadığını, başka göllerin de var olduğunu, aynı zamanda aslında kendi gölümüzün de pek fazla temiz sayılamayacağını, bu yüzden o gölde barınmamam gerektiğini fark edip, gölü terk etmem gerektiğinin farkına vardım. Aynı gölü paylaştığım insanlara, kendi farkına vardığım şeyleri anlatmaya çalışınca, muazzam bir şekilde tersleniyorum, hiçbir şekilde ikna edemiyorum. Fakat ben, kimse destek olmasa da, ikna olmasa da, gölden ayrılmayı kabul etmesede; ben tek başıma, gölümüzün yeterince temiz olmadığını, başka göllerin, denizlerin, okyanusların da var olduğunu bilip, sürekli aynı göle tıkılı kalmamak gerektiğinin farkına varıp gölden ayrılma kararı aldım.

Ve yola koyuldum. Gölden yeterince uzaklaştım. Artık geri dönme şansım yok. İleri gitmeliyim ama, nereye? Tek başımayım. Hangi göle, hangi denize, hangi okyanusa gitmem gerekiyor? Hiçbir fikrim yok. Kayboldum. Muazzam su kütlesi karşısında, yapayalnız bir şekilde, öylece duruyorum. Danışacak kimsem yok. Durmalı mıyım, ileri mi gitmeliyim, geri mi dönmeliyim, ne yapmam gerektiği konusunda hiçbir fikrim yok. Fakat o kadar da değil, abartmayayım. Tek bildiğim var, geri dönmemem gerekiyor.

Rehberim yok, danışmanım yok, kimsem yok. Korkuyorum da aynı zamanda, yanlış tarafa yönelmekten korkuyorum. Fakat ileriye doğru gitmem gerek, eğer durursam, kendi gölümden ayrılmış olmanın bana hiçbir katkısı olmamış olacak. Hadi ama, ne için yola çıktık?

Biraz cesaret, azim, çalışma ile, rehberimizi de akıl olarak belirlersek, bu işin içinden sıyrılabiliriz diye düşünüyorum. Fakat yine de, tehlikeli sularda yüzdüğüm gerçeğini, kesinlikle unutmamam gerek. Oldukça ürkütücü bir durum.

liseli 4

11 Bir kere de benim için yakın sigaraları.

Kazandığım tek şey "tablet" oldu lan. Size verdiğim sırrı da sakın yaymayın, ehehe.

Rezillik :/ Neyse, tableti satarım, iyi para eder herhalde? Hmm.

liseli 2

10 Kendimi Einstein gibi hissettim.
Durun, hemen "Egoist, kendini beğenmiş." damgası vurmayın, zeka anlamında değil. :)
Anlatayım;
Albert Einstein, 1911 yılında Fotoelektrik Etkisi çalışmasını yayınlıyor. Fakat, daha bir varsayım. Gözlemlenmiş, doğrulanmış bir çalışma değil. Ve yıl 1919 oluyor. Einstein, eşine Nobel Ödülü'nden aldığı parayı vereceğinin sözünü veriyor. Fakat, Einstein daha ortada fol yok yumurta yok, eşine bu sözü veriyor. Ve ardından, yıl oluyor 1921 ve Einstein Nobel Ödülü'nü alıyor. Resmen geleceği görüyor. :)
Bu adam, daha kendisinin ödül kazanacağı ile alakalı en ufak bir ipucu bile yok iken, kazanacağını iddia edip eşine söz veriyor.
Benim durumum da onun gibi. Yarın ödül törenim var, evet gidiyorum. Ödül töreni kapıya dayandı. :) Daha 1. olacağıma dair en ufak bir ipucu yok iken, ben kendime 1. seçilirsem diye düşünüp, konuşma metni hazırladım ve onu ezberlemeye çalışıyorum.
Düşünsenize, bir de dereceye bile giremezsem. :D Tüm ezberleme çalışmalarım, provalarım boşa gitmiş olacak, kendi kendime gelin güvey olmuş olacağım. Eğer öyle bir şey olursa, sakın ifşalamayın, sır olarak aramızda kalsın. :D
Haydi bakalım, görüşmek üzere. Sabaha İstanbul yolcusuyum.
Not: Peki ya benim peder hiç benim mutlu olmamı ister mi? Hayır, yine yaptı yapacağını fakat, geçelim şimdilik bunu.
Esen kalın. :)

liseli 0

10 Yalnız anne baba olmak da zor iş.
3 tane arkadaş oturup konuşuyoruz. Birisi ailesinin kendisini sürekli takip etmesinden, her an ailesinin gölgesini üzerinde hissetmekten yakınıyor. Birisi ailesinin vurdumduymaz olduğunu, kendisiyle daha çok ilgilenilmesi gerektiğini düşünüyor. Birisi de (ben) ailesinin kendisiyle bazı konularda pek fazla ilgilenmediği için, kendisini serbest bıraktığı için bu durumdan MUTLU olduğunu belirtiyor.

Şimdi bu anne babalar ne yapsın? :D İlginç ilişkiler. Sanırsam, çocuğu iyi tanımak gerekiyor. Ama yine de zor iş abi...

liseli 1

4 Ulan bir bitmediniz be.

Buradan aileme sesleniyorum. Bana gram saygınız yok saygınız. Şurada son 1 ay kaldı üniversite sınavıma ama ağzıma ettiniz. Nereden çıktı lan ev taşıma işi? Rahat bırakın da sınavıma çalışayım be, ne istiyorsunuz benden. Adamlar dört yıllık lise hayatım boyunca durdu durdu tam sınavıma bir ay kala taşınma işi çıkardılar. Şimdi işi gücü bırakıp eşyaları koliye dizicem ve bu boş işlerle uğraşıcam.
Yok x yerine git muz kolisi satın al, kilo işi gazete satın al. Ivır zıvır...

Bir de şimdi beni ulusal bir markete sokmaya çalışıyorlar, kasiyer olarak çalışacakmışım. Ve reddetme şansım da yokmuş(!), niye? Çünkü onlar öyle düşünmüş. Ben kasiyer olarak oraya girene kadar, yani işe alınana kadar da boş gezmeyecekmişim, babam başka yerle benim adıma görüşmüş, garson olarak çalışacakmışım. Ve babam adamlarla görüştüğü için, geri adım atma şansım yokmuş(!).

Ben de liseliysem; ki liseliyim. Hiç kimsenin hakkımdaki dayatmalarına uymak zorunda değilim. Hissediyorum, çok değil, bir ay sonra okul kapanınca çok şiddetli olaylar olacak.

Ve işin en garip yanı, bu kadar kötülüğü bana yapmalarına rağmen ben onları sevmeyip, onlarla görüşmeyi reddedince "Vefasız, hayırsız evlat" damgası tam da alnımın ortasına vuracaklar.

Çok mu şey istiyorum ya? Sadece sınavıma rahatça çalışabileceğim bir ortam istiyorum. Sadece, rahat bir ortam, sadece bir aycık...

liseli 3

7 Hayalleri fakir insanları hiç anlayamamışımdır.

Maddi olarak fakir doğabilirsiniz, ben de o şekilde doğdum. Cehalet, yobazlık, görgüsüzlük dolu bir küçüklük de geçirmiş de olabilirsiniz, tıpkı benim gibi. Ben bir tırrektim, elimde tespih vardı, kollarım iki metre açık bir şekilde yürüyordum, üç beş kuruş para biriktirip mahallede hep birlikte bıçak alırdık kendimize. Küçücük yaşta sigara içerdik, kızlara laf atılmasını maharet sayardık. USB takınca çalışan seyyar hoparlörler vardı, onları alır sesi açar müzik sesi ile etrafı inletirdik. Değişik, zincirli kolyeler takardık. Ha zincir deyince aklıma geldi, zincirlerimiz de vardı. İnce, orta uzunlukta, sallaya sallaya gezerdik onu. Köpek büyütürdük. Tahmin edeceğiniz üzere Pit bull tarzı köpeklerdi. Gezdirirdik onu, tasmasının zinciri de uzun olurdu, korkardı millet. Pis bir ağız, gevşek konuşma şekli, saygısızlık diz boyu, kafa zaten basmıyor hiçbir şeye... Sürekli kavga ederdik, maharet sayardık bunları. Grup halinde gezerdik. Artistlik yapardık, yüksek sesle konuşmayı bir "ŞEY" sanardık. Ve daha bir çok şey...

Fakat her şeye rağmen, insan kendini değiştirebilir. Muazzam bir değişime, kendi değişiminize tanıklık edebilirsiniz. Asıl mesele değişimi istedikten, bundan sonra başlıyor; BEN KİMİM? Ve NE YAPACAĞIM? Kendinizi değiştirdiğiniz zaman, önünüzde kendi elinizle belirleyebileceğiniz bir hayat karşınızda duruyor olacaktır. İstediğiniz her şeyi olabilirsiniz. Neden olamayasınız? Tek ihtiyacınız HAYAL ETMEK.

Ne? O gördüğünüz Bilim insanları, filozoflar, politikacılar, çocuk yada genç olmadılar mı sanıyorsunuz? Onlar gökten inerek bu işi yapmaya başlamadılar. Hayalleri vardı ve emek harcadılar. Ve başardılar.
Çevremde de çok kişi görüyorum. Hayal etmiyorlar. Hayalleri bile fakir. Niye okumak istedikleri alanlarda gelişmek, belki bir yüksek lisans, doktora yapmak istemiyorlar? Yurt dışına çıkıp orada da eğitim görüp, sonra tekrar geri gelip bildiklerini anlatmak, konferanslar vermek istemiyorlar? Para mı dediniz? O kadar burs veren kurum var, sadece yüksek lisans ve doktora öğrencilerine yardım amaçlı kurulmuş vakıflar, kurumlar var. Yapmayın rica ediyorum, maddi dayanağım 0 olmasına rağmen ben bile bu kadar düşünmüyorum para işini.

İşin özü; insanın hayalleri fakir olmasın, gerisi geliyor. Başkaları, aynı bizim yollarımızdan geçerek başarılı olmuş, biz neden başaramayalım? Hatta daha iyisini bile yapabiliriz. Hızımı alamadım. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. :)

liseli 3

5 Nefret ettiğim iki insan tipi;

1- Diyelim ki bir konuda birinin bilgisine muhtaçsınız, ve o kişiden başka o konu hakkında bilgisi olan, bilgi edinebileceğiniz başka kaynak yok. İşte bunu, eğer o bilgi edineceğiniz kişi fark ederse, yani kendisinden başka bir kaynak olmadığını, mecburen kendisine muhtaç olduğunuzun farkına varırsa, yandınız demektir. Size öyle iğrenç bir şekilde anlatır ki, istemeyerek, bezdirerek, mide bulandırarak anlatır. Ya da hart hurt, sert çıkışlar ve her türlü pisliği yaparak anlatırlar. Size kötü davranırlar. Böyle ağızları kapalı, homurdaranarak mırıldanarak anlatırlar. Anlamadığınız yer olunca sinirlenirler. Daha diyecek çok şey varda, buraya yazılacak türden değil.

2- Yine aynı şekilde diyelim ki birisi ile bir konu hakkında görüşüyorsunuz, o konu hakkında da bilginizin olmadığını söylediniz. Konuştuğunuz kişinin, bilginiz olmadığını bildiği halde, daha kolay, net ve anlaşılır bir şekilde anlatmak yerine, bol terimli, karmaşık, konudan konuya atlayarak "Bak ben çok biliyorum" edasıyla, ego kasarak anlatıyorlar ya, ne desem az bunlara.

Bunlar başıma gelmedi, sadece çevremden gözlemledim. Bir taraf "Ego kasarak" fikirlerini öne sürüyor, bir taraf da "Sinirli, atarlı, ya da istemsiz" bir şekilde anlatıyor.

Bunların yatacak yeri yok.

Ayrıca buradan da, kendime kendi istediğim bir iş bulduğumu bilmesine rağmen, istemediğim bir işe beni sokmaya çalışan, benim adıma iş yeri sahibiyle görüşüp çalışacağımı bildiren, yaptığı her işle damarıma basan, sürekli sistemime çomak sokan ve şiddet içeren kaotik ortamlardan beslenen, zevk alan pederime en derin saygılarımı bildiriyorum. Seninle de hesaplaşacağız az kaldı.

liseli 1

5 Ben buraya yazdığım yazıları genelde günlük hayattaki gözlemlerimden esinlenerek yazıyorum. Bu da onlardan sadece bir tanesi.

Evde misafirler var, konuşmalarına kulak misafiri oluyorum, çocuklarını diğer çocuklarla kapıştırıyorlar. "Ya benim çocuk hiç zeki değil, yaşıtları çok hareketli çok akıllı ama bunda kafa yok." "Benim çocuk da hiç iyi top oynayamıyor, bisiklet süremiyor, yaşıtları çok iyi top oynuyor kuralları biliyor, fırıldak gibiler."

Dönen muhabbet bu eksende ilerliyor. Bulunduğum çevre yobazdır. Büyükler varken sen konuşamazsın, yorum yapamazsın, bu yüzden istediğim gibi ağızlarının payını verme şansım yoktu.
Sadece şunu sordum adama "Çocuğunuzun elinden tutup da hiç birlikte top oynadınız mı? Bu konuda ön ayak oldunuz mu?" dedim, hayır dedi. "E o zaman hiç yardım etmediyseniz, neye dayanarak bir gelişim bekliyorsunuz?" dedim, bir şeyler dedi hiçbir şey anlamadım, homurdanarak konuştu, ben de uzatmadım ters tepmesin diye.

Kısacası demem o ki; çocukları diğer çocuklarla kapıştırma kıyaslama saçmalığına hiç değinmiyorum bile, orası ayrı. Benim değinmek istediğim şey, çocuklar boş bir kap gibidir. İçini doldurmak size düşüyor. Siz çocuğa hangi alanda yardım eder, ne yönde gelişmesini isterseniz, çocuk da o yönde gelişim gösterir, ilerler. Sen geceleri teleskopla gökyüzüne bakıyorsan, çocuğun da senin gibi olacak, o yönde gelişim gösterecek. Çocuğa hiçbir şey öğretmeyip, her alanda gelişim göstermesini beklemeyin.

Pişkin herif hala yanımda konuşmaya devam ediyor "Anlamadım ki sorun bizde mi çocuklarda mı, gerçi diğer çocuklar yapabiliyor, bunlar yapamıyorsa, sorun bunlarda galiba. Bunları da böyle kabul etmek lazım. Yapıcak bir şey yok."

Umarım sizler iyi anne babalar olursunuz. Tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın.

liseli 7

9 Okulda bir kız arkadaşıma, kadınlara seslenirken "Bayan" diye değil, "Hanımefendi" diye seslenilmesi gerektiğini anlatıyorum.

İroniye bakar mısınız? Ben anlatıyorum kıza, bir kadına sesleneceksen "Bayan, bakar mısınız?" değil, "Hanımefendi, bakar mısınız?" şeklinde sesleneceksin diyorum. Yazık be. Erkek olarak ben uğraşıyorum, normalde alışılmış olan şey nedir? Tam tersidir. Kadınlar erkeklere bu tarz konularda dikkatli olması gerektiğini anlatır.

Yazık. Erkek olduğum halde, beni ilgilendiren bir durum yokmuş gibi görünmesine rağmen, mücadele eden benim, kendisine "Bayan" denilmesini isteyen ise, karşı taraf. Sonra ben biraz sinirlenip ortamın tansiyonunu yükseltince "Farklı fikirlere hiç alışık değilsin, saygın yok." dedi.

Ne desem bilemedim... Ayrıca belirteyim. Yazıya başlarken "kız arkadaşım" dedim, evet doğru okudunuz, kız arkadaşım. Sevgilim değil. Genelde siz "sevgilim" demek yerine kız arkadaş/erkek arkadaş demeyi tercih ediyorsunuz, belirtmek istedim.

Haydi selamletle. Herkes gider Mersin'e, bunlar gidiyor tersine... :/

liseli 3

8 Selamlar.

Daha önce hatırlarsınız ki bir yarışmadan bahsetmiştim. Mustafa Kemal'i anlamak konulu eser yarışması. Ve bu yarışmaya ben de katılmıştım, bana "Sonucu bize de bildir." diyenler vardı.
Dün ufak bir açıklama yaptılar. Ön elemeyi geçip, İstanbul'daki törene katılacak olanların isimleri vardı.

Vee tabii ki benim de ismim de yer alıyordu bu listede. :) Elemeyi geçmişim, kimin hangi dereceyi yaptığı 13 Mayıs tarihinden İstanbul'da ödül töreninde açıklanacak. Şimdilik her şey gizli. Toplamda kaç kişinin katıldığı yazmıyordu, hem kafama takılan 1-2 şeyi hem de toplamda kaç kişinin katıldığını sordum ama, kaç kişinin katıldığını söylemiyorlar. Sanki devlet sırrı :D

Umarım birinci olmuşumdur, yoksa resmen kendime küserim, özgüvenim kırılır. 13 Mayıs tarihinde tekrar açıklama yapacağım. Görüşmek üzere. :)