snorlax
snorlax
18 sa
... hasta olmamasına rağmen boğazındaki bu ağrı da neyin nesi şimdi? masanın başında geçirdiği süre boyunca ne kadar zamandır ders çalıştığını düşündü. bir süredir olmadığı kesin dalgınlığına bakarsak. saate bakıp bir şeyler düşündü ve aniden tüm masayı düzenleyip birkaç parça şeyi önüne koydu. odanın lambasını kapatıp masa lambasını açtı ve sandalyesinde bağdaş kurup eşyalara baktı. bağladığı saçlarını gelişigüzel örüp birkaç tutamın yüzüne düşmesine izin verdi. bütün o başını ağrıtan düşüncelerden kurtulmak istediği için bunun da kendisine o yönde iyi geleceğini düşündü. kulaklığını takıp, defterini açtı ve çizmeye başladı. aklından geçen pek çok şey ile birlikte uzunca bir süre bu şekilde devam etti. başka hiç bir şeyin farkında olmadan. ta ki deftere düşen bir damla yaşa kadar. boğaz ağrısının sebebi kendini ifade etmeye başlayınca durdu. o kadar uzun zamandır engelliyor ki artık izin verme mecburiyetinde kaldı. 'üzüldüğümde hiç bunu gösteremedim. ya kızgın oldum ya da aşırı mutlu göründüm' diyen birinin yazısını okumuştu. o geldi aklına. belki de tüm sebep bunda saklı. İnsan kalbini ağır hisseder mi hiç? sanki görünmez bir taş koyulmuş da kurtulmak için mücadele ediyor gibi. gözlerini silip çizdiği şeye baktı. o ana kadar ne yaptığının bile farkında değilken şaşkınlık duydu gördüğü şey karşısında. doludizgin koşan bir at.. aklını meşgul eden bu kadar şeyi düşünürken böyle bir şeyi beklemiyordu kendisinden. hırçın bile olsa bu şekilde koşmak istiyor yeniden. her şeyden uzaklaşmak istercesine fakat esas tüm yüklerinden kurtulmuş olarak. üst üste gelen bu kadar şeyden sonra bu bir ihtiyaçtı. düşüncelerini sonuna kadar ifade edip kendisini yeri geldiğinde savunabilen bir insanın duyguları konusunda bu şekilde olması son derece garip. İnsanı içten içe bitiren bir olay. en azından kendisine eşlik eden şarkıları var. 'umudum sonsuzdur, uğraşım bitmez hiçbir zaman, geliyor geçiyor zaman, dönüyor durmuyor dünya...' İyi geceler...
Carllucas
Carllucas
1 gün
bazen insanlar bana bi şeyler anlatırken konuşmanın ortasında bi anda yürüyüp gitmek istiyorum.
Zeze
Zeze
2 gün
hayal kırıklığı 4715372
fazla içselleştiriyorum olayları belki de, bilmiyorum.. ama yanılmak ya da kandırılmak dokunmaz mı herkese. en azından bu işte yeniyken. bunu gözüm yeni yeni açılmaya başladığı için söylüyorum. son 1,5 yıldır belirli aralıklarla hep hayal kırıklığındayım. yeni sayılır.
yine bir arkadaşımız evet. yıktı beni. daha doğrusu onun hakkındaki düşüncelerimi, daha da doğrusu bize düşündürdüklerini. evet o düşündürdü. İnsanlar genelde yapıyorlar bunu galiba. diğerlerine onlar hakkında ne düşünmelerini istiyorlarsa öyle davranıyorlar. mesela hatalarını saklıyorlar. gerçi öğrenince neden sakladıklarını anlamak zor olmuyor. nasıl yapıyorlar bunu ya. her hatam bile dilimde. ben de saklarım ama kendimi değil, derdimi saklarım, sorunu saklarım ama insanın kendini saklaması 2 yüzlülük geliyor bana. (belki yanlış düşünüyorum bilemem, şimdilik böyle) yaptığı her güzel ortada çirkinlikler yapılmamışçasına gizli saklı. hadi saklıyorsunuz da bari yerine hiçbir şey söylemeyin, güzel bi şeyi yapmış gibi onunla yer değiştirerek anlatmayın. sinsilik bu mu oluyordu acaba ? İnsanların hayatlarıyla oynamayın mesela, insanlara güzel şeyler vaadedip yarı yola bırakılmasını bile anlarım insandır derim ama bari hayatlarını değiştirerek yapmayın bunu be. evet arkadaşım yapmış. 2 kişinin hayatının içine etmiş, hatta dün gözlerimizin önünde etti. evlendiler... İnsan eşini erkekleri listeleyerek tip ve mesleğine göre sıralayarak seçer mi lan? bunu nasıl yaparsın. kızım ben hiç mi tanımadım seni. ulan senin yüreğin hiç mi bahar görmedi ? sen hiç aşk ne bilmedin mi ? arkasından dalga geçercesine laf ettiğin insanla sırf maaşı iyi diye (nolur sadece bu olmasın) nasıl evlendin lan ? kocasının mesleği ile toplumda yer tutmaya çalışan kadınlardan tiksiniyorum. evet aynen bu şekilde. çalışmayabilirsin, saygı duyarım ama bunu amaç haline getirmek ne demek ya. senin hiç kendine saygın da mı kalmadı derim insana. şu an bu kıza ben nasıl saygı duyayım ? duyamam. dedim ya yıkıldım ya. görseniz de var ya sessiz sakin hayatta beklemezsiniz. yıllardır tanıdığım (sandığım) insan ya. İnsan dışarıya karşı tetikte oluyor da, arkadaşlarına karşı indiriyor miğferini. ve ben bi kez daha darbe yedim. artık yeter demek istiyorum. İnsanların 2. yüzlerini görmekten ilkini unutmaya başladım yeter. neden demek de isterdim ama cevap basit aslında İnsan !
poseydon
poseydon
3 gün
İnsan, hayatında her şey yolunda giderken bile yeterince mutlu olamıyor sanki her şey öylesine bir eksiklik barındırıyor ki içinde hangisini tamamlamaya çalışsan diğerleri daha da eksik kalıyor. ve ne olursa olsun acılar hep aynı yerinde ve asla unutturmaya niyeti yok kendilerini. pişmanlıklar, acılar, sorumluluklar, hatalar… belki de bunların içinde yapılması en kolay olan üstesinden gelinebilecek tek şey olan sorumluluklar var, gerisi sadece bir geç kalınmışlık, hüzün, keder barındırıyor içinde ve bunu da fazlasıyla hissettiriyor. yağmur yağıyor şu anda yaşadığım şehre yağan ve akan damlacıkların sesleri kulağımı deliyor sanki, sanki beynimde bir cümbüşe tutuşuyorlar ve ne uyku ne yorgunluk fiziksel ve zihinsel olan her şeyi arka planda bırakıyorlar ve geriye sadece duygular, hisler ve ruhsal durumlar kalıyor. artık eskisi gibi yazamıyorum yazmak bile gelmiyor içimden. zaten yazdığımda da hep iç karartıcı, karanlık şeyler yazıyorum. sanırım giderek köreliyorum birçok yönden ve bunun önüne geçmek için herhangi bir çabada da bulunmuyorum, bulunmak istemiyorum. hayatım o kadar değişti ve bambaşka bir boyuta geldi ki bana benden kalan hisler, acılar, pişmanlıklar ve düşünceler kaldı. geri kalan her şey öylesine değişti ki bazen kendimi tanımak için kendimi izliyorum bir aynanın karşısında saatlerce. gözlerime bakıyorum, yüzümü inceliyorum ve ne düşündüğümü, düşüncelerimi
anlamaya çalışıyorum. ancak yine de her şey manasız kalıyor bunca şeyden sonra. ne hayatım aynı ne de ben. zamanla birlikte birçok şey değişti. yaşadığım şehir, muhatap olduğum, konuştuğum, özlediğim insanlar. geri kalan her şey aynı gece gibi karanlık, gündüz gibi buğulu, akşamüstleri gibi mana arayan ve aradığı ve bulduğu her manada daha da bir anlamsızlaşan. hepsi bu, geceler uzun; bitmek bilmiyor, gündüzler uyumakla geçiyor…
kittyyy
kittyyy
4 gün
ananenmle dedem arada kavga ediyor ananem dedemin kulaklarının duymadığını bildiği için sürekli çok konuşuyor dedemin kulaklarını ağrıtıyormuş😌 dedem de bugün bize geldi diyor ki anneme “bu kadın delirmiş, ne dediğini bilmiyor. sürekli bir şeyler zırvalıyor bereket ki benim kızlarımda yok böyle delilik”😕😕 annem de dedemin duymadığını biliyor ya hani diyo baba o kadar emin olma😂😂
alien
alien
4 gün
İki saattir delice aşağıdaki 'daha fazla yükle' butonuna basıp basıp yazılanları okuyorum. en sonunda bu olayı yaşarken aklımdan geçen fikirleri buraya da yazayım dedim.

bir iki iniyorsun, okuyorsun, he! bu normal dedikodu tayfası diyorsun, biraz aşağı iniyorsun bir abla var, gündemle alakalı bir şeyler anlatıyor. neden yapıyor bilmiyorum ama sanırım deneysel bir şey, neyse güzel o. biraz daha iniyorsun, biri yine tramvayda biriyle gülüşmüş ve sarı montu siyah kotu olan biri yine. bu yetmiyormuş gibi biri de bir altta kırmızı rujlu biri demiş. kajshasf kırmızı rujdan nasıl bulabileceğini düşündüyse burada bi sallasa zaten 100' kişi üzerinden 80 kişiyi mimledi. güzel fikir. neyse inmeye devam ediyorum, aha! o da ne. acı, keder, karamsarlık ve bunalım temalı bir arkadaş. profilini yan sekmede açıp diğer paylaşımlarına bakıyorsun, duvar ağlıyor, duvar sızlıyor. duvar yıkılıyor kanka. ben bu tarz yazanların duvarlarına hep bakmışımdır. neden bilmiyorum, belki benim ruhumu yansıtıyordur. evet, bu konu uzadı. neyse aga inmeye devam. aga ne amk ığğkk! biri facebook'taki gibi bilmeceli bişi paylaşmış, bi aşağısında; kırmızı gül, silah ve afilli bir sözden olaşan görüntülerden farksız bir görsel paylaşmış.

sonuçta burası da bir sosyal paylaşım çöplüğü oldu demek istiyorum. bu bir başarı ama gerçek bir heyezan mı ona da siz karar verin. :* öptüm sizi.
snorlax
snorlax
5 gün
dünden beri bir şeyler anlatma isteğim var fakat tüm denemelerim, yazılar içime sinmediği için tamamlanma konusunda sonuçsuz kaldı. sonrasında bir arkadaşıma anlatmaya çalışırken buldum kendimi lakin yine dolaylı yoldan bir şeyler söyleyip en sonunda da işi eğlenceye vurup geçiştirdim. gariptir ki bu fazla alıştığım bir durum. eskiden yazardım. sadece buraya da değil belki daha önceden hatırlayanınız vardır mavi bir defterimden bahsederim. onda da iç dünyamdan kesitler vardır. özellikle baharda havalar ısınmaya başlarken yaptığım uzun yürüyüşlerde mutlaka yanıma alırım. zaten iki şey mutlaka olur. çubuk kraker ve bu defter :) kumların üzerinde oturup dalgaları dinlerim ya da birkaç şarkı. uzaktaki gemileri izlerim. hatta bazen karabatak bile görüyorum (öyle olduğunu sanıyorum). denize daldıktan sonra bir sonraki çıkacağı yeri tahmin etmeye çalışıyorum mesela. gülümsetiyor beni bu durum. kışı çok severim çoğu insanın aksine. bana güven veren bir yanı var. şapkalarım, atkılarım, eldivenlerim, kalın giysiler, kabanlar bu hissi verir bana. kat kat giyinmiş birini gördüğümde tebessüm ederim çünkü samimi bir görüntü oluyor. ya da kendim gibi birini görmek de olabilir sebebi bilemedim şu an. ya da soğuğu sevmem küçüklükten de geliyor olabilir. sobalı evde de kaldım. çıtır çıtır o ses eşliğinde tavana ve duvarlara vuran ışığı izlemeyi çok severdim. bunlar hep güven hissini uyandırıyor bende ve içtenliği. fakat tüm bunlara rağmen en sevdiğim mevsim ilkbahardır. tabiat canlanır. serdar kılıç ın söylediği karahisar kalesini hatırladım bugün ve dinlemek istedim uzun zaman sonra. baştaki cümleleri etkiledi biraz da beni sanırım. ve tabii özlediğim şeyler var bundan da kaynaklanıyor bu yazıdaki anlatılanlar galiba. İlk defa kar yağmasını istememden önce ilkbaharı bu kadar özlediğimi fark ettim. bu kez yanıma termosumu da alarak kumlarda oturup kitabımı okumak ya da bir şeyler çizmek istiyorum. veyahut da kuşlarla konuşmak. asıl sırrı söyleyeyim mi size? en çok bunu özledim. sizlere garip geliyor bile olabilir fakat gerçekten dinliyorlar. tabii krakerleri yerken o ayrı :d sanki elimde bir sürü parçadan oluşan bir yapı var ve ben bu parçaları birleştirdikçe ya hep bir parça artıyor ya da bir tanesi eksik kalıyor gibi. bir türlü doğru şekli oluşturamıyor gibiyim. yoksa bu halim için bir açıklama göremiyorum. kim bilir belki bir gün tamamlanır doğru şekilde. yine uzunca bir yazı oldu. bitirmek icap ediyor. dinlerken uzaklara dalıp gittiğim bir türküyü mırıldanıyorum şu sıralar sürekli. aslında ilk olarak nerede duyduğumu bile hatırlamıyorum ama birkaç ay önce manuş baba nın da söylediğini öğrendim. ve dinlediğim ilk anda ilk duyduğum halini anımsadım ve arayışa geçtim. evlerinin önü yonca türkünün ismi. nermine memedova ve sinan seid in söylediği hali sakinleştiriyor beni. ve söyleme şekillerine benzer şekilde de günlük yaşantımda konuşmayı sevdiğim için bazen daha çok hoşuma gidiyor. geceniz güzel geçsin dedikodu meclisi. bütünlemesi olanlar sizlere de kolay gelsin inşallah çok iyi geçerler. esen kalın👧
snorlax
snorlax
9 gün
herkese iyi akşamlar! bugün hedeflediğim çalışma çizelgesini tahminimden erken bitirince bir şeyler yazayım istedim. bunun rahatlığı var elbette fakat yine de şöyle bir durup önümdeki notlara ve kitaplara bakınca ne kadar uzun bir yolum olduğunu görebiliyorum. bitmesi gereken bir sürü konu, çözülmesi gereken bir sürü soru var. bazen bugün olduğu gibi yerde çalışıyorum. çok eskiden özellikle de okuma-yazmayı yeni öğrendiğim zamanlarda ödevlerimi böyle yapardım. ya da kitabımı okurdum. rahatsız gibi görünse de aksine daha rahat eder, odaklanırdım. zamanla değişmeyen şeylerden biri de bu galiba benim adıma. masada çalışmaktan sıkılıp yere yayıyorum notları bazı zamanlar. sevdiğim bir göksel şarkısı gibi halet-i ruhiyetim huzurlu ama hüzünlü gibi. yine de ufak bir tebessüm ile eşlik ederken mutlu olunan... hani bazen aklımızdan şunları yapsam, şuralara gitsem gibi şeyler geçiyor fakat bir türlü uygulamaya geçilmiyor ya işte öyle şeyler var aklımda benim de şu sıralar özellikle. eskiden farklı olarak uygulamaya çalışıyorum artık. bunun sebebi artık öğrencilikten sonraki aşamaya yavaş yavaş geçme olabilir. ya da daha fazla ertelemek istememem. bakalım ne kadar olacak. birkaç gün önce bir iki kitap almak için kitapçıya girdim. arkadaşımı beklerken dalmış gitmişim. bunu alayım, bunu da alayım derken elimde bir sürü kitap olduğunu fark ettim ve abartma diyerek iki tanesinde karar kılıp çıktım. zaten fuara da çok bir zaman kalmadı. meraklısına burada dipnot olarak da bilgilendirme yapmış olayım o vakit. 20-25 şubat tarihleri arasında tüyap samsun fuar ve kongre merkezinde kitap fuarı olacak. pek çok kitaba ulaşma şansınız olduğu gibi yazarlarla da konuşma imkanınız oluyor. counting stars şarkısı ile bitireyim. geceniz güzel geçsin dedikodu meclisi. kendinize dikkat edin. esen kalın, musmutlu olun 👧
ladylazarus
ladylazarus
10 gün
bugün tüm anlayışsız insanlar toplanıp sinirimi bozmak üzere bir araya gelmişler ve evet başardılar. bu yüzden yine bir filmi ölesiye eleştirip depresif düşüncelerimi tatmine çalışacağım.

dikkat bu yazı spoiler içerir.

ispanyol sinemasına ve dolayısıyla drama ara verip dünya sinemasında farklı filmler ararken, spierig kardeşler yapımı olan predestination filmi, ethan hawke' ye rağmen konusuyla baya ilgimi çekti. filmde, zamanda yolculuk yapan bir ajanın hikayesi anlatılıyor, ben direkt zaman makinesi olan bir şeeğlök hayal ettim fakat elbette filmin bununla alakası yok. başta her şey güzelken, ortalarında filme hakim olan yahudi acındırması filmler tadındaki yersiz dram, daha en başında filmin bir hayal kırıklığından fazlası olmayacağına beni ikna etti. binlerce eleştiri hazırlayıp yaşasın ispanyol sineması diye düşünürken, filmde ilginç şeyler olmaya başladı. olmaz olaydı. filmdeki felsefe temeli, the pursuit of happyness filminden etkilenen plepleri etkileyebilir ancak. mind fuck yapalım demişler fakat böyle bir filme kim kafa yorar onu düşünememişler. leonardo dicaprio gibi kadının yanarak kepçe kulaklı ethan hawke' ye dönüşmesi de baya güzeldi. nolan' ın yeni şeyler öğrendim o zaman hepsini bu filmde kullanayım ampulüyle yapılmış bir film. sürekli olarak kuyruğunu yiyen yılan figürünün kullanılması da filmin amatörlüğünü sergiliyor. waoooow ouroboros, ef- sa- ne (!) aynen kanka

filmde beğendiğim tek şey, kendi kendinle sevişebilme fikriydi. bunu da kendi narsist kişiliğime veriyor, caravaggio' yu selamlıyorum ✋
calimeroo 🤕
calimeroo 🤕
14 gün
İçim acıyor lan içim... ben bunları hak etmedim, kabul etmiyorum şu yaşananları sabahları ağlayarak uyanmayı da hak etmedim, geceleri ağlayarak uyumayı da... kimseye değer vermemek lazımmış bu hayatta bana bunu öğrettiler teşekkür ederim... İçimdeki güzel şeyleri öldürdüler, kırdılar, dağıttılar bunu sevgi adı altında yapanları ayrıca gebertmek istiyorum... beni değiştirdiniz, ben eski ben değilim... öfke ve nefretle dolu değilim morluklar, kırıklar, ezikler, kırgınlıklarla doluyum batıyor içten içe... İçten içe ölüyorum sankide çareler tükenmiş ölmeye terk edilmiş gibiyim... basit bir şey istedim şu hayatta değer verdiğim kadar değer görmek başka bir şey degil bundan kastım ben seviyorum diye birileri de beni sevsin değildi, sevmiyorsa sevmediğini söyleyecek kadar saygı duyarak değer vermesiydi onu bile beceremediniz... çok doluyum ama taşamıyorum, güçlüyüm ben diye diye içime ata ata kendimi yedim ne fedakarlıklar yaptım hala her şey aynı hatta daha beter... dert değil bu anlattıklarım... İç dökme, içimde kalan kırıkları temizleme çabası kimseyi ilgilendirmeyen bir feryat... gözünüzün içine baka baka sizi üzen insandan korkun, kaçın ondan, çıkarın hayatınızdan çıkmıyorsa siz terk edin onun hayatını, beklemeyin sizi tamir etsin diye etmiyor çünkü sizi üzen biri tamir etmeyi bilmiyor öğrenmek de istemiyorlar söyleyeyim... hayatımın içine ettiği için bana dayanılmaz acılar ve hatıralar bıraktığı için herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum... İyi halt yediniz... çok iyi ettiniz ya harikasınız siz mükemmel insanlarsınız... şimdi defolup gidin hayatımdan istenmiyorsunuz... geri de dönmeyin bir gün toparlanır mutlu biri falan olurum belki onun da içine etmeyin... hala umudum var gibi konuştum ama yok bu kadar sevgiye bu kadar acı sığdırilabiliyorsa artik umudum da yok... nefes almak mecburiyetten sadece...
bilginbirkisi
bilginbirkisi
14 gün
bazı şeyler çabuk biter.
sigara çabuk biter; çay, alarm kurulmuşsa uyku, bitmesin isteniyorsa, yol..
yarısında yakalamışsanız çok sevdiğiniz o şarkı çabuk biter.
sarılmış izliyorsanız, film; hızlı yaşarsanız ömür, çok severseniz aşk.
çabuk biter...
Akif Yanbak
Akif Yanbak
14 gün
güzel şeyler de olmuyor değil
ladylazarus
ladylazarus
14 gün
yeni yılın yeni şeyler getirmesi zırvalığına inanmıyorum ama yeni bir yıl deyince insan ister istemez güzel başlamasını diliyor. benimse hasta girdiğim yeni yıl dedemin hastalığıyla devam ediyor. yaşamımda kaybetmekten en korktuğum insan dedem sanırım. onun dışındaki herkesin kaybı yalnızca insancıl, sığ bir acı bırakır fakat onu kaybetmek bana çocukluğumu da kaybedecekmişim hissi veriyor. ciddi bir hastalığı yok ama onu bir hastane odasında görmek dahi çok etkiledi beni. oradan bir an önce çıksın, birlikte pizza yiyelim, o burup ekmekle yesin.. evet yeni yıldan tek beklentim bu.

onearth records'un terrace meetings projesini çok seviyorum. bilhassa proje bünyesinde mercan dede' yi görmek baya fantastik dakikalar yaşattı. sekiz yüz albümünü bilmeyen yoktur diye düşünüyorum, ülkemizde başarılı ve farklı işlere imza attığını düşündüğüm sanatçılardan biridir mercan dede.




konuyla hiçbir ilgisi yok ama dede deyince gecenin parçası olarak aklıma bu geldi. umarım sizin yılınız bu parça kadar keyifli geçer.
Carllucas
Carllucas
16 gün
hiç tanımadığım birine bazı şeyler anlatmak istiyor canım. var mı hiç tanımadığım birini tanıyanınız ? kısacası muhabbet etmek isteyen var mı, hiç tanımadığı biriyle ?
Zeze
Zeze
17 gün
İnsanlara sürekli neyin yapılmaması gerektiği söyleniyor. bence bu o yapılmaması gereken şeye olan meyili artırıyor. İnsanlara bundan çok, neyin yapılması gerekiyorsa onun söylenmesi taraftarıyım. mesela diziler. dizilerde hep işlenen suçlar gösterilir ve ona dikkat çekilir. bu aslında o şeyin tamamen gözler önüne serilmesi ve artmasına sebep oluyor. hatta bi şehirde bununla ilgili deney yapılmış, iyi şeyler izleyen insanlar o iyilikleri yapmaya başlamış. o yüzden yapılan kötü şeylere dikkat çekip, artırmak yerine yapılması gereken güzel iyi şeyler insanlara sunulursa onun yapılması artar diye düşünüyorum. bu çocukların eğitiminde de böyledir. bi çocuğa şunu yapma denmez, yapmaya meyili artar çünkü. onun yerine yapması gereken söylenir ki yolu açılsın, o fikri görsün. keşke benden daha büyükler de böyle düşünse de özellikle tv programları (dizilerden dolayı söylüyorum) buna göre düzenlense. ne biliyim şehirlerin merkezi yerlerinde kocaman ekranlarda birbirlerine gülümseyen insanlar, yardımlaşanlar yayınlansa. bence bi şeyler olumlu yönde değişebilirdi.
Eleni
Eleni
17 gün
kimileri renkleri sever, meyveleri, kokuları, boyaları, çiçekleri, bulutları, gökyüzünü, denizleri, vb. sever. sever de sever. hatta yeri gelir kimileri de yılanları, akrepleri, aydınlıkları, hamam böceklerini, vb. sever. onlar da sever de seveer! sevilir mi be onlar tiksinçler. sevecekseniz güzel şeyleri sevin korkunçlu şeylere ne gerek var. yarasaları sevin mesela. geceleri uyanık kalışlarını, gündüzleri uyudukları uykuyu sevin. en çok da uykuyu! sevilmez mi uyku dediğin efsane sevecenlik abidesi? sevilir tabi. hiçbir şey olmasın mesela. (temel ihtiyaçlarını karşılayabileceğin şeyler hariç tabi. İçinde mi kurusun lan?!) bir sürü uyku olsun, fazlası ile bir sürü hem de. uykuyu sev, uykuyu. :/ sevgili gibi, aşk gibi, kardeş gibi, dost gibi, gibi de gibi. uyku güzel şey, bir de sonsuz uyku var ya hani. tabir-i caiz ise “ölüm”, işte herkes sevmez onu. korkar yani ama öyle böyle bir korku değil. bu yüzden es geçecem onu. biz az ve öz olan uykudan devam edelim. aynen be çok uykum geldi diye bu kadar uykulu cümleler kuruyorum frank. buna da dua et gevşek! “uykusuz gecelerden uykulu halim ile uyku dolu gecelere uykusuz kalıp direnerek uyumaya özlem çeksem de uyumamayı seçiyorum.” şeklinde saçma ama bol uykulu cümleler de kurabilirdim ama kuruyor muyum? kurmuyorum. çoğğk sefiyom bn yha. .s sizi değil, uykuyu. hem ne diyor nazım’cığım?

uyku güzel şey, ümitli şey,
dünyanın en rahat yatağında, kesintisiz uykuya dalmak gibi bir şey
fakat artık kısa uykular yetmiyor bana,
ben artık uyuyup uyanmak değil, sonsuz uykuya dalmak istiyorum.

şiir böyleydi! (size ne nazım’ın şiirini nasıl değiştirdiğimden?.)

Zeze
Zeze
17 gün
yazılarıma bari ihanet etmeseydim. kendime yaptım tamam ama keşke cümlelerim bari yarım kalmasaydı. ben ortalıkta darmadağın kalmışken sözlerim dimdik, büsbütün ayakta kalabilseydi. bu da yarım kalacak. ben ne demek istediğimin başını bile söyleyemeden bu da kalakalacak. diğerleri gibi, ben gibi.
ama yine de başlayacağım.
beynime bi şeyler girmeli, doldurmalı her peteğini. yoksa aklım kendi kendini öğütecek, sonra sıra duygularıma gelecek. her şeyim ağır aksak gidiyor. bataklık gibi. adım atmaya çalıştıkça batıyorum, duruyorum bu sefer ağır ağır batıyorum fark yok. benimle düşünecek birine ihtiyacım var. hiç olmadığı kadar, hatta daha önce hiç olmamıştı. bildiklerim aklıma yetmiyor gibi hissediyorum. zihnimi çok boş ama bi o kadar kalabalık hissediyorum. o yüzden aklım kendini öğütecek dedim. yeni bi şeyler girmezse, yetmezse... üstelik bu sadece bilgi değil, bundan bahsetmiyorum. ek düşüncelere ihtiyacım var. bazı konularda duvara çarpmış gibi oluyorum. bir adım öteye gidemiyorum. dedim ya yetmiyor yani, benim düşüncem yetmiyor. ne yapmalıyım bilmiyorum...
Eleni
Eleni
21 gün
sonunda yarın gece saat 12 itibari ile şu illet 2017 son buluyor. kime ne getirdi bilmiyorum ama bir insana iyi şeylerden çok kötü şeyler getirir mi lan? evet getiriyormuş. bir verdiyse on aldı benden. hayır 2017’yi de suçlamıyorum, insanlar ortak çocuğu. hem de orul orul ortak çocuğu. İçine ettiler senemin. oysa 2016’nın bitmek üzere olduğu saatlerde böyle miydi? değildi tabi. güzel dileklerim vardı. hiçbiri gerçekleşmedi be! gerçekleşenler de kötü sonuçlandı, bu yüzden onları da gerçekleşmemiş sayıyorum. şimdi ergence triplere girip “neden ben?” demeyecem ya da halil sezai gibi “isyaaağğn” diye şarkılara yeltenmeyecem ki bakın, buradayım. öldük mü? ölmedik. nefes alıyor muyuz? alıyoruz. almasak yaşar mıydık? yaşamazdık. nefes aldığımıza göre yaşıyoruz yani anlatabildim miğ. 2018’den de hiçbir şey istemiyorum. İsteyince olmuyor zaten. sağlıkmış, huzurmuş, paraymış hiçbirini istemiyorum. yeter da, bir salın. onu bunu düşünmekten helak oldu senem. lan 2017! sana çok sinirliyim. :/ frank da sinirli. onu benim gibi bir ruh hastasının hayal dünyasına iliştirdin. onun suçu neydi? ben de seni seviyorum frank. :* ne olur, neler yaşanır hiçbir fikrim yok ama ne 2017, ne de 2017 gibi bir sene yaşanmasın, daha kötüsü de yaşanmasın. bunu sadece kendim için istiyorum. herkese kötü değildi. çok mutlu olanlar vardı lan. kıskanıyorum sizi aşağılık herifler. “ağla” dediğinizi duyar gibiyim, no merak. üzerine bir de kudurup zırlayacam.
database
database
25 gün
uyuyup uyanıyor sonra tekrar uyuyor ve tekrar aynı şeyleri yaşıyorum, lanet olsun lanet olması gereken ama lanet olmamış lanet olasıca şeyler
TeddyBear
TeddyBear
27 gün
şu hayatta en çok kendim gibi yaşadığım yaş aralığı 12-15 çünkü ergenliğin mükemmel anlarıydı diyeceksiniz ki hala ergensin evet ergenim ama dışa vuramadığım binlerce şey var onlardan en büyük duygu ise ‘dizideki filmdeki oyunculara aşık olma sonra onların fotoğraflarını kendi profil duvarında paylaşamama ve son olarak onların fotoğraflarını duvar kağıdı yapmamak’ cidden en sevdiğim şeyler onlar. ben hala çocuk ergen olmak istiyorum büyümek istemiyorum o dediklerimi rahatlıkla yapmak istiyorum ablamların ağızına laf salatası olmak istemiyorum insanları takma diyeceksiniz zaten takmıyorum ama ailedeki yakınlarım bir şey diyince sinir oluyorum. böyle yani içimde asla ama asla ölmeyecek bir ergen yaşıyor 🙍🏻‍♀️🙍🏻‍♀️🙍🏻‍♀️

Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)